23 Kasım 2015

HÜDDAM



Türkiye’de çekilen gerilim ve gizem dolu hikayelere yer veren, aslında korkutmaktan çok insanı sonuna kadar merak içinde bıraktıran filmlerin hepsi Türk korku filmi adı altına yerleşmiş durumda. Aslında sadece bizde değil, tüm dünyada bu durum söz konusu. Korku adı çok büyük bir kavramı ifade ettiğinden dolayı izleyiciyi içine kolayca çekebiliyor. “… Filmi Sizi çok korkutacak”, şeklindeki pazarlama teknikleri ise, ister istemez seyirciyi büyük bir beklenti içine sokuyor. Film bittiğinde ise, “Bu mu korku” şeklinde yapılan yorumlar, bu defa filmin olumsuz eleştiriler almasına neden oluyor. Korku, kişiden kişiye değişir aslında ama, yapılması gereken şey doğru pazarlama tekniğidir. Hüddam filmi, bu tip reklamların biraz dışında kalarak, içerdiği konunun ana fikrini daha iyi kullanmayı becermiş ve sloganlarında Hüddam davetini ,ilmini ve gizemli bir film olduğunu da, üstüne basa basa kullanmış.
Can ve annesinin başından geçen bir olayın üzerine yazılan Hüddam, farklı bir musallat üzerinden ilerliyor. Anne Derya’nın bir anda hiç bilmediği bir dili kullanması ve duvara yazması üzerine oğlu Can, başlarına gelen bu davetsiz musallat vakasını çözmeye başlar. Olayları araştırmaya başladıkça kendisini annesinin doğup büyüdüğü köye kadar uzanan bir yolculuğun içinde bulur. Annesini ve en yakın arkadaşı Melih’i de yanına alarak köye giden Can, olayların hala devam etmesi üzerine Havas ve Hüddam ilmiyle uğraşan bu işin ustası olmuş Asaf ile tanışıp, kendisinden yardım ister.


Yönetmen Utku Uçar’ın ilk film deneyimi olan Hüddam, içerdiği birçok unsur ile diğer Türk korku filmlerinden kendisini sıyıran bir film olmuş. Her ne kadar “Kişiye musallat olma” gibi klişe bir olaya yer verse de, içinde bağırsakların, saç kesmelerin, kıl tüy gibi büyü objelerinin olmadığı bir film. Bunların tam tersine konusu gerçeklere dayalı bir ilmin üzerine odaklanmış. İçinde cinler aleminin en güçlü tarikatlarına kadar uzanan ürkütücü bir hikayeye sahip olan Hüddam, adeta dini bir belgesel havasında ilerliyor ve seyirciyi içine çekerek, bir ders niteliğinde sonuna kadar devam ediyor. Anadolu’nun ve köy geleneklerinin içine yerleşmiş olan büyücülük işine farklı bir yönden yaklaşan film, Arapça, İbranice ve Aramice konuşmalara fazlasıyla yer veriyor. Filmin bazı yerlerinde bu konuşmaların çok uzun sürmesi ve altyazısının eksik kalması, bu sahnelerin anlaşılmasını biraz zorlaştırıyor. Bunun yanı sıra kullanılan çekim tekniğinden dolayı film, adeta yaşanmış bir öykünün canlandırıldığı belgesel şekline dönüşmüş. Hüddam, found footage tekniğinde çekilen bir film olmadığından dolayı, iç mekan çekimlerinde yaratılan el kamerası havası işi biraz profesyonellikten uzaklaştırmış. Fakat olaylar her ne kadar kurmaca bir öyküye dayansa da, filmin atmosferindeki gerçekçi havayı asla bozmuyor. Zaten filmin esas temeli, korkutmaktan çok merak ettirme üzerine kurulu. Bu yüzden de korkutmaya yönelik ses efektleri, kan ve görsel kurmacalar yerine, sadece set ortamında yapılmış doğal sesler tercih edilmiş. Bu durumda Hüddam, bu tip ögelerin  kullanılmadan da bir korku/gerilim filmi yapılacağının bir örneğini sunmuş oluyor.

Türk korku sinemasının en çok tercih ettiği şey olan “tanınmamış isimlere yer verme” olayı Hüddam filmi için de geçerli. İlk başta gözüken 5-6 kişilik kadroyu saymazsak film, sonuna kadar toplam 4 kişi üzerinden ilerliyor. Zaten bu oyuncular da doğallıkları sayesinde izleyicinin filmden kopmasını engelliyor. En ön planda olan oyuncu başroldeki Derya karakterine hayat veren Fatma Hun, adeta oynamıyor, rolü yaşıyor. Oldukça başarılı bir performans sergileyen oyuncu, filmin en ürkütücü sahnelerinin altından bile kolayca sıyrılmış. Bunun yanı sıra Can karakterini oynayan Çağrı Duran, gergin bir evlat rolüne çok iyi hazırlanmış olsa gerek ki, o gerginliği birebir seyirciye yaşatıyor. Melih (Eray Logo) ve Asaf (Murat Özen) ise yan karakterler gibi gözükseler de, aslında finale doğru filmin en can alıcı yerlerine eşlik ediyorlar.

Hüddam, Türk korku sinemasında gerçeğe çok yakın çekilmiş, sade ve gizem dolu bir film. Aynı zamanda sonlara doğru seyircide biraz kafa karışıklığı yaşatan sürpriz finali ile de göz dolduruyor. “Korkudan öleceğiz, sabahlara kadar uyku yok" gibi beklentiyle giderseniz hayal kırıklığı yaşabilirsiniz. Fazla beklenti içine girmeden filmi dikkatle izlediğinizde, çıktıktan sonra bilmediğiniz bir çok şeyi öğrenmiş olacak ve de Hüddam’ın hikayesini seveceksiniz.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.