18 Şubat 2016

ÖZGÜR YELENCE ile RÖPORTAJ

 

Türk Korku sinemasına katkıda bulunan yönetmen ve oyuncularla uzun zamandır yaptığım röportajlar serisi tam gaz devam ediyor. Bu defaki konuğum, tv başında yıllarca severek izlediğimiz “Bizimkiler” dizisini 13 yıl boyunca çeken Yalçın Yelence’nin oğlu Özgür Yelence. Kendisi setlerin tozunu yutmuş ve yıllarca bu sektörde görev yapmış oldukça deneyimli birisi. Ayrıca çok da iyi bir korku filmi fanatiği. Özgür Yelence’nin ilk filmi Ceberrut, cinli, büyülü hikayelerin biraz daha dışında kalan, bir evde yaşanan ürkütücü, paranormal olaylara yer veren ve içinde mizahi unsurları da barındıran bir korku/gerilim yapımı.

Beni kırmayıp Hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları cevaplayan Özgür Yelence’ye ilk filminde iyi gişeler ve bol başarılar diliyor, teşekkür ediyorum.  


KE- Öncelikle 13 Yıl boyunca herkesin çok severek izlediği unutulmaz “Bizimkiler” dizisinin yönetmeni Yalçın Yelence’nin oğlu olmak nasıl bir duygu diye sormak istiyorum. Babanızın kariyerinizde size ne gibi yararları oldu? Kendinizden ve daha önce yaptığınız işlerden biraz bahseder misiniz?

ÖY- Yalçın Yelence’nin oğlu olmak bir sınav aslında… Herkesin gözü yaptığınız işin kalitesinde. Kötü bir iş yapma şansınız, hata yapma şansınız herkese oranla daha az. Herkesin kıyasladığı kişi bir anda babanız oluyor ve başarınızın çıtası çok yükseliyor. Bu bakımdan zor bir sınav olacak. Umarım hem benim, hem de babamın adına laik bir iş çıkar ortaya. Yalçın Bey’in oğlu olmanın yararları inanılmaz oldu elbette. Setlerde büyüdüm her işi yaptım diyebilirim. Işık ayakları, kablolar toplamaktan getir götür işlerine kadar tam anlamıyla mutfağın ortasına düştüm. Asıl hayalim oyunculuktu bu sebeple konservatuar tiyatro bölümünde okudum. Şansım hep kamera arkasına itti beni. Uzun dönem asistanlıklar yaptım. Daha önce babamın haricinde Orhan Aksoy, Kaya Ererez, Eser Zorlu, Sevgi Birsel, Levent Kırca gibi ustalarla çalışma onların asistanlıklarını yapma şansım oldu. Elbette uzun süren bu asistanlık sayesinde bu günlerimde yönetmenlik koltuğuna oturma fırsatım oldu. Daha önce yönetmen olarak diziler ve televizyon filmleri çektim, uzun süre belgeseller hazırladım bakalım umarım sinema da yaptığımız film sevilirse bu mecrada devam etmeyi çok arzu ediyorum. 

KE- Ceberrut ilk uzun metrajlı film deneyiminiz. Neden ilk olarak bir korku filmi çekmeyi düşündünüz? Korku filmlerine ilginiz nereden geliyor?

ÖY- Korku filmleri ve yazarları özellikle StephenKing gençliğimin kahramanıydı. “IT” romanından uyarlanan filmi hiç unutamadım ama işin doğrusu hayatım boyunca en çok sevdiğim branş komedi oldu. Yaptığım komedi filmlerinde çok eğlendim ve çok keyif aldım. Sinema için ilk filmimin de komedi olmasını çok istiyordum. Ama ard arda gelen tesadüfler bizim bu filmi yapmamızı sağladı. İlk hedefimiz korku filmi olmasa da,  bu filmin olmasından çok mutluyum. 

KE- Ceberrut ne demek? Filmin gerçek hikayeden kurgulandığı biliyoruz. Senaryosunu da yazdığınız Ceberrut’ın çıkış hikayesi nedir, nasıl oluştu?

ÖY- Ceberrut kindar intikamcı anlamına geliyor. Bu filmin ilk filmim olması dediğim gibi tesadüfle gerçekleşti. İlk filmim komedi filmi olacaktı bunun  için hazırlıklar yaptım senaryo oyuncu mekan nerdeyse tüm alt yapı tamamlanmıştı ki, bir problem filmimizi bir sonraki yaza attı. Ne yapalım diye düşünürken iş dışı bir sohbette arkadaşım yaşadığı evden ve gizeminden bahsetti. Bu hikaye kafamda şimşekler çaktırdı oldukça ilginçti. Bu gerçek hikayeyi aldık ve yaşandığı söylenen evde hayata geçirmeye çalıştık

KE- Filmde cinlerin ve büyülerin yerine, doğaüstü olaylar yer alıyor. Sizce paranormal vakalar insanları ne derece ürkütür ve etkiler. Gerçeklik payı nedir, diğer korku türlerine göre?

ÖY- Ceberrut filmi de, bakıldığında bir cin filmi olarak düşünülebilir ama biz senaryomuzda bunun üzerine bir atıfta bulunmadık. Daha çok Amerikan sinemasının ele aldığı şekilde yansıtmaya çalıştık. Film gerçek bir hayattan kesinti olarak kaleme alındı. Öyle ki filmin ilk yarım saati neredeyse insanları bir komedi filmine geldik havasına sokabilir. Çünkü konu aldığımız gençler farkında olmadan düşecekleri duruma gelişleri filmin hazırlık süreci diğer filmlere göre biraz farklı. Ben ilk sahneden “Burada cin var. Sizi korkuturuz. Ahh işte cinler geldi diye” başlamadım. Paranormal olayların insan üzerinde daha etkili olduğunu düşünüyorum. Güzel, güneşli sıradan bir gün bazen dakikalar içinde bir kabusa dönüşebilir. Bu yüzden film başta ağır başlıyor gibi düşünülebilir ama, ilerledikçe çok yüksek nabızlara ulaştığını düşünüyorum. Gerçeklik payına gelirsek, kendinizi bir paranormal olayın içinde düşünün ve hiçbir şey o korkunun önüne geçemez derhal oradan kaçar kurtulursunuz. Bu yüzden bu bir kapan hikayesi ve gerçek zaman diliminde geçiyor. Bir an gelip olaylar başlayınca her şey çok ama çok hızlı ilerliyor.  Tüm korku filmi yapan arkadaşlarımızı tebrik etmek gerek cidden kolay gibi görülse de bence en zor branş korku filmleri. Fakat film yaşamazsa, sizi içine alıp sürüklemezse sadece büyülerle veya dinsel objelerle yavan kalıyor diye düşünüyorum. Ben hiçbir din öğesi kullanmamaya özen gösterdim. Dört genç ve bir hoca yanlış yere gittiler ve bunu çok geç fark ettiler. Ne bir dinsel obje ne bir ayet ne bir muska sadece yanlış zaman yanlış yer… Sanırım diğer Türk korku filmlerinden en büyük farkımız bu olacak. 

KE- Filmin hem oyuncusu, hem yönetmeni olmak üstüne bir de korku filminde yer almak sizi hiç zorlamadı mı?

ÖY- Ne siz sorun ne ben söyleyeyim desem… Bu durum aslında planlanan işleri çok değiştirdi. Çünkü baştan asla böyle bir planlamamız yoktu. Biz hazırlıklarımıza ciddi provalarla başladık ben sadece kendi işimi yapıyordum. Tiyatrodan gelen alışkanlık birazda oyunculuğu sevmem sanırım oyuncu arkadaşlarıma ne istediğimi anlatırken bazen onların yerlerine geçip oynayarak anlatmaya çalışıyorum. Tabii bu provalarımızı yapımcımız sevgili Raşit Görgülü de izliyordu. Çekimlere başlamamıza üç veya dört gün kala sağlık problemlerinden çokta sevdiğim dostum olan bir oyuncumuz ayrılmak durumunda kaldı.  Hemen tekrar oyuncu arayışına girdik. Açıkçası role uygun tüm arkadaşlarımızı uzun çalışmalar sonunda bir araya getirmiştik ve yeni gelecek arkadaş daha önce yaptığımız iki haftalık provalardan yoksun olacaktı. Raşit Bey ve oyuncu arkadaşlar çekimlere iki gün kala beni bu rol için kandırdılar… Oyunculuk hayalimdi elbette hem de bir sinema filminde başrol oynamak rüya gibiydi… Rüyamda filmin çekilmesi gibi tesadüfler sonucu gerçek oldu. Bu çalışma beni gerçekten çok zorladı. Ama babam Yalçın Bey’in bize süpervizörlük yapması aynı zamanda yapımcımız Raşit Bey’in ödüllü bir yönetmen olması sayesinde birçok açık kapatıldı… 

KE-  Filmin setinde yaşanan enteresan/komik olaylar oldu mu?

ÖY- Ben her setimde babamdan öğrendiğim gibi eğlenceli çalışmayı çok seviyorum. Küfür, kıyamet, bağrışmalar en nefret ettiğim şeyler. Bu yüzden şakalar espriler her an işin keyfiydi. Ama enteresan olaylar için tam adamına soruyu sordunuz. Hayatımda yaşamadığım kadar tersliği bu filmde yaşadım desem. Şimdi bunu okuyan arkadaşlar “Hah bir korku filmi yine olaylar yaratıp ilgi çekmeye çalışıyorlar” diyebilir… Asla… Bu olayların yaşandığı ev olduğu için mi bilmem, ya da olayı ben karıştırıp kaleme aldığım için mi onu da bilmiyorum ama terslikler peşimi hiç bırakmadı. Sanırım iki kez kıl payı kafamın yarılmasından kurtuldum. Bir kez hastanelik oldum. İki kez ayağımın kırılmasından kıl payı kurtuldum. Sette artık bir asistanım elinde soğutucu spreyle peşimden dolaşıyordu. Bunları geçtim ilk haftanın sonunda sesim tamamen kısıldı ve filmin bir kısmını mecburen kısık sesle oynamak zorunda kaldım. Kardeşim Işık, her konuda fikir alışverişi yaptığın en önemli desteklerimden biriydi. Bir gün “Abi valla bu olaylar sanırım senin başına bu filmi çekme diye geliyor ama biz başaracağız” dedi. Ben karşılık olarak “boşver, ben idare ederim, allahtan yağmur yok havalar bizim yanımız da” dedim… Nereden dedim bilmiyorum ki… Ertesi gün sete geldiğimizde arka bahçe tam bir göl olmuştu. Artık tesadüfler diyerek geçiyoruz….

KE- Filminiz hakkında neler söylemek istersiniz Türk korku sineması seyircisine? İzleyicileri neler bekliyor?

ÖY- Bu film hani güzel bir gün geçirişiniz eve gelir ayaklarınızı uzatır televizyon seyredersiniz sonra duvarda bir gölge gördüğünüzü sanır bir an gerilirsiniz ya. Sonra hele evde yalnızsanız her baktığınız yer türlü türlü tuhaflıklara gebedir. Portmantoda aslı mont sanki oradan seyreder sizi. Bir korkunun içine çekilir vücudunuz, ürperir. Her sesi, her çıtırtıyı duyar olursunuz. Bildiğiniz tüm duaları okusanız da o duvarlar dar gelir size çıkıp o evden kurtulmak istersiniz. Bunlar hep beynimizin oynadığı oyunlardır aslında bir arabanın farının gölgesi ateşler belki olayları yada seyrettiğiniz bir film veya okuduğunuz bir kitap. Işıkları yakınca her şey biter ya hani…İşte bu filmde seyirciyi tek başımıza yaşadığımız kokular  bekliyor. Tek fark beynimizin bir suçu yok ve ışıkları yaksanız da hiçbir şey bitmiyor. 

KE-  Türk korku sineması, nereye gidiyor? 2016’da çok fazla korku filmi vizyona giriyor. Bu rekabet nasıl etkileyecek sizce Türk korku sinemasını?

ÖY- Türk sineması artık her branşta büyük ve güçlü adımlarla ilerliyor. Elbette rekabet her sektörde olduğu gibi sinemada da oldukça yararlı. Bu rekabet tüm izleyenlere daha iyi filmler izleme yolunu açıyor bence. Çünkü rekabete ayak uydurmanın tek yolu daha fazla kaliteden geçer. Rekabet olmazsa gelişimde olmaz. Korku sineması dünya sinemasının olmazsa olmazı. Türkiye’de de artık dünya sinemasının sıralamasına girebilecek korku filmlerinin yapılıyor olması gurur verici. Umarım bu rekabetin içinde şans bulan bir film olur Ceberrut…


KE- Yeniden korku filmi çekmeye devam edecek misiniz? Yeni projeleriniz varsa kısaca bahseder misiniz?

ÖY- Evet düşüncemiz Ceberrut filmini devam ettirmek. Farklı hikayelerle farklı mekanlarda Ceberrut’u seyirci ile tekrar buluşturmak. Ama bunun yanında en büyük hayallerimden biri yine Türkiye de denenmemiş bir korku türü çekmek. Bu tarz    Amerikan sinemasında kullanılan “Hiper-Horror” dediğimiz bir tür. Üç boyutlu olarak çekmeyi düşündüğümüz bu film bir adamın intihara kadar sürüklenen hikayesini konu alıyor. Senaryosu hazır olan bu proje bakalım hayat bulabilecek mi hep beraber göreceğiz.


KE- Çok korku filmi izler misiniz? Bugüne kadar sizi en çok etkileyen, favoriniz olan korku filmi ve yönetmenler nelerdir?

ÖY- Korku filmlerini gerçekten çok seviyorum ve çok fazla izliyorum. Beni en çok etkileyen filmler tabii biraz eskiye gideceğim yaşımda çıkacak ama StephenKing’in romanından uyarlanan “IT” filmi,Christine, TheExorcist, TheAmityvilleHorror, Shining, yeni dönemde ise Paranormal Activity, Insidious, TheConjuring,  Annabelle favorilerim. Sadece korku ustası değil ama en büyük usta bence John Carpenter özellikle They Live yine unutamadığım bir filmdir. Bu arada sizin John Carpenter ile yapmış olduğunuz röportajı da okudum çok başarılıydı. Yerli korku filmleri dışında yurtdışındaki korku sinemasına yönelik yönetmen ve oyuncularla röportaj yapmanız çok iyi bir iş. OrenPeli ve James Wan da özellikle son dönemde imrenerek takip ettiğim yönetmenlerden. Ayrıca sevgili Hasan Karacadağ’a özellikle Türk sinemasında korku filmlerinisevdirdiği için teşekkür edip sevgi ve saygılarımı sunuyorum…

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.