2 Şubat 2016

DOĞA CAN ANAFARTA ile RÖPORTAJ


Türk ve yabancı korku filmleri ile ilgili röportajlar serisinin bu defaki konuğu Mihrez: Cin Padişahı filminin yönetmeni Doğa Can Anafarta. Korku sinemasına genç yaşından beri ilgi duyan Doğa Can ile Kadıköy’de bir mekanda buluşup uzun uzun konuştuk. Yönetmenin ikinci korku filmi olan Alamet-i Kıyamet, alışılmış Türk korku filmlerinin dışında farklı bir konuyu ele alıyor. Filmin gösterim tarihi ise 20 Mayıs 2016.

Hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları cevaplayan Doğa Can Anafarta’ya teklifimi geri çevirmediği için çok teşekkür ediyorum.


KE- Mihrez: Cin Padişahı’ndan sonra bu ikinci korku fiminiz. Nereden geliyor bu korku sinemasına olan tutkunuz?

DCA- Küçüklüğümden geliyor. Çocukluğumda yasak olan her şey benim için keyifliydi. Korku filmi izlemekte onların başında geliyordu. Büyük kuzenim ben üç yaşımdayken beni hayvan mezarlığına götürmüş, bende keyifle izlemişim sonra annemin haberi olunca tabii korku filmlerini yasaklamış. Ama ben hep bir şekilde izlemesini buldum, gizlice Süreyya sinemasında vizyona giren tüm korku filmlerini izlerdim. Tabii o zaman yaş sınırı falan kimse takmıyor. Küçüklüğüm uyurken Freddy’in gelmesini beklemekle geçti. Biraz büyüyünce Hitchcock ile tanıştım. “Kuşlar “izlediğim en keyifli filmlerden biriydi. Farklı karakterlerin bir adada doğa tarafından kıstırılması kadar zevkli hikaye olamaz bence. Carpenter'dan Fog, Gremlins, ve Halloween tarzındaki filmler de çok hoşuma gitmişti. Sonradan fark ettim ki, korku filmi çekmek aslında hayalindeki kötülükle, hayatındaki kötülerin savaşı.

KE- Bize kısaca filmin hikayesinden bahseder misiniz? Nedir Alamet-i Kıyamet?

DCA- Pazarlama açısından henüz filmin tam konusunu anlatamasam da, şu kadar söyleyebilirim. Biz her gün normal hayatlarımızı yaşıyoruz, halbuki belki yan apartmanda birisi işkence görüyor. Belki sokağımızda korkunç tarikatlar var, belki gerçekten şeytanlar var ve bizim haberimiz yok, çünkü onları görmüyoruz, fakat bu görmememiz gerektirdiği anlamına gelmiyor. Filmimiz, 1999 yılında yaşanan alametlere kendi açısından bakan ve olanları saptırmayan, fakat siz görmüyorken bunlarda yaşandı diyebilen bir film. Tabii ki, din, mitoloji ve psikolojik korku ekseninde.

KE - Alamet-i Kıyamet, cinlerin ve büyülerin olmadığı farklı bir film. Filmin sloganı olan “Sizi korkutan şeyler aslında #‎No72 'de yaşanmış hikayenin ta kendisi cümlesi bile oldukça merak uyandırıyor. Filminiz hakkında neler söylemek istersiniz Türk korku sineması seyircisine? İzleyicileri neler bekliyor?

DCA- Anlatım dili olarak çok farklı bir film bekliyor diyebilirim. Kanat Doğramacı ve Oğuzhan Başoğlu da çok farklı düşünen ve yenilik isteyen yapımcılar. Desteklerini hiç esirgemediler ve bu yüzden de iyi bir birleşim oldu. Hep beraber ne yapmak istediğimize karar verdik.  Sonrasında ise tarikatlar ve sembolizm üzerine çok uzun bir dekor çalışması yapıldı. 72 No’lu apartmanda bulunan her eşya aslında çok daha farklı anlamlar ifade ediyor ve her yerde bir sembol saklı. Ben seyirci olsaydım bu filmden alacağım en büyük keyif, içindeki sembolleri keşfetmek olurdu. Hatta apartmanın numarasından başlayabilirler :)

KE- Türkiye’de korku filmi çekmenin ne gibi zorlukları var?

DCA-  “Yine mi ? ” İlk tepki bu oluyor ve ben bunu sevmiyorum. Fragmanı koyduk,  hemen yine cin filmi falan. Aslında hiç alakası yok. Kardeşim bir izle, oku sonra istediğin yorumu yap. Seyirci farklı tür korku filmlerine destek olursa dünyaya açılırız. Çekim konusunda bence hiç bir ülkeden eksiğimiz yok.

KE-  2016’da çok fazla korku filmi vizyona giriyor. Bu rekabet nasıl etkileyecek sizce Türk korku sinemasını?

DCA- Rakipler hakkında çok konuşmak istemiyorum, herkes için hayırlısı ama korku filmlerinin birbirlerine yakın tarihlerde çıkması,  korku filmlerine yapılacak bir yanlıştır. Çünkü ülkede zaten sınırlı seyirci var ve o seyirci bölünürse herkes kaybeder. Dolayısıyla bu rekabet film kalitesini yükseltecek mi emin değilim. Biz ekip olarak çok kaliteli bir film yaptık ve içimiz çok rahat.

KE- Korku sinemasında çok farklı türler yer alıyor. Türkiye’de bu türlere yer vermek ne kadar doğru bir karar sizce? Artık yavaş yavaş seyircinin cinlerden ve büyülerden kurtulması gerekmiyor mu?

DCA- Gerekiyor kesin ama, seyirci de seviyor. Gişe rakamları da bunu söylüyor zaten. Bu sene sanırım yavaş yavaş deneniyor farklı alt türlere geçiş, umarım sektör olarak başarırız.

KE - Çekimler sırasında sette yaşanan ilginç veya komik olaylar varsa bizimle paylaşır mısınız?

DCA- Ekipçe çok eğlendik o kadarını söyleyebilirim. Yeni film yaparsak yine beraberiz.

KE- Yeniden korku filmi çekmeye devam edecek misiniz? Yeni projeleriniz varsa kısaca anlatır mısınız?

DCA- Aklımda birçok korku filmi senaryosu var, fakat bir sonraki projem sanırım bir aşk filmi olacak. Fark etmişsinizdir ki, aşk falan pek yakın olduğum bir konu değil. O yüzden ben bile söyleyince garipsiyorum ama, yaşayamadığım bir aşkı anlatmak süper bir şey ve o iş için inanılmaz heyecanlıyım.

KE- Çok korku filmi izler misiniz? Bugüne kadar sizi en çok etkileyen, favoriniz olan korku filmi ve yönetmenler nelerdir?

DCA-  Her korku filmini izliyorum diyebilirim ve şimdi ise Krampus’u bekliyorum. Favori yönetmenim klişe olacak ama yapacak bir şey yok Hitchcock. En sevdiğim filmler Birds, Elm Sokağında Kabus, It, The Devil’s Backbone ve bence korku sayılmaz ama Jawsı izlerken keyiften ölebilirim.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.