29 Aralık 2015

ALPER MESTÇİ ile RÖPORTAJ


Korku filmlerine olan ilgim sayesinde başlamış, bulunduğum röportajlar serisi hız kesmeden devam ediyor. Bu defaki konuğum, Türk korku sinemasına kazandırdığı kaliteli filmlerle tanıdığımız olan Alper Mestçi.  Kendisi ile yakın zamanda Ataşehir’de bir mekanda buluşup uzun uzun korku filmleri üzerine sohbet ettik. Mestçi, komediden gelen bir  yönetmen olmasına rağmen, korku filmlerine olan ilgisini yönetmenlik deneyimiyle birleştirerek Siccin gibi başarılı bir seriyi ortaya çıkardı. Efektleri ve hikayesi ile çok sevilen Siccin, Türk korku filmi sevenlerden de tam not aldı.

Hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları cevaplayan Alper Mestçi’ye bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.

KE- Siccin 2 ile Yaz aylarının en iyi açılışı ve seyircisi sayısı bakımından iyi bir başarı elde ettiniz. Gelen olumlu tepkilerin ardından elde ettiğiniz bu başarınızın devamını yakın bir tarihte New York’ta sürdürdünüz. Farklı ülkelerden gelen birçok korku fanatiği Siccin 2’yi izleme fırsatı buldu. 4. Uluslararası İthaca Fantastik Film Festivali’nde dünya promiyerini yapan Siccin 2’nin bu gurur verici başarı öyküsünden bize biraz bahseder misiniz? Neler hissediyorsunuz?

Alper M. – Herhangi bir festivale başvurmadığımız halde sadece fragmanı görerek filmi istediler, New York’ta bir festivale katılmak hoşumuza gitti tabii ki. Ayrıca Ithaca’da bu yıl Andrzej Zulawski'nin Possession’u, Takashi Miike’nin Audition’u ve Anders Thomas Jensen’in Men and Chicken’i de gösterildi. Çok sevdiğim bu filmlerle aynı festivalde olmak beni çok mutlu etti açıkçası. Possession ise, korku filmlerini bana sevdiren ve korku filmi çekmeme neden olan filmlerden biridir.

KE- Musallat ile başlayan filmografinize baktığımızda aralarda komedi filmlerine de rastlıyoruz. Komediden korku sinemasına geçiş nasıl oldu? Bundan sonraki projelerinizde de yine bir korku, bir komedi filmi şeklinde mi ilerleyeceksiniz, yoksa korku sinemasına daha mı ağırlık vereceksiniz?

Alper M. - Komedi türünde filmler yapmış olmamın en büyük nedeni televizyonda yıllarca komedi işleri yapmış olmamdan kaynaklanıyor. (Şok, Dikkat Şahan Çıkabilir, Zaga vs..) Korku filmlerim komedilerden daha çok gişe yaptı zaten. Korku sineması yönetmen sinemasıdır, komedide ise oyuncunun gişesi öne çıkar. Yani komedi filmlerinin yönetmenlerini pek tanımayız, komedyenin gişesi varsa kimin çektiğinin pek önemi yoktur. Tabii ki daha zor olan, çok fazla emek gerektiren korkuyu tercih ediyorum. Ama sanırım önümüzdeki yıllarda bir psikolojik dram çekeceğim.

KE-  Siccin 3 ile ilgili çalışmalarınız var mı? Varsa kısaca bahseder misiniz?

Alper M. – Evet var ama sürpriz. Siccin 3 çok acayip bir film olacak!

KE- Siccin ile ilgili “Büyü haramdır” diye bir sloganınız var. Türkiye’de büyüye inanan ve büyü yapan kişilerin fazla sayıda olduğu bir gerçek. Büyü yaparak para kazanan kişilerden, filmi izleyenlerden veya çevrenizden bu sloganla ilgili ters tepkiler aldınız mı?

Alper M. - Büyü antik çağlardan beri var olan bir şey. Günümüzde de hala çok fazla yapılıyor. Dolayısıyla büyü var, yapılıyor ve öyle ya da böyle insanların hayatlarını etkiliyor. Yaptıran kişinin de etkiliyor, kendisine büyü yapıldığını bir şekilde öğrenen kişinin de. Büyünün tutup tutmaması çok daha derin bir konu ama büyünün varlığından haberdar olmak bile insan psikolojisini etkiliyor. Ve bu etkiler ne yazık ki hep negatif yönde oluyor. İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilik'te büyü yasaklanmıştır. Slogan yüzünden henüz ters bir tepki almadım. Büyü yapanlar ya da yaptıranlar da bunun kötü bir şey olduğunu biliyor zaten.

KE- Doğaüstü varlıklar ve büyüler ile ilgili bildiğiniz her detayı korku filmine uygulamak çok kolay olmasa gerek. Bu konular ile ilgili ne gibi araştırmalar yaptınız? Çektiğiniz filmlerde, etkilediğiniz ya da örnek aldığınız yabancı korku filmleri oldu mu?

Alper M. – Bu yıl 5. korku filmimi çektim. Ve artık insanlar beni başkalarına anlatamayacakları korkularını, yaşadıkları tuhaf olayları güvenle paylaşabilecekleri biri olarak görüyor sanırım... Yaşanmış ya da yaşanmış olduğu iddia edilen bir çok hikaye ulaşıyor elime maille. Sohbetlerde de ilginç şeyler anlatıyorlar, başkalarının kendilerine inanmayacaklarından korktukları şeyleri paylaşabiliyorlar. Haliyle fantezi kurmak yerine anlatılanlardan yola çıkmak daha etkileyici ve doğru geliyor bana. Ama tabii ki anlatılan 3 dakikalık bir olay film yapmaya yetmiyor. Üzerine başka hikayeler ve hayal gücüyle destek yapmak gerekiyor. Doğaüstü olaylar konusunda alim oldum artık :)

KE- Bu soruyu genel olarak soruyorum. Hem Türk, hem de yabancı korku filmlerini göz önünde bulundurarak cevaplarsanız sevinirim. Korku filmlerinde ses efektlerinin arkasına sığınıp, göz yoran hızlı çekimlerle ve bilgisayarla yapılmış inandırıcılığı pek olmayan makyajlarla seyirciyi korkutmaya çalışmak sizce ne kadar doğru bir iş? Bu konuda neler yapılması gerek doğrusu nedir?

Alper M. – Doğru olmadığını izleyici rakamları gösteriyor zaten. Hikaye olmadan korku filmi yapanlar gişede hüsrana uğruyor. Öncellikle iyi bir hikaye olmalı, ardından hikayeye göre korku sahneleri tasarlanmalı. Zoru ve doğrusu bu... “300 bin lira harcayalım çekelim, 100 bin gişe yaparsa kârdayız” mantığı ile filmler yapılıyor. E haliyle de batıyorlar. Birileri "en kötü korku filmi bile 100 bin yapar" diye bir yalan uydurmuş, birçok yapımcı-yönetmen de bu yalana inanmış durumda. Gişe rakamlarına baktığınızda ise Türk korku filmlerinin yüzde 80’i zarar ediyor ya da ancak maliyetini çıkartabiliyor. Bu oran genel olarak Türk sineması için de geçerli zaten. Yani korku, komedi ya da dram hepsinde aynı risk var. 1-2 yıl içinde denge sağlanacak ve Türk korku filmlerinin sayısı azalacak. Şu an için bir zamanlar her mahallede açılan simit sarayları ve cep telefonculardan pek farklı görmüyorum herkesin korku filmi çekme çabasını. Başka filmlerden çalıntı sahnelerle korku filmi yapmak pek işlemiyor. Zira korku filmi izleyicisi sevdiği türe en hakim izleyicidir. Korku filmlerini 'trash metal'e benzetiyorum ben. Dinleyicisi azdır ama diğer türlerle kıyas kabul etmez.

KE- Korku sinemasında The Thing, Evil Dead, Exorcist vb. gibi hala konuşulan ve bu filmlerden türeyen yüzlerce film var. Sadece Türkiye değil birçok ülkede bu filmlerin esintilerini görebiliyoruz. Türk korku filmlerinin (en azından bazılarının) yıllarca konuşulması ve kült bir film haline gelmesi için ne gibi bir yol izlenmeli?

Alper M. – Korku sineması genelde klişeler üzerine kuruludur. Fakat şu an klişe dediğimiz sahneler ya da fikirler ilk kez kullanıldığında klişe değildi. Eğer film içinde ileride klişe olabilecek sahneler veya fikirler barındırıyorsa bence başarılıdır. Bu da oldukça zor. Kendi filmlerimden örnekle Musallat’taki 'leğendeki çocuk’, Siccin’deki ‘çorba ile intihar’ ve ’tuvalete ekmek doğrama’, Siccin 2’deki ‘dolaptaki cinler’ ve ’sessizlik sonrası çarpılma’ sahneleri üzerinde çok düşündüğümüz özgün sahnelerdir. Tahmin edilmesi kolay, klişeleşmiş korkutma unsurlarını pek tercih etmiyorum. İzleyicilerimin yabancı korku filmlerindekilerden çok farklı ve gerçekçi bir şekilde korku deneyimi yaşadıklarını düşünüyorum.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

Alper M. – Alışmadılar, sadece iyi olanlar izleniyor. Genel olarak 'yine mi cin?’ diye bir eleştiri ile karşılaşıyoruz. Ben paranormal hikayeleri seviyorum ve paranormal bir hikaye anlatacaksam da kültürel faktörlere dikkat etmem gerekiyor. Türk insanı inanmadığı şeyi izlemeyi sevmiyor. Bilim-kurgu, polisiye ve aksiyon izlenmemesinin nedeni de bu. Korku aslında fantastik bir tür olmasına rağmen halk arasında anlatılan inandırıcı hikayeler üzerine kurulunca izleniyor. Musallat ya da Siccin’deki cinleri değiştirip hayalet yapsam filmlerin yapısı bozulmaz. Sadece gişesi düşer. Ne yazık bizim sektördeki korku filmi yönetmenlerinin de çoğu bunu anlayamadı henüz. Onlarca korku filmi yapıldı ve cinler hepsinde başka bir şekilde anlatıldı. Yani dünya korku sinemasından çok farklı şeyler yapmıyoruz. Exorcist'de de anlatılan şeytan, Şeytanın Avukatı'nda da anlatılan şeytan. Fakat iki şeytan arasında büyük fark var. Filmde cin var diye filmlerin aynı olması gerekmiyor. Amerika'da 'niye hep süper kahraman filmi?' diye soruyorlar mı? :)

KE- İlk filminizden bugüne kadar çektiğiniz filmlere gelen tepkiler nasıl oldu? Seyircinin en çok beğendiği ve inanarak izlediği film hangisi sizce?
Alper M. - Musallat çok beğenildi ve aradan 8 yıl geçtiği için kült oldu. Siccin henüz 1 yıllık bir film olduğu halde Musallat kadar konuşuldu, beğenildi ve kısa sürede marka oldu. Siccin 2 korku dozu en yüksek filmim oldu. Ama Siccin 3 kesinlikle en büyük filmim olacak. Ben detaylara çok takıntılı biriyim. En çok da filmin kurgu aşamasında detaycı oluyorum sanırım, çünkü kurguda artık dış etkenler azalmış oluyor. Çekimdeki oyuncunun performansı, hava şartları, teknik sorunlar bir şekilde atlatılmış oluyor. Elinizdeki malzemeyi en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceğinize kafa yoruyorsunuz. Ancak her aşamada benimle aynı detaycılığı gösteren, film neyi gerektiriyorsa prodüksiyon anlamında onu sağlamak için uğraşan Muhteşem Tözüm gibi bir yapımcıyla çalışıyor olmak büyük şans. Aslında Siccin serisindeki en büyük şansım müthiş bir ekiple çalışıyor olmam. Ersan Özer, Melodi Tözüm, Okan Sarul, Efe Hızır, Alev Ünal, İlona Levi, Erhan Güler… Gerçekten müthiş bir ekibiz.

KE-  Korku filmi setlerinde makyajlar, efektler, dekorlar vs derken ürkütücü bir ortam yaratıldığı kesin. Şu ana kadar çektiğiniz filmlerin setlerinde başınıza gelen en ilginç anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Alper M. – Her sette ilginç olaylar ve aksilikler yaşanıyor ama film korku filmi olunca ‘acaba?’ diyoruz. Bunu tanıtım, reklam malzemesi yapmanın doğru bir şey olduğuna inanmıyorum ama korku filmleri bu yorumlara daha açık. Bir ay boyunca settesiniz ve 90-100 kişi çalışıyorsunuz. Bir kazanın yaşanmaması mümkün değil. Yaralanmalar ve kazalar her sette oluyor. 'Paranormal olaylar oldu mu?' diye soruyorsanız, çok yoruma açık. Örneğin sete ziyarete gelen bir arkadaşım eve döndüğünde banyosunda küvette çırpınan iki tane karga bulmuş. Apartman boşluğuna bakan camdan girmiş kargalar ve deli gibi bağırıp duruyorlarmış küvette. Korkunç bir durum. Ama o arkadaşım bizim sete gelmeseydi o kargalar oraya girerler miydi bilemiyorum. Kelebek etkisi :)

KE- Çok korku filmi izler misiniz? Favoriniz olan 3 korku filmini yazar mısınız?

Alper M. – Korku filmlerine ilgim 80'lerde 'videocu' diye tabir edilen dükkanlardan, oradan kiralanan Betamax ve Vhs kasetlerden geliyor sanırım. O dönemde özellikle 60'ların ve 70'lerin karanlık atmosferli korkuları (Repulsion, The Wicker Man vs..) beni çok etkilemişti. Sadece korku değil genel olarak çok fazla film izliyorum. Özellikle Kuzey Avrupa sineması favorim. Hepsi korku sayılmasa da sıralamam şöyle:1) Possession - Andrzej Zulawski (1981)- 2) Repulsion - Roman Polanski (1965)- 3) Don’t Look Now - Nicolas Roeg (1973)- 4) Calvaire - Fabrice Du Welz (2004)- 5) Caché - Michael Haneke (2005)

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.