22 Mart 2015

UPSIDE DOWN


Çoğu zaman uyurken kafamızda kurduğumuz uçuk bir evren gerçekleşmesi mümkün olmayan sıra dışı olaylar bize uyandığımızda keşke aynı yerde olsak da kaldığımız yerden devam etsek dedirtmiştir. Fantastik olan her türlü film ya da kitap beynimizde gerçekten iyi kurgulanırsa bizi farklı dünyalara paralel evrenlere taşır. Bu tarz yapımlar genelde zihninimizi karıştırıp kurcalar ve  normalden iki kat fazla düşünmemizi sağlar. Paralel evren konusunu kitaplardan sonra artık filmlerde ve dizilerde de sıkça rastlamak rastlamak mümkün. Özellikle 2000 den sonra bu tip filmler ardı ardına çekilmekte ve çok da iyi eleştiriler almakta.

Daha önce Christopher Nolan imzalı “Inception” da gördüğümüz yapışık şehirler mantığı Upside Down’da da yer almakta. Yönetmen Juan Diego Solanos fazla beynimizi yormadan zengin fakir hikayesini bilim kurgu ve romantizm ile harmanlayıp önümüze koyuyor. Film boyunca birbirlerine kavuşmaya çalışan iki sevgiliyi Kirsten Dunst ve Jim Sturgess oynuyor. Yukarı baktığınızda gökyüzü olarak gördüğünüz yerde farklı insanların yaşadığı ayrı  yerçekimine sahip bir dünya olduğunu düşünün. İşte filmin tüm kurgusu bu yapıya sahip. Yukarıda üst sınıfların yer aldığı aristokrat ve daha refah bir toplum yer alırken alt dünya dediğimiz yerde ise ezilmiş ikinci sınıf muamelesi gören bir toplum yer almakta. Üst sınıftakiler Transworld denilen iki dünyayı birbirine bağlayan ve köprü vazifesi gören bir şirket ile alt dünyadan petrol sağlıyor.

Yönetmen  film boyunca sömürgeci bir toplum ve sınıf farkları üzerine bir sistem eleştirisi yapmaktan da kaçınmıyor. İki dünya arasındaki temel kural bir dünyadan diğerine geçiş yasağı olması. Sefaletin kol gezdiği dünyada ailesini ufakken kaybetmiş olan ve teyzesi ile yaşayan Adam bir gün dağın tepesine çıktığında yaptığı kağıt uçak yerçekimine karşı süzülerek üst dünyada yaşayan Eden ın yanına düşer. İki dünyayı birbirine en fazla yakınlaştıran dağ sayesinde  Eden ve Adam daha küçük yaşlarında birbirlerine aşık olurlar. Hem ters yerçekimi  hem de tüm yasaklara rağmen bir halat sayesinde bir şekilde birbirleriyle görüşürler ve bunu devamlı hale getiriler. Fakat günün birinde bir devriye tarafından görülünce Eden aniden yüksekten karların içinde düşer o günden sonra bir daha bu ikili asla görüşemez. Adam yıllarca Eden dan haber almaz ve artık öldüğünü düşünür. Fakat bir gün televizyonda Eden’ı görünce muhteşem zekasını kullanarak üst dünyada ona ulaşmak için elinden geleni yapar.

Filmin ana hikayesi bu hatta buna giriş kısmı diyebiliriz. Bundan sonrasında ise Adam’ın yukarıdaki şirkete nasıl girdiği, nasıl Eden a kavuştuğu ,başına neler geldiği ve finalinde ne gibi sürprizler olduğu anlatılıyor. Filmde gerçekten nerdeyse yerçekimi ile dalga geçecek derecede başarılı sahneler var. Tabii ki mantık dışı olaylar olunca ve bazı hataların da olmaması imkansız. Fakat filmin geneline fantastik olaylar hakim olduğunda seyirciyi bu kısımların fazla yormuyor “Biz farklı dünyaların insanlarıyız” cümlesi üzerine kurulmuş film gerçekten bu klişe yargıyı bize çok harika bir uslupla anlatıyor. Engelleri aşıp sevgilisine kavuşmak için Adam’ın yaptığı fedakarlıklar sırasında zekasının sınırlarını zorladığı zekice planlanmış sahneler gerçekten çok başarılı. Bu kadar özgün ve değişik bir senaryo belli ki daha iyi şekilde pazarlansaydı çok daha farklı olabilirdi. Fazla bilinmeyen geri planda kalan film  60 milyon gibi bir bütçeyle çekilmiş ve sadece 22 milyon hasılat getirmiş. Fakat bazı filmleri seyretmek için hasılat ve puana aldanmamak gerekiyor.

Bazen sinema dünyası iyi takip edildiğinde bunun gibi özgün yapımları diğer filmlerin arasından keşfedip çekip çıkartmak mümkün olabiliyor. “Upside Down” her ne kadar tüm yaratıcı fikirlerine ve görselliğine rağmen olumsuz eleştiriler alsa da birçok sinefil tarafından oldukça beğenildi.Bilim-kurgu olsun,fantastik dünyada geçsin içinde aşk da olsun diyorsanız bu filmi ıskalamamanızda fayda var.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.