28 Ekim 2015

PAUL HYETT ile RÖPORTAJ


Sosyal medya ve mailler üzerinden devam eden korku filmleri yönetmenleri/ oyuncuları ile yaptığım röportajlar tam gaz devam ediyor. Bir korku filmi fanatiği olarak kendileri ile tanışmak ve yazışmak benim için oldukça heyecan verici. Her ne kadar saat farkından dolayı gecenin bir vakti kendileri ile sohbet etsem de yazışmalar oldukça keyifli geçiyor. Korku sinemasına yeni girmiş ya da henüz yeni tanınmaya başlamış yönetmen/oyuncularla röportaj yapmak onların heyecanını paylaşmak ayrı bir güzel.

Paul Hyett, hoş sohbeti olan ve yaptığı işten çok keyif alan bir yönetmen. Bugüne kadar iki korku filmi çeken ve Descent 1-2, Doomsday, Unknown, Attack the Block vb. gibi birçok filmin makyaj ve özel efektler departmanında görev yapmış olan Paul Hyett, hem Popüler Sinema’da hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları cevapladı.

Paul Hyett’e, bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.

KE- Bugüne kadar birçok korku/gerilim filmlerinin görsel efekt ve makyaj bölümünde görev aldınız? Yönetmelik yapmak nereden aklınıza geldi ?

PH- 20 sene protez alanında çalıştıktan sonra, bir çok yönetmenle çok yakından çalışmaktan, yapım öncesi aşamadan, görsel senaryo taslağından ve bu görsel efektleri sette uygulama planlamasından film yapmakla ilgili çok fazla şey öğrendim. Bu benim için paha biçilmez bir öğrenim süreciydi. Ama bir an geldi  ki artık kendi hikayelerimi kendi vizyonumla aktarmaya doğru bir geçiş yapmak istedim. Sonra ilk filmimle ilgili ne yapabilirim diye düşünürken bana insan kaçakçılığının zalim ve karanlık dünyasında geçen bir film seti önerisinden bahsedildi.

KE-  İlk yönetmenliğini deneyiminiz olan The Seasoning House, çok sarsıcı ve önemli mesajlar içeren bir film. Böylesine trajik bir hikayeyi gerilim filmine dönüştürmek fikri aklınıza nereden geldi?

PH- Aslında bu insan kaçakçılığıyla ilgili bir sürü araştırma yapmış olan yardımcı yazarlardan Helen Soloman'ın fikriydi.  Aklında geneleve hapsedilmiş sağır bir kızla ilgili bir fikir vardı. Bu benim için bu dünyayla ilgili gerekli mesajı verebilecek olan harika bir intikam gerilim filmi için temel oluşturabilecek süper bir önermeydi. Senaryoyu bu fikir etrafında başka bir yazar olan  Conal Palmer 'la beraber çalışarak oluşturdum. Hakikaten çok çabuk oldu. Bunun ilk filmim için harika bir şey ve de fx ağırlıklı olmaktan ziyade oyunculuk bazlı bir şey olduğunu düşündüm.

KE- The Seasoning House'da seyirciyi baştan sona kadar ekrana kitleyen Rosie Day (Angel), 20 yaşında olmasına rağmen çok başarılı bir performans sergiledi. Oyunculuğu ve setteki uyumu hakkında neler düşünüyorsunuz? İleride tekrar kendisi ile çalışmak ister misiniz?

PH- "Seasoning House" filmini çektiğimizde aslında 17 yaşındaydı. Birlikte çalışması harika bir oyuncu hele de yaşı ve ilk filmi oluşu göz önüne alındığında müthiş bir oyuncu. Ayrıca konuşamadığını da düşündüğümüzde ne kadar çetrefilli bir rol aslında. Ayrıca filmin vermek istediği şeyin üstesinden fazlasıyla geldi. Benim yeni filmim " Howl" da da  çok sinir bozucu bir genci kızı oynuyor. Evet ileride birlikte çok iş yapmayı düşünüyoruz.

KE- Bu kadar korku filmine efekt ve makyaj çalışması yaparken mutlaka ilginç olaylar başınızdan geçmiştir. Bizimle en enteresan olanı paylaşır mısınız?

PH- "The Descent" filminin çok fazla zorlayıcı tarafları vardı ve o çok büyük bir işti. İnsanlar bütün o yaratıkları benim yaptığımı düşünüyor ama aynı zamanda bütün o ölü hayvanların, sahte silahların, insan cesetlerinin ve de binlerce kemiğin yapımından benim departmanım sorumluydu. O benim kariyerimi başlatan filmdir bu yüzden sonsuza dek müteşekkirim. Pinewood stüdyolarındaki dondurucu soğuğa rağmen çok keyifli bir işti. 

KE- Bize yeni projeleriniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Korku filmlerine devam mı?

PH- Evet, daha bir sürü korku filmi çekmeyi düşünüyorum (Umarım). Ama bir sürü farklı film türünü de keşfetmek istiyorum. İlk filmim gerçek dünyadaki insan korkularıyla ilgiliydi. İkinci filmim ise kurt adamlarla ilgiliydi. Aynı zamanda korku filmlerinin bütün farklı türleriyle de uğraşmak istiyorum, tabii görsel olarak ve karakter açısından iyi olan farklı hikayeler anlatarak. Ekrana taşımak istediğim bir dolu hikaye var. Bunun yanı sıra bilim kurgu, gerilim ve dramları da işlemek istiyorum. Benim için önemli olan enteresan karakterlerle dolu zorlayıcı hikayeler. Sıradan insanların sıra dışı hikayeleri. 

KE- Şimdiye kadar hiç Türk korku filmi izlediniz mi? İzlediyseniz düşünceleriniz nelerdir?

PH- Hayır, hiç Türk korku filmi izlemedim ama çok İSTERİM.

KE-  Yeni filminiz Howl’dan biraz bahseder misiniz? İzleyicileri nasıl bir korku filmi bekliyor? Afişi bile seyirciyi kendine çekebilecek kadar başarılı tasarlanmış.

PH- "Howl" , son derece kasvetli ve karanlık bir film olan "Seasoning House" 'dan farklı bir şey yapmak için bir fırsattı." Howl " da  filmin eğlenceli ve  eski tip bir yaratık filmi olmasını sevdim. Filmde 70' lerin felaket filmlerindeki gibi örneğin "Towering Inferno" ve" Poseidon Adventure" dakine benzer vaziyetleri sınırlı ilginç karakterler vardı. İnsanlar gerçekten filmin geleneksel yönlerinden hoşlanmış görünüyor. Ben de bunu sağlamlaştırmak için mitolojiden yararlanmaya ve kurt adam filminde mitolojiye çağdaş bir hava katmaya çalıştım.  

KE- En beğendiğiniz 3 korku filmini ve 3 yönetmeni yazar mısınız?

PH- Fimler: John Carpenter'dan " The Thing" ,"American Werewolf in London", "Day of the Dead". 
Yönetmenler : John Carpenter, David Fincher,Brian De Palma.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.