29 Haziran 2015

TERMINATOR GENISYS



İlk kez 1984’de video döneminde karşılaşmıştım Terminator ile. Benim için sadece kapağındaki yarı robot resim bile eve koşarak gidip seyretmem için oldukça ikna ediciydi. Terminator, ilginç konusu ve barındırdığı bol aksiyonu ile, 80’lerin bilim-kurgu/macera konulu filmlerin arasında yerini en üst sıralara taşımış bir filmdir. İlk filmle beraber tadı damağımızda kalan Terminator, 1991 yılında çevrilen serinin ikinci filmi Judgment Day (Kıyamet Günü)’in sevenlerini fazlasıyla memnun eden başarısı sayesinde büyük bir fanatik kitlesi edinmiş oldu. Yönetmen James Cameron ilk filmdeki  performansının ardından bu defa kendini aşmış ve tüm dünyada ilk kez kullandığı yeni görsel efektler sayesinde bizlere şenlik yaşatmıştı. Yaratılan teknoloji sayesinde Judgment Day’de tanıştığımız T-1000 denilen sıvı-metal alaşımlı her şekle girebilen Cyborg’un değişim geçirdiği her sahneyi hayretler içinde izlemiştik. Ardından gelen üçüncü film Rise of the Machines, serinin ilk iki filminin yanında pek sönük kalmış ve hayranlarını sadece senaryosu boş ama dolu bir aksiyonla baş başa bırakmıştı. Ve bana göre oldukça lüzumsuz olan Christian Bale’in bile kurtaramadığı 2009 yapımı Terminator:Salvation ise tamamen gereksiz bir yapımdı. Arnold’suz bir Terminator seyirciye pek bir şey veremediği gibi, sözüm ona yeni bir üçlemenin daha ilk filminde yaşadığı fiyaskosu ile  kısa sürede unutuldu.

Yıllarca Arnold’un valilik döneminin bitmesini bekleyen Terminator fanlarının içinde her zaman tekrardan bu serinin canlanacağı yönünde bir umut vardı. Sonunda 2015 yılında Arnold Schwarzenegger ne yaptı ne etti yeni bir üçlemenin ilk filmi olan Terminator:Genisys ile nostaljik bir klasiği tekrardan canlandırmayı başardı. Thor: The Dark World ile tanıdığımız yönetmen Alan Taylor eşliğinde hayat bulan Terminator: Genisys, bu defa biraz daha farklı senaryosuyla bizleri geçmiş günlere götürüyor.

Hikayenin başlangıcında yıl 2017: John Connor ve Kyle Reese eşliğinde yaratılmış direnişçi grup Skynet’i dağıtmak üzere Cyborglara karşı mücadele ediyor. Savaşın sonlanmasına yakın akıllı program Skynet’in geçmişteki Sarah Connor’ı (John Connor’un annesi) yok etmesi için T-800’i (bizim eski ilk Arnold) zamanda geriye yollaması üzerine, bunu fark eden  John Connor’da tıpkı ilk filmde olduğu gibi Kyle Reese’i T-800’ün peşinden annesini kurtarması için aynı yıla yani 1984’e yolluyor. Yalnız bu defa Sarah Connor’un yanında çocukluğunda yanına gelmiş ve hala kendisini korumakta olan yaşlanmış bir Arnold, yani T-800 bulunmakta. Bu da bize Terminator:Genisys’de önümüze çıkacak olay döngüsünün eski filmlere göre daha farklı olduğunu gösteriyor. Filmin giriş kısmında geçmiş ve gelecek arasındaki bağı çok güzel şekilde birleştiren Alan Taylor, hız kesmeden ilerleyen aksiyonla beraber seyirciyi, baş belası sıvı metal T-1000’le olan kapışmalarla baş başa bırakıyor. Kısa süren kedi fare oyunundan sonra, yaşlı Arnold T-800’in önderliğindeki  zaman makinesiyle Sarah Connor ve Kyle Reese, bu defa gelecekteki Skynet bağlantılı, dünyanın sonunu getirecek bir proje olan Genisys’ı yok etmek için  2017’e giderler. Genisys projesi aslında fazlasıyla akıllı ve güçlü bir tür işletim sistemi. Film boyunca insanoğlunun sonunu getirecek olan bu geri sayım projesinin tüm sorumlusu olarak gösterilen, teknolojik aletlere bağımlı olan ve sosyal medya ile iç içe yaşayan bizlere de güzel bir gönderme yapılıyor.

Biraz da filmdeki karakterlerden bahsedecek olursak eğer,ilk olarak gözümüze çarpan oyuncu asla bir Linda Hamilton olamayacak kadar çelimsiz ve kısa boylu olan Emilia Clarke. Kendisinin ne eline silah yakışmış, ne de aksiyon sahneleri, Jai Courtney, benim asla ısınamadığım bir oyuncudur o ayrı, fakat nedendir ki ben Kyle Reese rolüne de kendisini hiç mi hiç  yakıştıramadım. Jai Courtney ve yanında çocuğu gibi görünen Emilia Clarke’la beraber filme duygu anlamında hiçbir şey katmadan sonuna kadar oradan oraya koşuşturuyorlar. Yeni T-1000’i oynayan koreli oyuncu kısa süre gözükmesine rağmen sıvı metalin hakkını verirken, bu sene Whiplash’deki  aksi öğretmen rolüyle Oscar alan J.K. Simmons ise kendisine verilen küçücük rolüne sahip çıkmayı ustalıkla  başarıyor. Filmin casting açısından sınıfı geçen en sağlam oyuncusu ise, kesinlikle John Connor’u oynayan donuk suratlı Jason Clarke. Gelelim sürekli moruk diye hitap edilen Arnold Schwarzenegger’e. Yaşlanması dışında karizmasından ve oyunculuğundan bir şey kaybetmemiş olan Arnold, esprili ve sempatik bir T-800 olarak filmi neredeyse tek başına götürüyor. CGI destekli genç hali ile kapışma sahnesi ise gayet hoş bir sürpriz olarak filme renk katmış.

Terminator:Genisys, bana göre eski hayranlarını geçmişe götürerek harika bir nostalji yaşatıyor. Karakter analizi yapmadan izlerseniz oldukça keyif almak mümkün. Yeni nesil izleyenlerin ise bu konuya çok takılacağını düşünmüyorum. Fakat şunu belirtmekte yarar var, Terminator hayatına ilk defa bu filmle başlayanların  bir an önce en azından ilk iki filmi seyretmeleri şart. Yoksa film boyunca ne, nasıl yani gibi sorularla boğuşup durursunuz. Filmi sonuna kadar taşıyan sarsıcı aksiyon sahneleri ise görsellik bakımından eski filmleri aratmayacak kadar başarılı.

Sonuç olarak,eski veya yeni kuşak fark etmeden tüm Terminator ve Arnold hayranlarının mutlu olacağı Terminator:Genisys, zamanda yolculuk , geçmişi ve geleceği değiştirme üzerine yazılmış ilginç senaryosu ile bana göre oldukça akıcı, şaşırtmacalı ve eğlenceli bir film .

Not : Filmin yazılar bittikten sonra gelecek film için  açık kapı bırakan minik bir sahnesi mevcut. Salonu herkes terk etse de siz terk etmeyin !

Bu Yazım Popüler Sinema'da yayınlanmıştır.