12 Haziran 2015

SAN ANDREAS

Hem binalar , hem çekimler Yıkılıyor !

Deprem faciasını gözler önüne seren CGI harikası San Andreas Fayı’na geçmeden önce , bu tarz filmlerin başlangıcı olan 1974 yapımı Earthquake (Zelzele) filmini hatırlatmakta yarar var. Birçok ünlü oyuncuyu içinde barındıran Zelzele’yi,  günümüz felaket filmleri ile kıyasladığımızda görselliğin daha geri planda olduğunu, karakterlerin yaşam biçimlerine ve hayatta kalma çabalarına daha fazla ağırlık verildiğini görmekteyiz. O zamanlarda görsel efektlerin bu denli ileri seviyede olmamasından dolayı filmlerin, en göz alıcı sahnelerinin  dublörlerle ve gerçek ekipmanlarla çekildiğini biliyoruz. Ancak şimdiki felaket filmlerine baktığımızda ise elle tutulur sağlam bir senaryosunun olmadığını, tamamen yeni çekim teknikleri ve bilgisayar destekli sahnelerle doldurulduğunu söylemek mümkün. San Andreas’da işte bu anlattıklarımızın hepsine şahit oluyoruz. Bu tarz filmlerin zaten fragmanından da karşımıza ne tür bir yapım çıkacağını az çok kestirmek mümkün. Şundan eminim ki izleyicinin birçoğu bunun bilincinde ve ona göre bu tür filmleri seyrediyor, yani görselliğe doyayım, nasılsa konu yoktur, bu da beni tatmin eder mantığı.

Yıllar önce ülkemizde de meydana gelen deprem faciasından sonra böyle filmler karşımıza çıktığında ekran karşısında ister istemez o korku dolu acılı günleri hatırlamadan yapamıyoruz maalesef. San Andreas fayı California’da bulunan Pasifik okyanusuna kadar ilerlemiş olan deprem üretmeye her an hazır oldukça büyük bir fay . Bu fayın kırılması halinde Amerika’nın başına neler gelebileceğinin az çok yaşayanlarda farkında sanırım, ki zaten filmin yönetmeni de bakın böyle olursa başınıza bunlar gelecek diye belli mesajları izleyenlerin gözüne tek tek sokuyor.

San Andreas filmine gelecek olursak, hikayedeki felaketler zincirinin Los Angeles,San Francisco ve California üçlüsünde yaşandığına tanık oluyoruz. Filmin baş kahramanı Ray ,iri kıyım, tamamı kastan oluşan akrep kralımız Dwayne Johnson, bir arama kurtarma ekibinin başı. Nerede başı sıkışmış, yardıma ihtiyacı olan birisi varsa ekibi ile beraber anında orda. Karısından ayrılmış ve tek başına hayatına devam eden Ray’in en çok sevilen yönü ailesine olan bağlılığı. Arada eski karısı Emma ( Carla Gugino) ve kızı Blake ( Alexandra Daddario )’i ziyarete giderek hasret gideren Ray’in aileye bir katkısı da olmuş tabii ki. Blake de aynı babası gibi pratik zekaya sahip ve kendi başına her işini halledebilecek kadar özgüveni olan korkusuz bir kız haline gelmiş. Karaktersiz zengin iş adamı olan üvey babası ile beraber San Francisco’ya gelen Blake, buraya hem tatil hem de iş görüşmesi için gelen iki kardeşle tanışır.Bu arada bilim adamı Profesör Lawrence ( Paul Giamatti ) artçı bir sarsıntıya tanık olur ve  devamlı ölçümler yaparak yakın zamanda başlayacak büyük bir deprem uyarısı için halkı bilinçlendirmeye çalışır. Kısa bir sürede hızla ilerleyen fay hattı kırılmaya başlayınca felaketler zinciri ardı ardına kendini gösterir. Helikopterle yaptığı uçuş sırasında San Francisco’nun yerle bir olduğuna bizzat tanık olan Ray’in yapması gereken tek şey eski karısı ve kızı Blake’i bu felaketten sağ çıkartmaktır. Filmin geri kalan kısımlarında bir yandan Ray’in aileyi birleştirmesine bir yandan da Blake ve depremin kendisine yakınlaşma fırsatı yarattığı Ben ve çok bilmiş kardeşi Ollie’nin yaşam mücadelesine tanık oluyoruz.

San Andreas “2012” filminden sonra bu tarz felaket içeren yapımlara yapışmış olan klişe birçok sahneye sahip bir film. Ray’in ailesini kurtarma çabaları sırasında havada ve karada kullanmadığı araç kalmadığı gibi, yerin yarıldığı gökdelenlerin koptuğu, binaların patladığı ve tsunaminin yer aldığı dev felaketler çeşidinin hiç birisinden kafasına bir taş bile düşmeden sıyrıksız kurtuluyor. Şehrin devamlı yıkıldığı, havada sürekli toz fırtınasının olduğu , etrafta ölü ve yaralıların kol gezdiği bir ortamda ne yapmak gerekir ? Elbetteki türlü şakalar, uzun uzun geçmişle olan sohbetler, sabit bakışmalar ve öpüşmeler. Dünya yıkılır aşk yıkılmaz, aile bölünmez mantığında ilerleyen San Andreas’ta elle tutulur hiç mi bir şey yok. Bu tarz klişeleri göz ardı ederseniz ( ki böyle bir filme geliyorsanız etmek zorundasınız ) görsel olarak çok şey var. CGI tekniğinin tek kelimeyle yıkıldığı, muazzam bir çekim tekniği sizleri bekliyor. Tsunaminin yer aldığı bölümlerdeki efektler, gökdelenlerin yıkıldığını gösteren sahnelerdeki gerçeğe çok yakın planlanmış çekimler , binaların içindeki patlamaların ve yıkılmaların olduğu detaylardaki kamera tekniğinin titizliği, gerçekten akıllara durgunluk verecek kadar mükemmel  tasarlanmış.

Daha önce Journey 2: The Mysterious Island’da Dwayne Johnson’la yine birlikte çalışmış olan yönetmen  Brad Peyton’un böylesine çekim tekniği zor bir aksiyon filminin altından başarıyla sıyrıldığını görüyoruz. Felaket filmleri sevenlerin bayılarak izleyeceği San Andreas, vizyondaki en hareketli, görselliği en doyurucu filmlerden birisi.

Bu Yazım Süper Karga'da yayınlanmıştır.