29 Temmuz 2015

STARGATE SG-1 ( Yıldız Geçidi )


Bilim-Kurgu severlerin yıllarca gözdesi olmuş televizyon tarihinin en uzun soluklu yapımı Stargate SG-1, 1994 yapımı Kurt Russel’ın başrolde oynadığı eski mısır tarihine mistik açıdan yaklaşan Stargate (Yıldız Geçidi) filminden  esinlenerek yaratılmış mükemmel bir dizidir. İlk iki sezon bölümlerin normal seyrettiği fakat 3.sezondan sonra kendi içinde ortak bir konuya bağlanıp uçuşa geçmiş olan dizi tam 10 sezon herkesi ekran başına yapıştırmayı başarmıştır. Eski mısır tanrıları ile uzaydaki diğer yaşayan ırkların yaşam biçimlerini araştırmak üzere kurulu bir ekibin maceralarını anlatan Stargate SG-1, 1997-2007 yılları arasından yayınlanmış ve kendisine inanılmaz bir hayran kitlesi yaratmıştır. Halen bu diziyi bilmeyenler ya da  tekrardan hatırlamak isteyenler için bu nostaljik tanıtım yazısı işinize yarayabilir.

Stargate SG-1, nın bu kadar fazla beğenilmesinde içerdiği hikayenin yanı sıra ana karakterlerin de payı oldukça fazla.. Dizinin en kıdemli ve disiplinli askeri olan Albay Jack O’Neill karakterini canlandıran Richard Dean Anderson’ı 80’lerin dizisi MacGyver’dan hatırlıyoruz. Jack, en önemli yerlerde verdiği kritik kararları ve yarattığı esprili ortamları sayesinde dizinin baş kahramanı ve sevilen bir karakteridir.Ekibin ordu subayı ve kadın karakteri  Samantha Carter (Amanda Tapping) feminist ve sevecen hallerinin yanında insancıl tavırlarıyla da ön plana çıkarak kısa sürede dizinin sevilen yüzü haline gelmiştir. Amanda Tapping bu dizide meşhur olduktan sonra Sanctuary adında bir bilim-kurgu / gerilim dizisinde daha uzun süre rol almıştır. Yine dizinin en sempatik karakteri Daniel Jackson (Michael Shanks) ise arkeoloji ve dil bilimi uzmanı olarak tüm gezegenlerdeki keşiflerde yeni uygarlıkların tanınmasında en önemli rolünü üstlenir. Ekibin diğer üyesi, Jaffa ırkından olan Teal’c (Christopher Judge) ise bir tanrı olarak gördüğü Apophis’in eline düşmüş esir durumundayken SG-1 tarafından kurtarılarak takımın arasına katılır. Kısa sürede ekibe ayak uyduran Teal’c gruptaki pek çok şeye karışmaz, espri yapmaz ve çok ciddidir. Teal’c aynı zamanda kendi ırkının hepsinin bedeninde yaşayan Goa’uld parazitine de sahiptir. Neredeyse dizinin tüm sezonları boyunca bol bol karşımıza çıkacak olan Goa’uld’lar hakkında biraz bilgi vermekte fayda var. Goa’uld’lar parazit bir ırk olup çok tehlikelidirler ve ses efektli konuştuklarından kolayca fark edilirler.Larvalar halinde doğarlar ve insanların bedeninde konukçu olarak yerleşirler. Jaffa ırkındakilerin bedeninde yaşayan bu parazitler çıkarıldıkları zaman bedenin ölmesine neden olurlar. Ayrıca  Goa’uld’lar diğer canlı organizmalarla beraber yaşayabilir ve onların bilincini de ele geçirebilirler. Bu yüzden farklı ırklardan elde ettikleri teknoloji sayesinde tüm gezegenleri gezebildikleri gibi, hastalıkları tedavi edebilir, ölüleri diriltebilir ve yüzyıllar boyu hayatta kalabilirler.

Yıldız geçidi içinden geçildiğinde milyonlarca ışık yılı uzağa insanları taşıyan Naguadah adında bir elementten yapılmış üstünde 39 ayrı sembolün bulunduğu bir cihazdır. Geçide girilen 7 adet sembol sayesinde gidilecek gezegene olan yolculuk başlar. Amerikan Hava Kuvvetleri’nin komutası altında bulunan bu geçit sayesinde SG-1 gibi farklı gruplar oluşturularak başka gezegenlere yolculuk yaptırılır. Bu keşif yolculuğunun amacı, yeni ırklar keşfedip onlarla uyum sağlamak ve iyi ilişkiler kurmaktır. Bir dağın eteklerinde kurulu olan bu üssün başında General George Hammond (Don S.Davis) bulunur ve SG-1 ekibi ile de kendisi ilgilenir ve çok iyi anlaşır. Böylesine bir keşfin ekibe ve üsse getirdiği hastalıklar, virüsler ve farklı türden uzaylılar gibi tehlike arz eden pek çok şey de vardır tabii ki. SG-1’ın gezegen keşfinin yanı sıra diğer görevi de Goa’uld’lara karşı her türlü silah donanımına ve bilgiye sahip olmaktır.

10 sezon boyunca  yapılan keşiflerde ve maceralarda Ancients (Kadimler) , Asgard, Furlings, Nox, Tauri , Tok’ra , Tollan , Jaffa , Alterans, Goa’uld , Replicator, Aschen, Unas, Re tu gibi karşımıza farklı birçok ırk çıkar. Bu ırkların ya da uygarlıkların iyi olanları olduğu gibi kötü güçlere sahip olanları da mevcut tabiî ki. Aralarında en önemli yere sahip olan Kadimler normal insan ırkının ilk evrimidir. Zihin okuma, telekinezi gibi büyük yeteneklere sahip olan bu ırk aynı zamanda gezegenler arası yolculuk yapan en büyük ve en hızlı yıldız gemisi Atlantis’in yaratıcısı ve Dron adı verilen silah sisteminin de sahipleridir. Oldukça fazla sayıdaki bu ırklarla ilgili bilgi vermeye başlarsak eger yazı alır başını gider ve yeni izleyecekler için de bir esprisi kalmaz. Diziyi seyrettikçe bu uygarlıkları tanıyıp onlara iç içe olmanız çok daha iyi olacaktır.

Dizinin ayrıca 2008 yapımı Ark of Truth ve Continuum adında 10.sezondan sonrasında yaşananları konu alan iki adet önemli TV filmi de bulunmaktadır. Eğer halen diziye başlamamış olanlar varsa diziyi bitirdikten sonra bu iki filmi seyretmeleri gerekiyor. Ayrıca dizinin getirdiği başarının ardından Stargate Atlantis (2004-2009 yıllarında 5 sezon süren ve SG-1’ın 8.sezonu ile paralel olarak ilerleyen yan dizisi ) ve Stargate Universe (2009-2011-2 Sezon) adında iki adet Stargate temalı dizisi de bulunuyor. Stargate Atlantis’i mutlaka seyretmenizi tavsiye ederim ki zaten SG-1’i izlerken ister istemez Atlantis maceralarına da tanıklık edeceksiniz. SG Universe biraz Stargate havasının dışında kalan vasat bir dizi olduğundan çok fazla tavsiye etmiyorum. İzleyip izlememek tamamen size kalmış. Diğer önemli iki yapımda Stargate sevenler için hazırlanmış belgeseller. İlk belgesel True Sience, Amanda Tapping’in sunumu ile solucan deliği ve zamanda yolculuk üzerine yapılmış farklı teorilere bilimsel açıklamalar getiriyor. 2.belgesel, Behind The Mythology de ise, oyuncular, yapımcılar ve dizinin mitolojik yönden başarısını anlatan uzmanlar ile yapılan söyleşilere yer veriliyor.

Her bölümde alternatif gerçekler, zamanda yolculuk, teknolojik gelişmeler gibi birçok farklı konuya uzanan Stargate SG-1, bugüne kadar bilim-kurgu seven herkes tarafından olumlu eleştiriler almış, seyrettikçe bağımlılık yaratan ve yıllar geçse de defalarca izlemekten asla bıkmayacağınız bir başyapıt. Başlarda klişe giden 40’ar dakikalık sürede her türlü macerayı bir çırpıda tamamlayan bir dizi olarak başlamış, fakat  sezonlar ilerledikçe senaryosu ve kurgusu oturmuş mükemmel bir bilim-kurgu efsanesine dönüşmüştür. Antik mısır uzaylılarıyla devamlı bir mücadele içinde olan SG-1, bizlere farklı kültürlere sahip uygarlıkları anlatan ve hayal gücümüzün sınırlarını zorlayan yarı aksiyon, yarı felsefik  oldukça eğlenceli bir bilim-kurgu dizisidir.

Tüm sezonları bitirdiğinizde çok üzülecek, Jack’in esprilerini ve ekibin arasındaki harika diyalogları özleyecek ve karşınıza çıkan her bilim-kurgu dizisini Stargate SG-1 ile kıyaslayacaksınız ki bu da size maalesef diğer dizilerden fazla zevk almamanıza sebep olacak. İşte bu yüzden birçok SG-1 fanatiği gibi sizde yıllar sonra bu diziyi arşivinizden çıkarıp tekrar tekrar izleyeceksiniz. Yeni başlayacaklara şimdiden ne mutlu diyorum !

Bu Yazım Popüler Sinema'da yayınlanmıştır.