3 Nisan 2015

THE COBBLER

Şans Ayağıma Geldi

Hem oyunculuk , hem de yönetmenlik yapan Thomas McCarthy’nin  2011 yapımı ilk filmi Win Win ( Kazananlar Klübü) oldukça güzel eleştiriler almıştı. Ardından çektiği “The Cobbler” (Şans ayağıma geldi) ile bu sefer dram ve komedinin yanına fantastik unsurları da ekleyen Thomas McCarthy, Adam Sandler’ın yanı sıra, Dustin Hoffman ,Steve Buscemi ve Ellen Arkin gibi güçlü karakter oyuncularına da filmin kilit rollerini dağıtmayı uygun görmüş. Enteresan bir hikayeye sahip olan “The Cobbler” aslında izleyiciye güzel mesajlar vermeyi de ihmal etmiyor. Kazanılan doğa üstü yetenekleri ve güçleri önce eğlence amaçlı sonrasında ise kendi çıkarlarımız için kötüye kullanma fikrini daha önce Jim Carrey’in “Bruce Almighty” (Aman Tanrım) filmi bizlere güzel bir şekilde anlatmıştı. Hemen hemen aynı giriş bölümüyle başlayan The Cobbler’ın hikayesi bir süre sonra farklı maceralara dönüşüyor.
Max Simkin (Adam Sandler), filmde  nesilden nesile geçen kunduracılık mesleğinin günümüzdeki en son temsilcisini canlandırıyor. Yahudi kökenli Max, babasının aileyi terk etmesinden sonra yıllardır hasta ve bunamış annesiyle birlikte yaşamaktadır. Gündüzleri baba yadigari olan ayakkabı tamirciliğini halen başarıyla sürdürmekte ve kendisi çevresindekiler tarafından çok sevilmektedir. Özellikle yan komşusu olan berber Jimmy( Steve Buscemi) ile çok iyi anlaşır onun sayesinde en sevdiği turşuları elinden eksik etmez. (Filmde neden devamlı bir turşu ikramı var diye düşünen seyircinin merakı filmin sonuna doğru son buluyor.) Max’in rutin bir şekilde devam eden esnaflık hayatı, günün birinde bodrum katında sakladığı eskilerden kalma bir dikiş makinesi sayesinde değişir. Müşterilerden gelen ayakkabıları bu makine ile tamir ettikten sonra ayağına giydiğinde ayakkabının sahibine dönüştüğünü anlayınca çılgına döner. Max için eğlenceli dönem şimdi başlar. Kimi zaman bir Çinli olup çin mahallesinde takılırken, kimi zaman bir çapkın olarak kızların peşine düşer. Yönetmen filmin ana konusunun yanı sıra kentsel dönüşümle ilgili bazı detaylarda seyirciye mesaj vermeyi de ihmal etmiyor. Max, güçlerini her ne kadar başlarda eğlence ve maddiyat için kullansa da sonradan elindeki bu sihiri çok daha farklı bir amaç için kullanıyor. Kendisi için çok özel anılara sahip olan evini asla terk etmek istemeyen yaşlı Solomon’u peşindeki bazı kötü adamlardan koruyan Max, ister istemez başını belaya sokar.

Bir anda sakin ve mutsuz bir adamın hayatını değiştiren bu harika sihir sayesinde film adeta eğlenceli bir masala dönüşüyor. Seyirciye zaman zaman böyle bir güce sahip olsan sen ne yapardın sorusunu sordurtan The Cobbler oldukça akıcı bir senaryoya sahip olduğundan sıkılmak için vaktiniz kalmıyor. Her ne kadar şekil veya beden değiştiren komedi filmlerinde rastladığımız klişe sahneler ve diyaloglar yine karşımıza çıksa bile seyirciyi rahatsız etmiyor. Oynadığı filmlerde mutsuz,sakin ama aynı zamanda çok sevilen,neşeli, eğlendiren karakterleri başarıyla oynayan Adam Sandler ,bu defa biraz daha dramatik bir role hayat veriyor. Filmin en önemli sahnelerinde ortaya çıkan  Dustin Hoffman ise sağlam oyunculuğu ile hikayeye renk katmış. Fazla uzatmadan tadında ve sürpriz bir finalle biten The Cobbler bu türün meraklılarına hoş vakit geçirtecek bir film.