2 Ağustos 2015

MISSION: IMPOSSIBLE - ROGUE NATION



Çocukluğumuzun dizisi Görevimiz Tehlike, zamanında Mr. Spock’ı bile uzaydan alıp ajan yapmış dönemin en kült casusluk dizilerindendir. Maskeler sayesinde kılık değiştirme, kusursuz planlar, harika bir ekip dizinin ana temasıdır ve yaklaşık 50 yıl süren bir macerası vardır Görevimiz Tehlike’nin. 1996’da Brian De Palma sayesinde dizi beyazperde de Tom Cruise eşliğinde hayat bulmuş ve devam filmleri de yaklaşık her 4 yılda bir yenilenerek seyirciyle buluşmuştur. Ethan Hunt karakteri neredeyse artık Tom Cruise’un üzerine yapışmış durumda. Onsuz bir Görevimiz Tehlike düşünmek artık ne yazık ki mümkün değil. Belli bir yaştan sonra içini korkusuzluk saran ve asla yaşlanmayan oyuncunun adrenalin tutkusu da gün geçtikçe artmakta. Hem oyuncu hem de yapımcı olarak karşımıza çıkan Tom Cruise, her geçen filmde bir öncekinin üstüne çıkabilmek, çıtayı yükseltmek ve izleyicinin beklentilerini karşılamak için farklı yollara başvuruyor. Daha önceleri gökdelen tepelerinde gezinen ünlü yıldız şimdi de dublörsüz olarak uçak tepesinde yer alıyor. Her defasında farklı yönetmenlerin el attığı başarılı serinin son ayağı olan Rogue Nation, Edge of Tomorrow, Jack Reacher, The Usual Suspects gibi başarılı filmlerin senaryo yazarı Christopher McQuarrie  tarafından seyirciyle buluşuyor.

Serinin 4.filmi olan Ghost Protocol’un kaldığı yerden başlayan Rogue Nation , muhteşem bir uçak sahnesi ile açılıyor. Ethan Hunt’ın karşılaşacağı en zor görevlerden birinin ilk adımlarını attığı bu sahneden sonra, kendini aksiyonun kucağına atan film durmaksızın tam gaz ilerliyor. Başından beri çalıştığı örgüt olan IMF ( Impossible Missions Force)’In kapanması ve CIA ‘in eline geçmesi ile yüz yüze kalan Ethan Hunt başını bu defa iki farklı belaya bulaştırıyor. Öğrendiği bu gerçeğin ardından yalnız başına kalan Hunt, IMF’in kendisini didik didik aramasından kurtulup onlara gerçeği kanıtlamak zorunda kalıyor. Ordan oraya koşturan Hunt, kendisine esas hedef olarak da, daha büyük tehdit unsuru oluşturacak olan ikinci baş belası Sendika denen bir Anti-IMF örgütünü seçiyor. Bir yandan kedi fare oyununa dönüşen kovalamacayla ugraşan ve hayalet şeklinde takılan Hunt, bir taraftan da dördüncü filmle beraber oluşan harika ekibini toplamaya çalışıyor.

Rogue Nation, bir yandan James Bond filmlerini aratmayacak kadar teknolojik bir aksiyonla seyirciyi doyururken, diğer yandan da filmin başarılı senaryosunun altında ilerleyen akıl almaz  bir soygun ve suikast oyunlarıyla dolu nefis bir hikayeye el atıyor. Filmin bana göre en unutulmayacak sahnesi olan Viyana operasındaki gerilim yaratan bir müzik eşliğinde gerçekleşen ikili suikast girişimini ve Hunt’ın son anda verdiği kritik kararı mutlaka görmeniz gerekiyor. Bunun dışında BMW’nin araba ve motorsiklet reklamını bol bol gözümüze soktuğu enfes takip sahneleri de filme renk katıyor. Casablanca’nın daracık yollarında başlayan müthiş araba takip sahnesinin yarattığı aksiyon hiç ara vermeden, yerini nefes kesen motorsiklet sekansına bırakıyor. Ethan Hunt, MI:2’deki akrobatik motorsiklet sahneleriyle bizi buluşturan ünlü aksiyon yönetmeni John Woo’dan çok şey öğrenmiş olsa gerek ki bu defa daha farklı ve daha hızlı motorlarla son sürat gaza basıyor. Yönetmenin ve Tom Cruise’ın özellikle CGI tekniğinden mümkün oldukça az yararlanıp, maksimum derecede gerçek sahnelerle filmi doldurmak istemesi, izleyiciye  daha kusursuz ve heyecan dozu yüksek bir aksiyon gerilimi yaşatıyor.

Oyuncu seçimlerine göz atacak olursak, öncelikle son iki filmde diğerlerine göre çok daha başarılı bir cast seçimine rastlamak mümkün. Ghost Protocol ile ekibe katılan Simon Pegg tarafından yaratılan mizah ile daha eğlenceli bir hale gelen Görevimiz Tehlike, Ving Rhames ve Jeremy Renner’ın da yan rollerdeki katkılarıyla izleyiciye tam bir seyir zevki yaşatıyor. Kadın karakterlerin de yine başarısından söz etmek gerekirse eğer, bu defa geçen filmdeki Lea Seydoux’un başarısını ikiye katlayan bir femme fatale karşımıza çıkıyor. Bakışlarını ve mimiklerini  007-For Your Eyes Only’deki Bond kızı Carole Bouquet’e çok benzettiğim Rebecca Ferguson, Rogue Nation’da hem dövüş teknikleri, hem de başarılı oyunculuğu ile adeta döktürüyor. Daha önce pek elle tutulur bir filmi bulunmayan oyuncunun eminim ki bu filmden sonra yolunun açık olacağı garanti. Belki o da günün birinde Lea Seydoux gibi fark edilip, Mission Impossible’dan çıkan bir Bond kızı olabilir. Deliver Us From Evil’da içine şeytan kaçmış bir adamı canlandırarak harika bir iş çıkaran Sean Harris, o çirkin, sevimsiz suratı ve buz kalıbı tavırlarıyla Rogue Nation’ın kötüsü Solomon Lane karakterinin altından gayet güzel şekilde kalkıyor.

Görevimiz Tehlike filmlerinin her defasında daha da iyiye giden bir imaj çizdiğini düşünürsek eğer, Rogue Nation’ın bu çizgiyi daha da öteye taşıdığını görmemek mümkün değil. Bir yandan kendine hayran bıraktıran parlak fikirlerle dolu bir casusluk hikayesi, diğer yandan ihtişamlı çekim teknikleri  ile donatılmış görsel olarak seyirciyi doyuran ve durmak bilmeyen temposu ile son zamanların en sıkı ajan filmlerinden birisi Mission Impossible-Rogue Nation.
Not: Tom Cruise hazır yaşlanmıyorken arayı fazla uzatmadan devam filmleri gelse iyi olur.

Bu Yazım Popüler Sinema'da yayınlanmıştır.