29 Haziran 2015

ARAFTAKİ EV

 Zaman döngüsü affetmiyor

Sanırım son yıllarda izlediğim en güzel açılış sahnesine sahip olan Venezuella yapımı Araftaki Ev (La Casa del fin de Los Tiempos – The House of the End of Time), oldukça ilginç bir senaryo ve kurguya sahip bir film.Yönetmen Alejandro Hidalgo’nun ilk filmi olmasına karşın, seyirciyi memnun edecek düzeyde sıkı bir gerilim filmi olan Araftaki Ev, daha ilk sahnesinden itibaren sizi içine çekerek bir zaman yolculuğu edasında ilerliyor ve sık sık kafa kurcalatıyor. İspanyol filmlerine benzerliğiyle dikkat çeken film aynı zamanda Venezuella’dan çıkan ilk korku-gerilim denemesi.

Hikayemizin başrolü olan Dulce, işsiz bir kocaya sahip (Juan Rose), iki oğluyla (Leopoldo ve Rodrigo)beraber yaşayan bir kadındır. Dulce’nin elinde bir cam parçası ile yerde yatarken başlayan açılış sahnesi, kocasının ölü bulunması ve Leopoldo’nun aniden karanlığa çekilmesiyle beraber hızlı bir ivme kazanıyor. Gözünün önünde kaybolan çocuğunun ve öldürülen kocasının ardındaki gerçeği her ne kadar polislere anlatsa da, Dulce kimseyi inandıramaz ve suçlu bulunur. Hapiste geçirdiği 30 yılın ardından tahliye edilen Dulce, kapıda iki polis korumasıyla beraber trajik bir geçmişe sahip olan evine geri dönerekburada tekrardan yaşamaya başlar. Kendisini tüm olanlardan sorumlu tutan Dulce’nin yardımına, hem bu aileye,  hem de evin geçmişindeki tüm sır perdesine fazla meraklı araştırmacı bir rahip gelir. Yavaş yavaş olayların arkasındaki gizemi çözmeye başlayan rahip, Dulce’nin tüm anlattıklarını, başkalarının aksine tüm dikkatini toplayarak ve ona inanarak dinler. Fakat evin ardındaki olaylar tahmin bile edilemeyecek derecede farklı bir boyuttadır.

Yönetmen filmi tamamen 75 yaşındaki Dulce’nin gözünden bize aktarırken, gitgide karmaşık bir hal alan senaryoyu da çaktırmadan önümüze sunarak bizleri pür dikkat ekrana çiviliyor.Filmin ana karakteri olan Dulce’nin eve geldikten sonra geçmişiyle yaşadıklarını hatırlatan tüm sahneler oldukça güzel planlanmış olduğundan, filme çok rahat konsantre olmamızı sağlıyor. Baktığı her odada evdeki kötü olayları gözünde canlandıran Dulce’nin üzerine yoğunlaşmış gibi görünen Araftaki Ev, bir süre sonra seyircinin tüm dikkatini evin küçük çocukları Leopoldo ve Rodrigo’ya çekiyor.Film boyunca evde yaşanan cinayetlerin sebebine odaklanmamızı sağlayan Alejandro Hidalgo, adeta filme “ben bir puzzle yaptım, artık siz birleştirin” havası katıyor. Ortalarından sonra oldukça akıcı bir şekilde ilerleyen Araftaki Ev,  sonlarına doğru ise bizi geçmiş ve gelecekdöngüsü arasında gelip giden sarsıcı hikayesi ile yoğun bir gerilime sürüklüyor. İzleyicinin aklında soru işareti barındırmayacak kadar kaliteli şekilde yazılmış senaryosu sayesinde,olaylarınyavaştan çözülmeye başlamasıyla biraz olsun kafamız rahatlatıyor. Ailedeki tüm karakterleri oynayan oyuncuların senaryoya uygun doğru bir seçim olmasının yanı sıra, filmin en önemli kilit karakterini canlandıran Leopoldo’yu canlandıran Rosmel Bustamente’nin ufak yaşına rağmen üstün performansı göz dolduruyor. Ayrıca evin bodrum katı olmak üzere tüm odaların ürpertici dekoru ve karanlık atmosferinin oldukça başarıyla tasarlanması filmin seyirci üzerindeki gerilimini fazlasıyla tetikliyor.

Amerika’dan çıkan pek çok gerilim filminden daha güzel bir kurguya ve altyapıya sahip olan Araftaki Ev, mistik ve gizemli hikayesinin yanında , Mama ve The Orphanage (Yetimhane) filmlerine benzer, duygu yüklü dramatik bir yapım olma özelliğini de taşıyor. Dulce’nin 30 yıl daha yaşlandırılmış halindeki makyajın fazla sırıtması ve inandırıcı olmaması dışında pek bir kusuru bulunmayan  2013 yapımı bu filmin,neden iki sene sonra vizyona girdiği de ayrı bir konu. Sonuç olarak Araftaki Ev, çok fazla korkutmayan ama sonuna kadar içindeki gizemi koruyan ve merak uyandıran gerilim dozu yerinde ve özellikle son final sahnesi çok başarılı bir yapım.

Bu Yazım Popüler Sinema'da yayınlanmıştır.