9 Aralık 2015

MARCUS DUNSTAN ile RÖPORTAJ




Korku/gerilim sineması üzerine yaptığım röportajların bu seferki konuğu, benimde favori filmlerimden olan The Collector ve The Collection serisinin yönetmeni, Marcus Dunstan. Kendisi aynı zamanda Testere IV-V-VI ve Final VII (3D) filmlerinin de senaristi. Sorduğum soruları büyük bir titizlikle cevaplandıran Marcus, aynı zamanda filmin çekim tekniklerini adeta bir ders niteliğinde bizlere anlattı. Özellikle röportajın en keyifli kısmı ise, filmin ince detaylarını ve set tasarımlarını ele aldığı bölümler. oldu.
Kendisi hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere sorduğum  soruları beni kırmayarak cevapladı.

Marcus Dunstan’a  bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.


KE- Patrick Melton ile beraber Testere IV-V-VI ve Final VII (3D) gibi korku sinemasındaki  önemli bir serisinin senaryolarını yazdınız. Nasıl ortaya çıkıyor bu kadar güzel fikirler? Bize ikinizin arasındaki ortaklıktan ve uyumdan biraz bahseder misiniz?

MD- Biz, hayatın içinde olan şeyler yaşadık, herkes gibi trafikte sıkıştırılmış ya da kabadayılık yapanların zorbalıklarını görmüşüzdür. Bizlerin canımızı sıkan bu durumlar karşısında aklımıza gelen ilk düşünceler şunlar olurdu. Bu durum bir çizgi roman senaryosu, ya da Alacakaranlık kuşağının bir bölümü olsa, bu korkutucu tiplere nasıl bir ders verebilirdik diye kafa yorardık kesin. Bu sorgulamamız aslında karanlık bir çizgide ilerliyor ve aynı anda hem korkunç, hem de karanlık bir mizah barındıran bu düşünceler aynı yerden geliyor. Patrick ve ben hikâyelerde bu dürtüleri serbest bırakma konusunda şanslıyız. Gerçek hayatın terörünü kovmak için paylaşılan deneyimlerimizi korku yoluyla aktarıyoruz. Patrick’le çalışmalarımızda gençliğimizin ve yetişkinliğimizin deneyimlerini, gelecek korkularını derleyerek hikâyelerin adrenalini haline getirip paylaşmaktan zevk alıyoruz. İzleyiciye yönelik,  kötü bir günün kalıcı bir tasviri için korku filmlerine her zaman ihtiyaç vardır ve bu düpedüz iyileştirici etkisi olan bir durumdur.

KE-  Benimde favori filmlerimden olan The Collector ve The Collection gibi oldukça heyecanlı ve gerilim dolu iki filmin hikayesini yine beraber yazdınız, fakat filmi yönetmek size kaldı? Neden tercih edilen siz oldunuz?

MD- Ben Iowa Üniversitesi'nde sinema okudum. Iowa Üniversitesi o zaman en iyi film programını içeriyordu. İkinci dünya savaşından kalma BOLEX kameralarla orada film çektik, film kurguladık ve kayıp bir zanaat olan kendi negatiflerimizle uyumlu hale getirdik. Bunların hepsi, yani dersler ve alternatif filmler ile denemeler bizim için olağanüstü bir eğitim zemini oldu. Iowa Üniversitesi sinema okulu yapımcı ve yönetmenlerden meydana gelen eğitim kadrosuyla kendilerine ait bir tarzda, kendi filmlerini yaratmak için her öğrenciye şans verir ve böylece çok farklı bakış açılarını hayata geçirir. Dijital dönemin bir dizi avantajı olmakla birlikte eski tip filmin farklı hareket alanları var. Film rulosuyla 2 buçuk dakikalık çekimde kamerada düzenleme yapılması için görüntülerin ne olduğunu görmek gerekiyor ve bu tüm hikâyeyi etkiler. Her çekim film için farklı bir sıçrama meydana getirir. Başa sar tuşu yoktur, tekrar izlemek için zaman yoktur ve bir sonraki çekime geçilir. Bu yüzden çekimden önce prova üzerinde daha fazla durulur. Iowa üniversitesinde film çekerken karşımıza çıkan beklenmedik görüntüler, hatalar, objektif yansımaları, ışık sızıntıları ve film çizikleriyle uğraşmak sinema alanında her birimizi teşvik ederek hayatımızın en büyük tecrübesi oldu. Bence film kusurları mükemmeldir. Dijital hata bunu sona erdirdi çünkü bu kullanışsız veri demektir. Bunlar bozuk ve işe yaramazdır.
Benim ikinci filmi çekmek için fırsatım oldu ama o zaman bile, filmin ana fikrini anlatan fragmanında görünmesi için kısa bir sahne çekmiştim. Diğer gerilim filmlerini çekenlerde bizim arkadaşlarımız, en önemlisi kendisi de bir yönetmen olan John Gulager; özveriyle filmde rol aldı ve tekniğini bizimle paylaştı. John kameranın şairidir ve ekiple eşsiz bir uyum içinde çalıştı.

KE- The Collector ve The Collection birbirini tamamlayan ve akıl almaz tuzaklarla dolu bir seri film. Testere’de olduğu gibi akıl oyunları içeren tuzaklar üzerine hikayelerde oldukça başarılı bir ikilisiniz. Beraber yazacağınız bu tarz hikayeleriniz ve projeleriniz var mı?

MD- Son birkaç yılda yazar olarak bilim kurgu (Rise, Outliers) ve aile hikâyeleri (The Stuff of Legend) gibi farklı filmlere odaklanmıştım. Her proje kendimizi geliştirmek için bir meydan okuma ve bu deneyimleri sinema salonunun karanlığında izleyicilerle bu zenginliği paylaşmak istiyorum. Televizyona güçlü bir giriş yapmasını beklediğim Monstropolis, televizyonda korkunun altın çağında terörü ve hikâyenin karışıklığı ile dikkat çekip keskin kenarını oluşturacak. Biz Universal’in ikonik karakterlerini yeniden ele alıp onlara taze kan getirme konusunda heyecanlıyız, insanlar her bölümde yeni bir canavarı görecekler bunun için sabırsızlanıyorum.

KE- Bir John Carpenter klasiği olan Halloween’in yeni versiyonunda adınız geçiyor. Yönetmenliğini yapacağınız Halloween Returns projesi hakkında bilgi alabilir miyiz? Bu oldukça heyecan verici bir durum.

MD-  Umarım Halloween gerçekten döner ve dönüşü hemen olur. Bu yolda bazı duraksamalar olsa da vizyon şansı bulma konusunda biz, yapımcı Malek Akkad ile işbirliği yaptık. Böylece dönüş filmi, 1978 yılındaki orijinal halini oluşturması ve bu duruma gelmesi için 30 yıl beklemiş gibi oldu.

KE- The Collector ve The Collection set tasarımı da çok başarılı olan filmler. Her saniyesi gerilim dolu olan bu sahneleri çekerken sette en çok nelere dikkat ettiniz?

MD- Koleksiyoncu filminin set tasarımı evde gizlenmiş kötülük fikrine dayanıyordu. Gün ışığında evde yürümek tehlikeli görünmezdi ama gece ev ölümcül görünüyor, her gölgede saklanan ölümcül bir tuzak gizli. Ermanno Di Febo-Orsini set tasarımlarının yanında Michael Barton ile beş farklı lokasyondan ev tasarımı sundular. Bunlar; Bir hukuk firmasının bodrumu, bir çiftlik evi, başka bir evin iç mekânı ve koridorunu inşa ettiler ve beklentilerin üzerinde mükemmel set tasarımları yaptılar. Konsept tasarımını yapan Norman Rockwell, hikâyedeki evin tasarımını ilginç tutmak için tekniğini söylemiyordu ve ayrıntılar aşırı yakın çekimlerde ortaya çıkıyordu. Koleksiyon filminde, bir katilin sığınağına girme fikri muazzam şekilde eğlenceli olmuştu. Argento Hotel hikâyede Koleksiyoncunun dünyaya nasıl baktığını başka şekilde anlattı. Set tasarımcısı Grace Walker, sanatçı Anthony Leonardi ve heykeltıraş Gary Tunnicliffe sayesinde set tasarımları filmde bir karakter haline geldi.

KE- Bu kadar titizlik gerektiren çekimler sırasında yaşadığınız en zor anlar nelerdir? Bizimle paylaşır mısınız?
  
MD- Her bir film bir dayanıklılık testidir. Her film bir kar tanesi gibi eşsizdir. Her filmin en zor anı bitirmektir. Üretim böyle kapsamlı bir deneyimdir. Ben bitirmek için zorlanma kısmını seviyorum. Her şey iyi giderse geriye bakıp gülümsemek için umut ederim, çünkü hepimiz kameranın diğer tarafında benzersiz bir deneyim paylaşıp beyaz perdede karanlık bir film ortaya çıkarmak için uğraşıyoruz.

KE- En beğendiğiniz 2 korku filmini ve 2 yönetmeni yazar mısınız?

MD- 3 FAVORITE MOVIES 1. John Carpenter's THE THING / 2. SUSPIRIA / 3. ALIENS 
3 FAVORITE DIRECTORS 1. Dario Argento / 2. John Carpenter / 3. Brian DePalma

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.