19 Kasım 2015

UTKU UÇAR ile RÖPORTAJ



Korku filmleriyle ilgili röportajlarımın bu seferki konuğu genç yönetmen Utku Uçar. Korku sinemasına olan ilgisi ve yönetmenliğe geçiş hikayesi oldukça enteresan olan Utku Uçar’ın ilk uzun metrajlı filmi olan Hüddam, aynı zamanda birçok ilklere de imza atan bir yapım. Hüddam’ın yapım aşamasında yaşanan ve gerçek olaylara dayanan hikayesi de oldukça ilginç. Utku Uçar’la Kadıköy’de bir cafede buluşup, kendi filmi Hüddam ve korku sineması üzerine bol bol sohbet ettik.

Kendisi hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.
Utku Uçar’a  bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.


KE- Müzisyenlikten yönetmenliğe yani sinema sektörüne geçiş nasıl oldu? Bize biraz bu aşamalardan bahseder misiniz?

UU- Aslında sinemaya olan ilgim, müzikten daha önce başlıyor. Hatta müzisyenliğim yok denebilir. Ben daha çok yazmayı, çizmeyi, anlatmayı, görüntü yaratmasını seven bir adamım. Kamera ışık ve kurgu programlarıyla olan haşır neşirliğim gitardan daha eski. Lise yıllarında harçlık çıkarabilmek için sinemalarda gişeci olarak çalışmaya başlamıştım. Hedefim makine dairesinde makinist olarak çalışmaktı. Gişeyi bunun için bir basamak olarak kullanmayı seçtim, öyle ufak planlarım vardı :) Neticesinde 3 ay sonra makine dairesine terfi ettim ve film oynatmaya başladım. Acaba bir gün benim filmde burada döner mi diye bakardım ufak camın arkasından. Uzun bir süre makinistlik yaptım. Eşkıya filminden kalan bir Erkan Oğur fanatikliğim vardır. Bir zamanlar İçerenköy pazarına gece attıkları portakal kasalarından kendime perdesiz bir gitar yapmıştım. Tam olmadı tabii ki. Konuyu araştırmak için tünele gittim ve beni Ekrem Özkarpata’ya yönlendirdiler. Ekrem abi gitar yapımcısıdır. İçeri girdiğimde Erkan Oğur’u gitar çalarken gördüm. Sonrası bende yok zaten. Ekrem abi elimde ki gitara baktı ve “bundan çok güzel saksı olur dedi” hiç unutmam. İşin açıkçası saksıyada benziyordu J  Ses çıkıyordu ama sonuçta. Sonra zaten o gitarı saksı yaptım ben J Makine dairesini bıraktım ve atölyede çalışmaya başladım. Müzik ile olan alakam buradan geliyor. Ekrem Özkarpat ve atölye, benim hayatımı değiştirmiştir. O yaşlarda düşebileceğim en şanslı yere düşmüştüm. Hatta bugün film çekebilmemin de ciddi bir sebebidir orası. Vefadan daha başka birşey hissettiğim duygu. İlgilendiğim asıl konunun sinema olduğunu bildikleri için beni sürekli desteklediler. Ekrem Özkarpat'ın abisi İbrahim Özkarpat zaten ışık şefiydi. Kendisinin çocukluk arkadaşı ve görüntü yönetmeni ise Mustafa Kuşçu’dur. Aradan 10 sene geçti ve filmimde yer aldılar.Bu benim için büyük bir mutluluk. Yazma, çizme, kısa film vs. derken son 3-4 yıldır uzun metraj hayalimdi. Artık daha fazla erteleyemeyeceğim dedim, bir cesaret çektik işte.

KE- Hüddam ilk sinema deneyiminiz. Neden ilk olarak bir korku filmi çekmeyi düşündünüz? Korku filmlerine ilginiz nereden geliyor?

UU- Ben daha çok eğlenceli şeyler yazmasını, anlatmasını seven birisiyim. Korku-gerilim hiç aklımda yoktu açıkçası. Komedi filmi çekmek istiyordum ama o dönem elimde gerçekten çekilir bu diyeceğim bitmiş, komik bir hikaye yoktu, yazamamıştım. Sadece bir filmim olsun hevesiyle yarım yamalak bir sulu komedi de çekmek istemedim açıkçası. Daha sonra uzun metraj film fikrimi Edremit'te yaşayan arkadaşlarım Murat ve Melih'e açtım. Murat benim gibi hayalperest birisidir. Hafta sonu işin yoksa bir aya seyahat yapalım desem, ciddi ciddi araştırır, imkanlarını zorlar ve gelebiliyorsa gelir. Melih bizim tam tersimiz, gerçekçidir ama Melih’ide bozduk tabii. Hafta sonu Edremit'te gezdiğimiz bir köy bizi çok etkilemişti. Hacıarslanlar köyü. Köy o kadar güzel resim veriyordu ki, kısa film vs. çekelim burada, zaman geçsin derken, birden Murat'la bakıştık. Murat'a korku çekelim dedim ve Murat 10 dakika sonra Edremit otogarının çay ocağında senaryo yazmaya başladı.  Melih korku-gerilim işine önceleri çok sıcak bakmadı ama baktı ki biz ciddi ciddi araştırıp yazıyoruz, kıyamadı bize ve o da dahil oldu. İlk filmimin korku olmasının sebebi aslında bir plana dayalı değildir. Köy çok etkileyiciydi ve aklımıza çok iyi bir hikaye gelmişti. Aniden gelişen şeyler
KE- Hüddam ne demek ? Kuran-ı Kerim tarafından yasaklanmış gizli bir öğretiyi konu alan filmin senaryosu Murat Özen ile size ait. Yaptığınız araştırmalardan biraz bahseder misiniz? Nasıl ortaya çıktı Hüddam?

UU-  Hüddam, hizmetkar edinmek demek aslında. Belli duaları okuyup, yine belli adımları gerçekleştirdikten sonra, size bahşedilen bir melek, Hüddam. Birisine birşeyin musallat olabilmesi için çok güçlü bir neden olması gerekiyordu. Yani film başlangıç noktasının cidden sıkı bir sebebi olması gerekti benim için. Birisi musallata uğrayacak ama neden? ve hangi yol ile? Alıştığımız sıradan büyüler vs. saç kesme, hayvan bağırsağı düğümleme, hayvan gözü oyma, vs. gibi şeyler artık hepimizin bildiği folklorik olmuş şeyler. Bizim Türk korkularının çoğu mezbaha gibi, sakatattan bol birşey yok. Sanarsın bütün büyücüler kasap. Filmin hikayesini kurmadan önce ciddi bir musallat sebebi bulmamız gerekiyordu. Ve Hüddam'ı buldum. Konu çok enteresan ve cidden ilmi geldi. Sadece Kuran-ı Kerim de geçmemesi, bütün dinlerin, kitapların konuya değinmesi de ilgimi arttırdı. Bu arada bütün kitaplarda da Hüddam öğreti diye geçer. Hüddam ile alakalı yaklaşık 4 ay epey bir yasaklı kitap edinip okudum. Yasaklanmalarının sebebi ise, konuya eğilip uygulamaya çalışan kişilerin belli bir süre sonra psikolojik sorunlar göstermesi. Ve kitapların basımı yasaklanıp, toplatılıyor. Bir Hüddam daveti ve neticeleri, filmin temel musallat sebebi olabilirdi bizim için. Çünkü içerisinde böbrek ve bağırsaktan ziyade cidden alfabe, matematik, fizik ve astroloji var. Önce Hüddam'ın ne olduğunu tam anlamıyla öğrenmekle başladı. Sonra bu kaynakları doğrulamak için birkaç yere başvurduk, bilgi ve öneri aldık. Çoğu kişi uğraşmamamız gerektiğini söyledi, hatta ihtiyacımız olan birkaç çeviriyi dahi yapmadılar. Tabi bir şekilde çeviri işini halettim ama filmde bazı Arapça ve İbranice konuşmaların alt yazılarını yayınlamadık. Zaten çok öğrenmek isteyen bir şekilde çevirttirir.

KE- Hüddam’ın bilgilerine baktığımızda iki gerçek dini ritüel ve çekim boyunca bir din görevlisinin ekibe eşlik etmesi vb. gibi birçok şeyin ilk defa bir Türk korku filminde kullanıldığı yazıyor. Bu ilkleri biraz anlatır mısınız? Neden bunlara ihtiyaç duydunuz?

UU-  Filmimiz de çok fazla Arapça, İbranice ve Aramice konuşma var. Konuşmaların telaffuzları iyi olmadığı zaman biraz zorlama duruyor. Arapça bilmeyen birisi bir sabah yatağından kalkıp Arapça konuşmaya başlıyor. Burada telafuz çok önemliydi. Komik durmaması gerekiyordu. Bu nedenle biz okuma provalarına bir hoca davet ettik ve sağolsun kendisi 3 ay provalar boyunca oyunculara Arapça dersi verdi. Daha sonra çekimlere davet ettim sağolsun kırmadı katıldı. 2 riskli davet yapmamız gerekiyordu. Onu bunu yazmayın, yapmayın sakın diyen hocaları da çok dinlemediğim için, ben harfi harfine bu daveti yapmak istedim. Ortamda ki gerilimin biraz düşmesi adına hoca da bize katıldı. Hocam çağırıyoruz, gelirse muhatap sensin demiştim, o da korkmuştu hatta :) Dualar eşliğinde çekimlere başladık ve bitirdik diyebilirim. Hoca da kendini filmin bir parçası gibi kabul etti. Filmin ilkleri çok aslında. Örneğin Antik Aramice'nin kullanıldığı ilk yerli film. Kadim dil ve kitaplardan yararlanmamız gerekiyordu. Çünkü Hüddam ilminin tarihi İslamiyet öncesi. Okuma provaları boyunca da oyuncuların gösterdiği azim için ayrıca teşekkür ediyorum. Çünkü kelime kelime çalıştık gerçekten. 

KE- Hüddam’ın  çekim sonrasında hiçbir sanal görsel efekt kullanılmamış. Sizce korku filmlerinde ses efektlerinin arkasına sığınıp, göz yoran hızlı çekimlerle ve bilgisayarla yapılmış inandırıcılığı pek olmayan makyajlarla seyirciyi korkutmaya çalışmak sizce ne kadar doğru bir iş? Bu konuda neler yapılması gerek doğrusu nedir?

UU-  Muhtemelen efektsiz ender korku-gerilim filmiyiz. Bunun nedeni eğer efekt yapsaydık, güzel olmayacaktı. Çünkü bunlar çok büyük bütçe gerektiren işler. Yani After Effect açayım, gölge, alev, şeytan yapayımla çok olmuyor o iş. Greenbox çekeceksen, Yüzüklerin Efendisi gibi olmalı. Yada hiç yapma. Kötü duruyor çünkü. After Effect eğitim sitelerinde, yok göz beyazlatma, göz karartma, ağızdan siyah duman- karınca çıkarma, yüz deformasyon derslerini izleyip izleyip birşeyler yapıyorlar. Birde bunları filmlere koyuyorlar. Bunları bende yaptım ama 20 yaşında. Bir uzun metraj filme koyulacak nitelikte visual fx istiyorsanız, çok paranız olmalı. Yada hiç bulaşmayın. Ben böyle düşünüyorum. Eğer ciddi bütçeleriniz varsa, tabiki visual fx kullanılarak şahaser yaratabilirsiniz. Ama dediğim gibi herşey bütçeden geçiyor. Bu tarz filmlerde atmosfer yaratmak çok önemli. Bunu da ancak görüntü ve ses ile yaratabilirsiniz. Herkesin anlatım dili farklı, kimi derdini yüksek seslerle anlatıyor, kimi başka bir yola başvuruyor. Biz bu gerginliği yaratabilmek için seslerden ziyade senaryoya başvurduk. Örneği gayet sessiz ve sakin geçen, ama cidden gerilmenizi sağlayacak karşılıklı dialoglar var. Bir sese ihtiyaç duymuyorlar. Cümlelerin kendisi gergin ve rahatsız edici zaten. Ses tasarımı gerçekten çok önemli. ama doğru yerde kullanılırsa. Çünkü seyirciyi ses ile sadece bir defa korkutup gerebilirsiniz. Bir daha kandıramazsınız.

KE- Hüddam’ın setinde yaşanan ilginç olaylar var mı? İlk yönetmenlik deneyiminizin bir korku filmi üzerine olması sizi zorladı mı?

UU-  Başımızdan enteresan bir olay geçmedi çok şükür. Zorlandığım bir yer de olmadı açıkçası çünkü görüntü yönetmeni Mustafa Kuşçu ile çalıştım. Daha 3 ay önce Alper Mestçi ile Siccin'i çekmişti. Sonra Hüddam için çalışmaya başladık. Benim için yüksek lisans oldu diyebilirim. Film ekibimiz A dan Z ye harika ve çok deneyimliydi. İlk yönetmenlik denemem olmasına rağmen büyük destek oldular. Herkes herşeyi yaptı diyebilirim.

KE- Hüddam yakın zamanda vizyona giriyor. Korku filmlerini dört gözle bekleyen bir seyirci kitlesi olduğunu biliyoruz. Ne gibi mesajlar vermek istersiniz yeni filminizle ilgili? Seyircileri neler bekliyor?

UU- Yine mi bir cin filmi diyenlere söyleyeceğim tek şey var, hayır. Tekrarın anlamı yok. İyi, kötü bütün örnekleri gördük zaten. İnsanlar Hüddam'ı beğenmeyebilirler, eleştirip yerden yere vurabilirler. Murat, Melih ve ben rahat insanlarız, atış serbest yani. Ancak yine izlediğimin aynısı diyen kişilere filmi tekrar izlemelerini öneririz. 2. bilet söz bizden. Hüddam, kesinlikle sadece bir cin filmi değildir. Yaptığımız özel gösterimlerde şuna dikkat ettim. İnsanlar filmden çıktıktan sonra, film üzerine konuşmaya başlıyorlar. Bu benim için çok özel bir durum. Bana sorular soruyorlar. Ben bu keyfi cidden beğendiğim filmlerden alabiliyorum. Bir filmden çıktıktan sonra o filmin kafası size 30 dakika sonra geliyor ve film üzerine düşünmeye, sorular sormaya başlıyorsanız, o güzel iştir. Filmi izleyenlerden bunu yakaladığımızı görüyorum. Biz iyi bir hikaye ve senaryo vaad ediyoruz. Öncelikle filmimiz bir bilgi bankası gibi. Büyü ve büyücülük ile alakalı bir takım şeyleri ilk defa Hüddam filminde görebilirler. Masalsı ve tarihsel bir durumumuz var. Söylediğim gibi intikam alma, ayırma büyüsü tarzı birşey değil bizim konumuz. İç içe geçmiş 2 hikaye anlatıyoruz. Birinci hikaye filmle birlikte başlıyor, diğeri 50. dakikada. O andan sonra film başka bir yere doğru gidiyor. İçinde ağır gizem barındırdığını ve cidden dikkatli izlenmesi gerektiğini önerebilirim. 

KE- Türk korku sineması, nereye gidiyor? Görüşlerinizi alabilir miyiz? Bir süre sonra cinlerden kurtulup başka konulara geçebilecek miyiz? Örneğin bir dönem fantastik/korku filmi yapılabilir mi Türkiye’de?

UU- Mesela bu yıl özellikle izlediğim Özkan Aksular'ın çektiği Münafık Filmi çok güzeldi. Her sahnesine çok özenilmiş, çok beğenmiştim. Yine aynı zamanda Özgür Bakar'ın Helak Kayıp Köy ayrı bir denemeydi. Fakat iki filmde gişe de başarılı olamadı. Aslında yeni birşeyler üretiliyor, deneniyor ancak bu sefer de yerine ulaşmıyor. Sinema pahalı bir uğraş. Yapımcılar para kazanamadığı projeden bir tane daha yapmak istemezler. Çünkü zararları büyük oluyor. Kimsenin de öyle tahmin ettiği gibi, üç kuruşa çekilmiş, 10 kuruş kazanıyorlar vs. gibi bir durumda yok. Yatırdığınızı alırsanız şanslısınız. Bunun için şu yine mi bir cin filmi diye yazan grubun bu filmlere gitmesi lazım. Çünkü onlar için yapılmış. Gitmesi lazım ki bunların devamı gelsin. O zaman yapımcılar, yönetmenler yeni türler geliştirebilir. Zaman para emek harcayabilir. Fantastik korku filmi bizim genlerimize ters. Fantastik birşey bizi korkutamaz, taşlarız onu biz. 

KE- Yeniden korku filmi çekmeye devam edecek misiniz? Yeni projeleriniz varsa kısaca anlatır mısınız?

UU-  Hüddam'ın ikincisini çekmeyi çok istiyorum çünkü bu hikayenin bir öncesi var. Filmi izleyenler bunu göreceklerdir. Film yeteri kadar ilgi alırsa, hikayenin geçmişini anlatmayı çok isterim. Hüddam 9 gibi bir planım kesinlikle yok ama. Hüddam'ın stüdyo işlemleri ile çok uzun zamandır ilgilendiğim için, hemen ardına tekrar bir korku-gerilim yapmak çok istemiyorum açıkçası. Filmi yaklaşık 1500 kere seyredince artık o başka birşey oluyor. Şu bahsettiğim komik olan ama yazamadığım hikayeyi yazabildim. Onu hayata geçirmek istiyorum. Çok komik bir film olacak o. Hem biraz eğlenmiş olurum. Sonra gerilirim yine o ayrı.

KE- Bugüne kadar sizi en çok etkileyen, favoriniz olan 2 yabancı korku filmini yazar mısınız? 

UU-  Hayvan Mezarlığı ve Shining

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.