6 Haziran 2015

THE AGE OF ADALINE

Yaşlanmayan Mucize

Zaman döngüsü içinde yer alan fantastik bir olay kurgusuna bağlanmış romantik filmler izleyiciler tarafından her zaman çok beğeni toplamıştır. Geçmişe ya da geleceğe gitmeler, ölümsüz olma hali , yeniden doğma ve beden kazanma gibi olgular drama ve romantizmle karıştırılıp güzel bir senaryo ile karşımıza çıktığında bu tarz filmler tadından yenmez bir hale geliyor. The Time Traveler’s Wife , The  Curious Case of Benjamin Button , About Time  gibi masalsı anlatımla işlenmiş romantik yapımlar hem kafamızı karıştırır, hem de bizi başka diyarlara götürür. İşte tür olarak hemen hemen bu filmlerin izinden giden bir film “The Age of Adaline” ( Ölümsüz Aşk) 
.
Filmimiz, 1937 yılında yaşadığı bir kaza sonunda büyük bir mucizeyle artık hiç yaşlanmayacak olan Adaline Bowman’ın romantik ama aslında oldukça dramatik olan öyküsünü anlatıyor. Kaza sonrası kendisinin yaşlanmadığını fark eden Adaline, bu sırrını günümüze kadar kızı hariç hiç kimseye söylemez. Başlarda güzel gibi görünen bu mucizevi yaşam tarzı Adaline’ın yıllar geçtikçe kendisini daha da mutsuz hissetmesine sebep olur. İnsanların kendisinin bu durumunu fark etmesini önlemek için her on yılda bir devamlı yeni kimlikler edinerek ve farklı şehirlere taşınarak yaşamını sürekli değiştirir. Asla kimseyle bir ilişki yaşamayan, aşık olmaktan korkan ve bu gibi durumlar karşısına çıktığında uzaklaşarak kaçmayı tercih eden  Adaline’nın karşısına günümüzde Ellis Jones adında karizmatik hayırsever bir kitap kurdu çıkınca olaylar değişir.

 The Age of Adaline, seyirciyi izlerken Adaline yapan bir film. Düşünsenize, 1908 de doğuyorsunuz yıl olmuş 2015 hala yüzünüzde bir kırışıklık bile yok. Tüm arkadaşlarınızdan, ailenizden neredeyse kimse kalmamış. Çocuğunuz yanınızda anneanneniz şeklinde geziyor, dışarıdan anlaşılması imkansız görünen olaylar zinciri içindesiniz. Yaşadığınız her ortamı, her insanı bir süre sonra terk etmek zorundasınız. Belki de sonsuza kadar yaşayacaksınız ama yalnız ve mutsuz bir şekilde. İşte izlerken hafızanızı zorlayan The Age of Adaline’nın duygusal olduğu kadar ürpertici ve trajik tarafları da mevcut maalesef.

Yönetmen koltuğunda genç bir isim Lee Tolan Krieger var. Daha önce Vazgeçmem Senden ( Celeste & Jesse Forever) adlı hoş bir gençlik filmi yapmış olan Krieger için The Age of Adaline sanırım bir dönüm noktası olacak. Filmin birçok yerinde renklerin ve tasarımların mükemmelliği sayesinde gerçekten tablo gibi sahneler mevcut.  Mekanlar, kostümler, oyunculuk seçimleri her şey yerli yerinde. Ellen Burstyn gibi yaşlı ve usta bir oyuncunun Adaline’nın kızını oynaması hem ilginç hem de çok hoş. Filmin ortasında aniden karşımıza çıkan Harrison Ford, seyirciye adeta oyunculuk dersi verircesine döktürüyor. Özellikle filmin  akışını değiştiren Harrison Ford’un olduğu sahnelerin ve diyalogların dokunaklığı bizi kalbimizden vuruyor.  Adaline rolü için seçilen Gossip Girl dizisiyle parlayan ve kendisi gibi oyuncu olan Ryan Reynolds’un eşi Blake Lively’in oyunculuğu  bana göre beklentilerimin çok üstündeydi.  Bugüne kadar pek fazla filmde yer almayan Blake Lively’i bu filmdeki başarısının ardından sinema dünyasında daha fazla görmemiz mümkün. Başından sonunu tahmin etmenin pek zor olmadığı The Age of Adaline, son zamanlarda izlediğim en keyif veren filmlerden birisi oldu. Senaryonun düzgünlüğünün yanı sıra, oyuncuların da performansı iyi olunca ister istemez filmin büyüsüne kapılıp gidiyorsunuz. Romantik ve dramatik ögelerin yanında hikayenin fantastik bir olay kurgusuna oturtulmuş olması sizi rahatsız etmediği gibi aksine filme bağlıyor. İki saatlik süresi boyunca hiç sıkmayan The Age of Adaline , böyle filmlere bayılırım diyenler için güzel bir kuyruklu yıldız hikayesi.


Bu Yazım Ranini.tv'de yayınlanmıştır.