24 Ocak 2016

MEHMET CERRAHOĞLU ve ERGUN KUYUCU ile RÖPORTAJ


Baskın: Karabasan filminin yönetmeni Can Evrenol ve oyuncusu Görkem Kasal ile yaptığım röportajın hemen ardından “Baba” ( Mehmet Cerrahoğlu) ve “Remzi” ( Ergun Kuyucu) karakterlerine hayat veren ve filmin en önemli iki oyuncusu ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdim. Kadıköy’de deniz kenarında bir cafede çay, kahve eşiğinde uzun uzun harika bir sohbet yaptık. Can Evrenol’ın da sürpriz ziyareti ile ortalık iyice şenlendi. Hep beraber Baskın: Karabasan filmi dahil, Türk ve Dünya korku sineması üzerine de bol bol konuştuk, tartıştık.

Kendileri, hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladılar.

Mehmet ve Ergun’a, bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.

Not: Daha önce yapmış olduğum Can Evrenol & Görkem Kasal röportajını buradan okuyabilirsiniz.

 

MEHMET CERRAHOĞLU

KE-  Can Evrenol sizi nasıl keşfetti, Baskın: Karabasan filmine nasıl dahil oldunuz, anlatır mısınız bize?

MC- Uzun zamandır reklam film ajanslarına kayıtlıydım. Can Evrenol, çekeceği kısa filmi "Baskın" için değişik görünümlü, biraz ürkütücü, yani kısacası garip bir tip arıyormuş. Cast ajansından benim fotoğrafını görünce tereddütsüz onaylayıp davette bulundular. Böylece kısa metrajda tanışmış olduk ve çekimi de gerçekleştirdik. Çekimlerden sonra sevgili Can ile irtibatı kesmedik. Bir dost bir arkadaş gibi yeri geldi dertleştik yeri geldi muhabbetleştik. Burada parantez içinde belirtmek isterim ki: Çok istekli olduğum, çok yapmak istediğim bu içimdeki hevesi arzuyu sevgili can dostum Can Evrenol'a milyonlarca defa teşekkürlerimi,minnetimi ,ilgi ve alakasına yürekten tekrar tekrar teşekkürlerimi sevgi ve saygılarımı sunarım. Can Evrenol, beni can kulağıyla dinledi, hiçbir sözümü kulak ardı etmedi. Kısa metrajdan sonra bir müzik klibinde bana özgün olarak yazdığı metni oynamamı istedi. Bu benim kendimi kanıtlamam gereken bir işti. Yakındığım olumsuzlukları aşıp içimdeki bu oyunculuk hevesini ve cevherini kanıtlamam gereken bir dönüm noktasıydı. Hiçbir gün üzerinde çalışma imkanım ve zamanım olmamasına rağmen, çekim yaptığımız günün sabahının ilk ışıklarından gece yarılarına kadar yarı çıplak vaziyette yağmurlu soğuk bir günde bu sınavı başarıyla geçtiğime inanıyorum. Bu klip çekiminden sonra set ekibi olsun, sevgili Can olsun oyunculuğa çok istekli olup varoluştan da gelen bir yeteneğin olduğuna kanaat getirip, kaleme aldığı "Baskın" uzun metrajın senaryosunda, tüm riskleri alarak bana uyarlanmış olan "baba" karakterini yazıp bana sunmuştur. Bu şekilde ben de "Baskın" uzun metraja dahil oldum.

KE- Yurtdışında film ekibiyle beraber birçok festivallerde yer aldınız. Nasıl bir ilgiyle karşılandınız oralarda? Var mı anlatmak istediğiniz güzel detaylar yurtdışından?

MC- Yurtdışındaki festivallerden, Viyana Slash Film Festivali ve İspanya Sitges Film Festivaline bizzat katıldım. Viyana da Ergun Kuyucu ile beraberdik. Çok güzel dolu dolu iki gün geçirdik. Festival çok büyük bir organizasyon olmamasına rağmen "Baskın" a ilgi muhteşemdi. Film bitimindeki tebrikler alkışlar görülmeye değerdi. Sitges festivaline kalabalık bir ekiple katıldık. Hayatımda unutamayacağım en mükemmel anılarından biri olarak kalacak. Sitges’de sanki bir hayal aleminde gibiydim. Dünyanın birçok ülkesinden gelen yönetmenler olsun, oyuncular olsun onlarla birebir tanışma ve görme imkanımız olmuştu. Özellikle 1300 kişilik muhteşem bir salonda inanılmaz bir görüntü ve ses efektleri altında "BASKIN" ın start verip bitmesiyle salondakilerin ayağa kalkıp ıslık ve alkışlar altında tebrik etmeleri, inanınki insanın tüylerini diken diken etmesinin yanı sıra, dünya sinemasına Türk damgasını vurmanın gururunu ve heyecanını yaşamak ve yaşatmak alkışların en güzeli olsa gerek. Film sonrası yapılan röportajın birinde sorulan bir soruya verdiğim cevap " Herşeyin ilklerini  yaşıyorum, rüya aleminde gibiyim ve bu rüya hiç bitmesin istiyorum" dediğimde yorumculardandır biri "Kal burada rüyaların bitmesin" demişti. Çok duygulanmıştım. Bir hafta boyunca Sitges sokaklarında dolaşırken herkesin bizi görünce "Baskın, Baskın" diye selamlamaları artı bir gurur vericiydi. Kısacası yurtdışında filmin "maskot"u gibiydim adeta.

KE- Daha önce Baskın’ın kısa filminde ve yine Can Evrenol ‘ın çektiği bir video klipte oynadınız? Nasıl Can Evrenol’la çalışmak? Ekip nasıldı, sorunlar oldu mu hiç?

MC- Kısa metrajda, klipte ve uzun metrajda olsun Can Evrenol gibi bir yönetmenle çalışmak demek, en sevdiğin dostunla arkadaşınla bir parça lokmayı paylaşmak, bir masada demlenmek, kafa kafaya verip dertlenmek, kol kola verip eğlenmek demek. Çaycısından şoförüne, ışıkçısından servisine, makyajcısından kostümcüsüne, yapımcısından yazar çizerine, böyle bir ekiple çalışmak herkese nasip olmaz. Tüm ekip arkadaşlarıma tebriklerimi sunarım. Hepsi muhteşemdi kendi alanlarında.

KE- Bize Baskın: Karabasan filminde canlandırdığınız “Baba” (The Father) karakterinden bahseder misiniz? Nasıl bir etkisi var filme bu karakterin?

MC-  "Baba" karakteri, Arda (Görkem Kasal)’nın küçüklüğünden beri zaman zaman geceleri rüyalarına giren bir kabus bir "karabasan". Birebir karşılaştığında, dış dünyadan tamamen kopmuş pislik, kan, iğrençlik içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan vahşilerin lideri (baba) konumunda olan fakat kendisi de dış dünyadan ve gerçek yaşamdan dışlanmış, var olan uzuvlarıyla değil de, yürekten olan göze kalbe hitap etmek için kendi çapında kurduğu bir aile ve bu aileye yeni bireyler katma çabası içinde olan bir karakter. Bu filmin odak noktası, filmin bittiği dediğin anda başlama noktası, filmin başından sonuna kabus olan ve filmde söylediği "her şey biter ama her şey yeniden başlar" gibi ana temasıdır.

KE-  Çekimler sırasında ne gibi zorluklar yaşadınız? Makyajlar olsun, zor şartlar olsun,  var mı başınıza gelen enteresan olaylar?

MC- Şahsım adına, açık mekanlar olduğu için havanın soğuk olması dışında,  göz çıkarma sahnesinde teknik sorundan dolayı stres yaşadık ve son sahnelerde fazla kan olup gözlerimin içine kaçmasıyla zor anlar yaşamıştık.

KE- Oyunculuğun dışında farklı bir yeteneğiniz daha var. Senaryoyu okur okumaz filmle ilgili kare kare tüm sahnelerin resimlerini çizmişsiniz. Hatta “Kalp gözüyle Baskın” adında bir de resim serginiz var. Nereden geliyor bu yetenek, ilham?

MC- Resim yapmak, çizmek ilkokul çağlarımda başladı. Öğretmenlerinden aldığım bilgiler dışında tamamen içimde var olan doğuştan bir yetenek. İlkokul çağlarında Osmanlı padişahlarının ve Atatürk'ü resimlerine hiç bakmadan ezbere çizerdim. Lise den sonra iş hayatına atılınca uzun yıllardır elime kalem fırça almamıştım. Bu senaryoyu alıp okuyunca üzerinde çalışmaya başladım. Senaryoda geçen hikayeleri, yerleri, mekanları, karakterleri içimden gelerek resmetmeye başladım. Her yaptığım resmi Can Evrenol a gönderdiğinde müthiş ilgisini çekince iyice gaza ve ilhama gelerek kırka yakın çizim yapmış olduğum bu sergi açıldı. Bu da benim için apayrı bir mutluluk oldu.

KE- Rolüne alışmak için neler yaptınız, korku filmleri izlediniz mi?  “Baba” rolünün altından kalkamazsam diye düşünüp tedirginlik yaşadınız mı hiç?

MC- Senaryoyu aldığımda çok sevinmiştim. İki hafta içinde tamamen aklıma yerleştirdim. Senaryoyu tam anlamıyla anlayınca, "baba" karakterinin bu filmin odak noktası olduğunu anladım ve bu ilk zamanlar beni gerçekten tedirgin etti. Hiçbir tecrübem ver ders almışlığım yok, kamera deneyimim  klibe nazaran sinema filmi için hiç yoktu. Fakat kendi kendime " bu benim dönüm noktam ve bu film ben varsam var, yoksam benim için anlamı olmayacak" dedim ve dört ay sırf filme hazırlandım. Evde çoluk çocukla, işyerinde arkadaşlarla, kendi kendime videolar çekerek senaryoyu resmederek ve son bir ay kala oyuncu koçu olan Hayati beyle çalışarak filme hazırlandım. Ve bu arada unutmadan Can beyden öneri alarak birçok korku, gerilim,drama ve liderlikle ilgili filmler izledim.

KE- Nasıl bir film oldu sizce Baskın: Karabasan? Yurtdışında gördüğü ilginin aynısını Türkiye’de görebilecek mi, ne dersiniz?

MC- "Baskın:Karabasan" bence, Türkiye standartlarına göre ve Türk gelenek göreneklerine göre biraz ağır ve sert olmuş. Filmin yapısını iyi anlayıp çözebilen, filmde geçen abes muhabbet ve küfürleri bir istisna olarak görüp izlerlerse, şu ana kadar yapılmamış veya yapılamamış bir film olduğunu düşünüyorum. İyisiyle kötüsüyle adı üzerinde (film) yapılmış. Filmin sınırı, ucu bucağı hayal gücünün üretebildiği her türlü maddi manevi hayati olayları ekrana aktarmaktır. Her kişiye, her bireye beğenebileceği film yapılamaz. Beğenip beğenmemek kişinin kendi iradesi ve görüşü düşüncesidir. Lakin kimin yapıp oynadığı yönettiği filmi saygısızca dile getirmek bence filmde geçen küfürlerden daha vahim bir durum olsa gerek. Kimse kimseyi sevmek beğenmek zorunda değildir ama herkes birbirine saygı duymak zorunda bence.

KE- Kafanızda tasarladığınız projeleriniz var mı? Sizi tekrardan görebilecek miyiz sinemada?

MC-  Kafamda karma karışık bir sürü proje var aslında ama önemli olan hayata geçirebilmek ve kameraya start verdirebilmek. Şahsım adına korku, iğrençlik dışında ilk etapta düşlediğim içi acı aşk sevda ve ihanet dolu bir yapım, sonrasında ise gözlerden gülücük yaşları akıtacak çok komik bir eser. Yurtdışında dediğim gibi; “ Bir hayal alemindeyim ve bu hayal hiç bitmesin" istiyorum.  Oyunculuk, ekrandaki seyirciye size verilen rol ne olursa olsun onları o karakterin içine sokup o karakteri onlara oturduğu yerde hissettirmektir bence. Korkuysa, koltuğa gömmek, heyecansa terletmek, endişeyse tedirgin etmek, gerginse yumruklarını sıktırabilmek ve komik ise altına ettirebilmek. Beyazperdede ve bundan sonraki hayatımda, yaşadığım bembeyaz hayatlar olsun dilerim. Saygı ve sevgilerimle, huzurlarınızda hepinize ayrı ayrı sevgi saygılar sunar ilgi ve tebessümlerinize yürekten teşekkürler ederim.

ERGUN KUYUCU

KE- Bize kısaca kendinizden ve oyunculuk kariyerinizden bahseder misiniz?

EK- 1969 doğumluyum. 9Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi / İşletme Bölümü mezunuyum. Yaklaşık 20 yıldır İstanbul Beşiktaş’ta yaşıyorum. Üniversiteyi bitirdikten sonra sırasıyla; barmenlik, işletmecilik, turizm firması yöneticiliği ve doğal taş ihracatı yaptım. 2007 yılında Gönül Salıncağı isimli diziyle oyunculuğa adım attım.
Kara Köpekler Havlarken ve Zerre gibi önemli festival filmlerinin yanı sıra Taken 2, Eyvah Eyvah 3 gibi gişe filmlerinde oynadım. Oynadığım dizi sayısını ben bile hatırlamıyorum. Ve nihayet Baskın filmiyle sanıyorum kendi adıma kariyerimi taçlandırdım.

KE- Oynadığınız farklı film türlerinden sonra korku sinemasına geçiş nasıl oldu? Korku sinemasına karşı bir ilginiz var mı?

EK- Korku sinemasına karşı özel bir ilgim yok. Bu türe adım atışım tamamıyla Can’ın tasarrufudur.

KE- Yurtdışında film ekibiyle beraber birçok festivallerde yer aldınız. Yurtdışında nasıl bir ilgi var Baskın: Karabasan’a ve sizlere karşı? Var mı anlatmak istediğiniz güzel detaylar yurtdışından?

EK- Baskın’ı Viyana’da Mehmet Cerrahoğlu ile birlikte ben temsil ettim. Bize karşı gösterilen saygıyla karışık ilgi Baskın’da yer almakla ne kadar doğru bir iş yaptığımı hissettirdi bana. Gösterimden önce bilet bulamayıp, kapıda kara borsa bilet arayanları görmek hayli gurur vericiydi. Sitges Festivalinde 1300 kişilik full salonda Baskın’ı seyretmek bir oyuncu olarak çok mutluluk vericiydi.

KE- Bize Baskın: Karabasan filminde canlandırdığın “Remzi” karakterinden bahseder misiniz? Nasıl bir etkisi var filme bu karakterin?

EK- Remzi, Arda’nın koruyucusu. Hikâyenin anahtarı da onda. O nedenle filme etkisi çok büyük.

KE- Çekimler sırasında ne gibi zorluklar yaşadınız? Makyajlar olsun, zor şartlar olsun,  var mı başınıza gelen enteresan olaylar?

EK- Soğuktan nefret ettim. Ayrıca bir gecede üstüme dökülen üç galon sahte kanı, duşta bir Alfred Hitchcock filmi sahnesi çeker gibi temizlemekte, hem zorluğun, hem de eğlencenin bir parçasıydı.

KE- Nasıl bir film oldu sizce Baskın: Karabasan? Yurtdışında gördüğü ilginin aynısını Türkiye’de görebilecek mi, ne dersiniz?

EK- Baskın bir kült film oldu. Bence Türk Sinema Tarihindeki kalıcı yerini şimdiden aldı. Türkiye de hiçbir başarı cezasız kalmaz. Yurtdışındaki övgü ve ilgiyi beklemiyorum.

KE- Can Evrenol ile çalışmak nasıl bir duygu? Ekip nasıldı, sorunlar oldu mu hiç?

EK- Can Evrenol ile çalışmak harika bir duygu. Onunla set dışında da güzel bir dostluk kurduk. Ekibi de yönetmen belirler, sayesinde pırlanta gibi bir ekiple çalışma şansına sahip oldum. Sıfır sıkıntı bir setti.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

EK- Sizinle hemfikirim. Baskın; türkler korku filmi yapamaz klişesini yıktı. Ve türkler uluslararası bir korku filmi yaptı. Bence türk seyircisinin tam anlamıyla alışması; Can Evrenol’un aynı türdeki ikinci filmiyle olacaktır.

KE- Yeni projeleriniz var mı? Sinemada veya televizyonda olsun, tekrardan sizi görebilecek miyiz?

EK- Şu an itibariyle popüler televizyon dizilerinde yer alıyorum. Ayrıca çekimlerini kasım ayında tamamlamış olduğum, Korhan Uğur’un yazıp yönettiği “Kızkaçıran” isimli komedi filmi 15 Nisan 2016 da vizyona giriyor. Orada oynadığım karakterle oyunculuk kariyerimde yeni bir sayfa açtığıma inanıyorum. Halen görüşmekte olduğum sinema filmi projeleri var. Fakat netleşmedikleri için detay vermek istemiyorum.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.