3 Eylül 2015

WHO AM I



Nereye bakarsak bakalım  internet olan her yerde insanlar dağılmış durumda. Kiminin elinde tablet, kiminde cep telefonu, yanındakinde laptop  birisi sosyal medya peşinde, diğeri başkasına eft yapıyor. İçinde internet bulunan her şey iyiden iyiye hayatımıza hükmetmeye başladıktan sonra attığımız her hareket her eylem gün geçtikçe takip edilebilir hale geldi. Teknoloji çağı her geçen gün daha ileri boyutlara ulaştıkça senaristler, yönetmenler internetin başımıza neler açabileceğine dair birçok yapımlar ortaya sunmaya başladılar. Bilgisayar korsancılığında çığır açan hackerlık eylemlerini anlatan filmler hepimizin çok ilgisini çekmeye başladı. Seyrederken filmlerin büyüsüne kapılmamak elde değil. Acaba mı, gerçekten böyle mi  dedirten filmlerin hikayesinin yüzde doksanında gerçeklik payı bulunmakta.

Sneakers (1992) , Hackers (1995), Swordfish (2001) gibi yapımlar bilgisayar korsancılığı üzerine az çok bizi bilgilendirmiş içimize şüpheler sokmaya başlamıştı. Artık neredeyse federal polislerin sunucularından tutun, bankaların sistemlerindeki her türlü detaya hakim olabilen bilgisayar dehaları ve bunların kurdukları gruplar tüm dünyada son yıllarda kendini göstermeye başladılar bile. Adeta sistemle dalga geçen bir hal takınan hacker grupları, istedikleri her bilgiye sahip olabildikleri gibi artık bu maharetlerini bir eğlence haline getirmeye de başladılar. Örneğin, hackerların başını çeken grupların ne meşhur olanları Anonymous ve RedHack’in neler yapabildiğine tüm dünyaca hala şahit olmaya devam ediyoruz. Böylesine gündemde olan bir konuyu bu defa daha önce adından pek söz ettirmeyen alman bir yönetmen  “Baran bo Odar” hayata geçirmiş.

Film 25 yaşında antisosyal biri olan Benjamin’in ünlü bir hacker olan Max’in dikkatini çekmesiyle başlıyor. Benjamin üstün  zekası sayesinde kafaları dağıtan projeleri ile kısa zamanda Clay adındaki bir hacker grubuna dahil edilir. Vendetta misali birer maske takarak kendilerini önce ufak işlerle eğlendirerek vakit geçiren Clay grubu gün geçtikçe tüm dünyaya güçlerini ispatlama gereği duyarlar. Bu hırsları artık bir oyundan çıkar ve olaylar gittikçe büyümeye başladıkça herkesin dikkatini çekmeyi başarırlar. Polis ve İnterpol Clay’in peşine düşer, fakat evdeki hesap çarşıya uymaz ve başka bir hacker grubu da başlarına bela olur.

Filmde yönetmenin başarısını görmemek elde değil. Özellikle metro sahnesindeki karanlık atmosfer, takılan maskelerin ürkütücülüğü , arka fonda çalan ve filme oldukça yakışan techno parçalar , takıldıkları mekanların tasarımları Who Am I ‘ı diğer eşdeğer filmlerden farklı kılan nedenlerden birkaçı. Bu arada filmin ilk başlarda klasik hacker macerası şeklinde gösterilip sonlarına doğru olayların farklı yönde ilerlemesi, gerilimin artması ve finalde ters köşe üzerine ters köşe zincirlemesi, yönetmenin çok iyi iş çıkardığının bir kanıtı. Başroldeki, sıkıntılı ve hafiften sıyırmış Benjamin karakterinin tam anlamıyla hakkını veren genç oyuncu Tom Schilling’in performansı gerçekten izlenmeye değer. Who Am I, her ne kadar bir grup hikayesini anlatsa da aslında tüm detaylar ve konunun ağırlığı Benjamin üzerinde toplanmış.

Önümüzde, son zamanlardaki klişe Hollywood filmlerinden sonra sağlam bir senaryoyla yazılmış bomba gibi bir yapım duruyor. Alman sinemasından hoşlanmam diye ön yargılı olanlara tavsiyem , böylesine heyecanlı ve gerilimi yerli yerinde olan Who Am I ‘a bir şans vermeleridir. Bu arada 2015 yapımı Mr.Robot adlı dizinin de bu filmden fazlasıyla etkilendiğini de söylemek gerekiyor.              

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.