21 Aralık 2015

STAR WARS: THE FORCE AWAKENS


Uzun zaman önce çok uzak bir galakside yaşanan destansı ve epik bir serüvenle hayatımıza giren,  dünyanın en büyük fan kitlesine sahip Star Wars efsanesi, Return of the Jedi filminin yaklaşık 30 sene sonrasını anlatan son filmi Star Wars: The Force Awakens (Güç Uyanıyor) ile yeniden ortalığı ayağa kaldırıyor. Disney’in eline geçtikten sonra atağa kalkan Star Wars, George Lucas’ın eski köye yeni adet mantığıyla yarattığı Prequel filmlerinin ( Episode I-II-III ) yapısından uzak ve tamamen eski bir kalıpla, bu defa J.J. Abrams’ın elinden geçiyor. George Lucas’ın rengarenk, ışıltılar içinde çektiği animasyon filmlerinden farksız son üçlemesi her ne kadar yeni nesile hitap etse de, eski Trilogy’i seven kuşağın beğenisini maalesef kazanamamıştı. Hikayenin geçmişine inerek güzel bir fikri ortaya çıkartan Lucas, eski tarz çekimlerden ve sadelikten uzak, tamamen CGI tekniğiyle playstation oyunları havasında bir Star Wars ortaya çıkarmıştı. Seri tamamlandığında ise, izlenme sırasına göre seyrettiğinizde, iki üçleme arasında görsel bakımdan uçurumlar vardı. Eski serinin en güzel filmlerinde senaristlik yapan Lawrence Kasdan’lı yeni hikaye “The Force Awakens”, J.J.Abrams’ın kontrolü ele almasıyla bu kez tam bir Star Wars havasına bürünmeyi başarmış.

Eski üçlemenin nostaljik yapısına sadık kalmak üzere işe koyulan yapım ekibi, Han Solo & Chewbacca’nın külüstür gemisi Millenium Falcon başta olmak üzere, X-Wing ve Tie Fighter gemilerini birebir boyutlarda yeniden yaratmışlar. Yeşil ekrandaki setlerin yerine filmin tüm setleri sıfırdan inşa edilmiş. Ayrıca filmdeki tüm yaratıkların gerçek kostümler ve plastik makyajlar ile tek tek yeniden üretilmesi işin gerçekçilik boyutunu üst seviyeye taşımış. Filmi seyrederken Episode IV’de Han Solo’nun başını belaya bulaştırdığı Cantina’daki yaratıkların birçoğunu ve benzerlerini yeniden görmek bile bizi yeniden eski günlere götürüyor. R2-D2 ve C-3PO’nun yanı sıra, yaşlanmış olmalarına rağmen hala yeteneklerinden bir şey kaybetmemiş olan Han Solo (Harrison Ford) & Leia (Carrie Fisher)’ı hikayenin en can alıcı yerinde tekrardan izlemek, istemeden yüzümüzde tatlı bir tebessüme yol açıyor. Ortadan kaybolmuş olan Luke Skywalker ‘ı nerede göreceğiz beklentisi ise, filmin gizemine gizem katan en büyük faktör.

Aradan geçen 30 yıla rağmen Galaktik Senato’da yine karanlık bir durum hakim ve ortada “İlk Düzen” adında yeni bir askeri organizasyon var. En gelişmiş silahlarla donatılmış stormtrooperlarla dolu olan İlk Düzen’in tüm ekibi, bu defa Death Star’dan çok daha büyük bir yıldız destroyeri olan Finalizer’da toplanmışlar. Birliğin başında büyük bir lider olan Snoke ve onun yanında yardımcısı olan Kylo Ren (Adam Driver) bulunuyor. Kylo Ren, Luke Skywalker’ın öğrencisi iken karanlık tarafa geçerek Ren Şovalyelerine katılan yeni serinin eski Sith’i yani kötü karakteri. Darth Vader’ın izinden giden Kylo Ren, oldukça güçlü yanları olmasına rağmen, birliğin içinde kompleksli ve kendine güveni olmayan bir çırak şeklinde takılıyor. Ren Şovalyeleri ve Trooperlar ise, asilerin elinde bulunan bir haritanın peşindeler. Trooperların artık isimleri yok, onun yerine seri numaraları var ve eskisine göre taktik olarak çok daha iyiler, ekipmanları ise daha fazla. Leia Orgena, asiler birliğinin başında ve komutanın merkezinde. Han Solo ve Chewy yine ortalarda gezinen, ona buna borcu olan iki kaçakçı. Rey (Daisy Ridley ), Finn(John Boyega), Poe Dameron (Oscar Isaac) ise yeni filmin ön planda olan kilit karakterleri. Rey, Jakku gezegeninin çöllerinde yalnız başına yaşayan ve uzay gemilerinin hurdalarını toplayıp satan bir kız, aynı zamanda ise deneyimli bir pilot. Finn, asilik yaparak direnişçilerin arasına geçen ve geçmişinden kaçan bir trooper. Poe Dameron, direnişçilerin en iyi ve en deneyimli X-Wing pilotu. Yanında ise Wall-E’yi andıran sevimli ve sadık bir droid olan BB-8’i var. BB-8 film boyunca yaptığı sevimli halleri ile adeta yeni serinin R2D2’si olma yolunda.

Yeni karakterlerin oyunculukları çok üst düzeyde olmasa bile, üstlendikleri rollere çok yakıştıkları bir gerçek. Force Awakens’a hiç yakışmayan tek karakter ise, filmin nostaljik yapısına ters düşen ve Darth Sidious havasına bürünmüş olan Snoke. Filmin birçok yerinde eski filmlere yollanan ufak mizahi göndermeler çok keyif verici. Senaryo ise, karışık ve içinden çıkılmaz bir şekilde değil, tam tersine hikayede her şey çok sade ve net işlenmiş. Tatooine, Hoth ve Endor’a benzeyen mekanların ve Jakku’daki yaratıkların tasarımı, X-Wing ve Tie Fighter’ların kovalamaca sahneleri, Destroyer’ın koridorları gibi detaylar adeta Episode IV ile köprü görevi yapıyor.

Yeni serinin bu ilk filmi The Force Awakens ile J.J.Abrams yeni nesilden çok eski kuşağın sesine kulak veriyor. Yarattığı karanlık atmosferin yanı sıra, yeşil ekrana sadık kalınmayan eskitilmiş çekim teknikleri sayesinde, filmi retro bir havaya sokarak o eski nostaljiyi tekrardan yaşatıyor. Ayrıca Abrams, dozu yerinde olan romantizmi ve mizahı da filmde iyi kullandığından hiçbir sahne gözümüze batmıyor. Filmin sonunda ise, gelecek filmlerde kullanmak üzere açık kapı bıraktığı çok fazla sahne de mevcut. Çok önemli sürpriz sahnelerin de içinde bulunduğu The Force Awakens, eski filmlere oldukça sadık kalan, özlediğimiz Millennium Falcon’u seyirciye bol bol gösteren gerçekten Güç’ün uyandığı bir film olmuş.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.