19 Temmuz 2015

STRANGERLAND



Fırtınanın Ortasında adıyla gösterime giren Strangerland, içinde barındırdığı bir dakikalık kum fırtınası yüzünden bu ismi kullansa da siz filmi orijinal ismiyle bağdaştırarak izlemeye başlayın yoksa çok şeyler bekleyerek hüsrana uğrarsınız. Avustralyalı yönetmen Kim Farrant ilk sinema filmi olan Strangerland’ı, daha önce kendi ülkesinde çektiği  belgeseller ayarında karşımıza çıkarıyor. Nicole Kidman kendi anavatanı Avustralya’da film çekmenin verdiği mutluluktan olsa gerek mükemmel bir performans gösteriyor. Açıkçası kendi adımaNicole Kidman’ı Eyes Wide Shut’dan beri, bu kadar başarılı bir oyunculukta izlediğimi hatırlamıyorum. Tabii bu oyunculuk filmin çıtasını her ne kadar yükseltse de genel olarak Strangerland için çok başarılı bir yapım demek zor.

Fırtınanın ortasında olmasa da, çölün ortasında tuhaf insanların yaşadığı bir kasabada geçen Strangerland, ayaklı pervanelerin karşısında uyumaya çalışan ve baygınlık geçiren insanların yaşamlarını bize izletirken, onlar bunaldıkça biz de burada bunalıyoruz. Hikayede bir ailenin daha öncesinde 15 yaşındaki kızları Lily’nin  başına gelen kötü bir deneyim yüzünden yaşadıkları yerden bu sıcacık kasabaya taşınması ve sonrasındaki bir kaybolma olayı anlatılıyor. Cinsel dürtülerle fazla ilgili bir genç kız olan Lily ve ne olduğu bilinmeyen durgun bir halde gezinen ufak erkek kardeşi Tommy,ansızın bir gece yarısı evi terk ederler, gidiş o gidiş. Sabah evin içinde yaşanan büyük telaşın ardından kasabanın kıdemli polis memuru ve tüm halkı bu geniş çaplı araştırma için seferber olur. Fakat incelemeler sırasında olayların perde arkasında Lily’nin gizli gerçekleri  su yüzüne çıkmaya başlarken bir yandan da Parker ailesinin tuhaf davranışları yüzünden etraftaki dedikodular gittikçe artar.Bu sırada başlayan kum fırtınasının ardından gizemli bir şekilde kaybolan iki kardeşin azgın çöl sıcaklarında çok da fazla yaşam şansının olmayacağı gerçeği üzerine, ailede psikolojik travmalar ve gerginlikler boy gösterir.

Filmin içinde önemli bir yere sahip olan cinsel sapkınlıklar, sanki ailedeki dişi kadın karakterlerin üzerine kara bulut gibi yapışmış bir durumda. Ne zaman neden olduğu anlaşılmayan hâl ve hareketler, karşı cinsi kışkırtmalar yer yer filmin dramatik gidişine ters düşüyor. Parker ailesinin çaresizliğini, ruhsal bozukluğunu çok iyi şekilde analiz ederek seyirciye birebir aktaran yönetmenin bunu başarmasının altında kesinlikle oyuncu seçimindeki titizliği yatıyor.Neredeyse True Detective ile eşdeğer olan Strangerland, aynı dizideki gibi derin karakterler tahlilleriyle iç içe ve oldukça ağır ilerleyen cinayet soruşturmasına sahip bir film. Senaryo daha önce defalarca işlenmiş, klişe bir kayboluş hikayesi olmasından dolayı fazla bir beklenti içine giremiyorsunuz, çünkü hikayede yoğun oyunculuk gücü dışında farklı hiçbir şey yok. Polis memuru David rolünde meşhur Ajan Smith’imiz Hugo Weaving ve Parker ailesinin baba karakterini üstlenen Joseph Fiennes gerçekten filme yakışır şekilde ustaca oynuyorlar. Nicole Kidman’ın alacakaranlıkta çölde sergilediği solo performansı tek kişilik tiyatro gösterisi edasında çok ihtişamlı ve görülmeye değer.

Kasabada yaratılan başarılı mekan tasarımını, kızgın güneşin kasabayı kızıla boyamasının filme kattığı psikolojiyi ve çölde geçen sahnelerin kamera tekniğini gördükçe, filmin daha önce belgesellerle iç içe olan uzman bir ekibin elinden çıktığına hak veriyorsunuz. 2015 Sundance Film Festivali’nde oldukça ilgi görmüş olan Strangerland, benim tarafımdan ilgi görmeyerek bilindik hikayesi ve anlamsız ve boş finaliyle sınıfta kalan, fakat oyunculuk adına övgüyü sonuna kadar hak eden bir film. 

Bu Yazım Popüler Sinema'da yayınlanmıştır.