8 Mart 2016

KABR-İ CİN: MÜHÜR filminin yönetmeni ve oyuncuları ile Röportaj



Uzun zamandır yaptığım söyleşilerde Türk korku sinemasına gönül veren birçok yönetmen/oyuncu ile tanışma fırsatı yakaladım. Her seferinde farklı korku filmi projelerinden bahsediliyor ve bunları hayata geçirmek için bir emek veriliyor. Bu da korku sinemasının gelişmesi  adına çok güzel bir durum. Bende elimden geldiğince işim gereği ve korku sinemasına olan ilgim dahilinde tüm korku filmi yapımlarında emeği geçen her kişi ile tanışıp sohbet ediyorum. Bu işi severek yapıyorum ve yaptığım röportajlarında ona göre kaliteli olması için uğraşıyorum. Korku sineması da isteyerek, severek yapıldığında ve senaryolar da ona göre düzgün yazıldığında çok kaliteli işlerin ortaya çıkacağına inanıyorum. Her yönetmen, yapımcı ve senaristin yaptığı kaliteli işlerle Türkiye’de kendini bir marka haline getirmesi mümkün. Zaten yapılan işler kaliteli olduğunda başarısız olanlar kendi kendini yok ediyor. Ayrıca, Türk korku sinemasının da kısa bir zaman içinde yurtdışındaki filmlerden çok daha iyi yapımlar ortaya çıkaracağını düşünüyorum. 
Yerli/yabancı korku sineması üzerine yaptığım röportajlarımın bu defaki konukları Kabr-i Cin: Mühür filminin yönetmeni Volkan Adıyaman ve oyuncuları Burcu Küçük ve Orhan Milli. Bu güzel ekip ile filmin seslendirmesini yaptıkları stüdyoda buluştuk ve hoş bir sohbet eşliğinde korku sineması ve kendi filmleri hakkında bol bol konuştuk.

Volkan Adıyaman, Burcu Küçük ve Orhan Milli, hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladılar. Knedilerine bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyor ve Kabr-i Cin: Mühür filmine gişede bol başarı diliyoruz.


VOLKAN ADIYAMAN

KE- Sizi daha çok görsel efektlerdeki uzmanlığınız  ve oyunculuğunuz ile tanıyoruz Kabr-i Cin: Mühür ilk uzun metrajlı film deneyiminiz. Neden ilk olarak bir korku filmi çekmeyi düşündünüz? Korku filmlerine ilginiz nereden geliyor?

VA- Öncelikle merhaba. Yaklaşık 16 yıldır sinema tv sektöründeyim. Aslında hali hazırda reklam filmleri video müzik klipleri çekiyorum ama onlar tabii ki arka planda kalıyor. Ayrıca sipariş üzerine senaryolar yazdım, uzun metraj ve dizi. Kabr-i Cin: Mühür ilk uzun metrajlı filmim. Korku yapmak aslında kolay bir is değil. Kabr-i Cin: Mühür ‘e genel anlamda baktığınızda hikayesiyle, senaryosuyla, efektleriyle diğer korku filmlerinden çok farklı. Aslında dram-gerilim türünde bir film. Seyirciler bu farklılığı izlediklerinde anlayacaklar ve büyük keyif alacaklar. Korku filmleri benim ilgiyle takip ettiğim bir tür. Türkiye’de yapılan korku filmlerinde gördüğüm eksiklerden dolayı ilk filmimi dram- gerilim türünde çekmek istedim. Çünkü bende klasik cin filmlerinden sıkıldım ve bu yüzden bu filmi yapmaya karar verdim.

KE- Kabr-i Cin: Mühür ne demek? Bize biraz filmin hikayesinden bahseder misiniz?

VA- Kabri Cin aslında cin mezarı demek. Filmin hikayesi ise şöyle; Yüzyıllar önce iyi bir Cin tarafından Kuran-ı Kerim'den yola çıkılarak yazılan kitabın, her yüz yılda bir koruyucuları gelmektedir. Bu koruyuculara Bekçi adı verilir. 1365 yılında Demirci yine bir cin vakasını çözmek için Mısır’ın Buhariye şehrine gider. Buhariye valisinin kızının içine cin girmiştir ve çıkartılması gerekmektedir. Bunu yapabilecek tek kişi Demirci'dir. Büyük uğraş sonunda Demirci cini çıkarır. Cin büyük bir intikam yemini eder. Uzun zaman sonra 1915 yılında Zöhre adında bir kız istemediği bir adam olan Kudret Ağa ile evlendirilmek zorunda bırakılır ve bu evliliği öğrenen Zöhre'nin sevdiği çocuk Selim dayanamaz ve intihar eder. O dönemdeki kitabın bekçisi ise Nezir Hoca'dır. Kitabı Kudret Ağa'nın kardeşi Hacer ile birlikte Zöhre çalar ve altından kalkamayacakları bir yükün altına girerler. Kitaptaki bir büyüyü yanlış yaparak Azazel adındaki cini serbest bırakırlar ve başları büyük bir belaya girer. İçinden çıkamayacakları bir beladan, köyü ve köy halkını kurtarmak için çabalayacaklardır fakat bu onlar için kolay olmayacaktır. Yıl 2015 olduğunda,1915 den kalan lanetin izleri Deniz ve arkadaşlarını da takip edecektir.

KE- Filmin senaryosu da size ait sanırım. Nasıl ortaya çıktı Kabr-i Cin: Mühür filmi? Yaptığınız araştırmalardan biraz bahseder misiniz?

VA- Evet filmin senaryosu bana ait. Coşkun Gündoğdu ile birlikte yazdım. Dünyada, insanlardan önce yasayan varlıklarla ilgili araştırmalar yaptım. Tabii bu çok kapsamlı bir konu. Ben sadece  ilgili konuya yönelerek cinleri araştırdım.  Aslında cinler bugüne kadar izlediğimiz filmlerdeki gibi basite alınacak varlıklar değiller. Onlarda bizim gibi yasıyorlar ve yaşam alanları var. Sadece boyut farkından dolayı birbirimizi göremiyoruz. Onların da alimleri ,ateistleri var. Bu musallat konusuna gelecek olursak, ki genelde filmlerde hep bir musallatlık olayı görüyoruz. Onlar insanlara aşık bile olabilir hatta yaptığınız bir hata yüzünden size kızıp musallat olabilirler. Aslında buda çok kapsamlı. Araştırmalarım.sonucunda klasik cin filmlerinden nasıl sıyrılırım ve sadece seslerle değil de hikayesiyle de insanların hem  gerilip,  hem de keyif alacakları nasıl bir iş ortaya çıkarırım diye düşündüm ve Kabr-i Cin: Mühür ortaya çıktı.

KE- Sizce korku filmlerinde ( genel olarak yerli / yabancı) ses efektlerinin arkasına sığınıp, göz yoran hızlı çekimlerle ve bilgisayarla yapılmış inandırıcılığı pek olmayan makyajlarla seyirciyi korkutmaya çalışmak sizce ne kadar doğru bir iş? Bu konuda neler yapılması gerek, doğrusu nedir?

VA- Korku dediğimizde kişiden kişiye değişen bir duygu olduğunu biliyoruz. Kimi insan yanında bomba patlasa hiçbir şekilde tepki bile vermez, ürkmez ama bir yılan gördüğünde korkudan çığlık atar. Bazı insanlar da, cin, şeytan, canavar, zombi,  vampir gibi çoğu uydurma varlıklardan hiçbir şekilde korkmaz, birinin boğazı kesilirken ki görüntüsü onları öyle bir etkiler ki, korkudan bayılırlar, ağlarlar. İşte bu çeşitliliği göz önünde bulundurarak türler ortaya çıkmıştır. Kimi filmler seslerle, kimisi görsellikle, kimisi ise bütün türleri karıştırarak filmler yapar. İste bu yüzden arz talep meselesinden dolayı yapımcılar, yönetmenler ve senaristler  bu tarz filmler üretirler. Aslında sorsanız herkesin yapmak istediği alışagelmedik işler elinde olabilir ama alıcısı olmadığı için sadece kenarda köşede kalır bunlar. Ben elimden geldiği kadar arz ve talebine bakmadan başarılı ve kaliteli filmler yapmak istiyorum. Yaptığım bir filmin başarısı herşeyden daha önemlidir benim için.

KE- Filminizin setinde yaşanan ilginç olaylar var mı? İlk uzun metrajlı filminizin bir korku filmi üzerine olması sizi zorladı mı?

VA-  Çekim yaptığımız sokakta yatır vardı. Birgün elektrikler kesildi sokakta ve bende fırsattan istifade lavaboya gitmek istedim. Karanlık sokakta ilerlerken tam yatırın olduğu yerde aksakallı  sarıklı cübbeli bir dede bana doğru bakıyordu. Bir anda kaskatı kesildim. Yüzünde bir nur vardı, ışık saçıyordu. Bana doğru yürümeye başladı. İçimden dua etmeye başladım. İyice yaklaştığında birde anladım ki, bizim nezir hocamız elinde cep telefonuyla biriyle konuşuyor:). Bunun dışında, bir kedi gördüm ince bir tahtanın üzerine cıkmış ve sırtı dönük oturuyordu. Kediye seslendim bakmadı bile, bir daha seslendim. Döndüğünde gözleri öyle bir parlıyordu ki, normal bir parıltı değildi. Tabii ki hemen fotoğrafını çektim. İlk uzun metrajlı filmimin korku üzerine olması beni hiç zorlamadı. Dünya sinemasını yakından takip ediyorum ve bu zaten benim işim. Yapmak isteyipte yapmadığım birçok teknik var bu filmde. Bir sonraki filmlerimde Türk standartlarının üstünde filmler yapacağım. Türk sinemasının da dünya sinemasında hatırı sayılır bir yere gelemsi gerekiyor. İnşallah benim gibi düşünen birçok yönetmen bunu yapar.

KE- Filminiz hakkında neler söylemek istersiniz Türk korku sineması seyircisine? İzleyicileri neler bekliyor?

VA-  Film gerçektende her tür sever için ilgi çekici ve seyri güzel bir film oldu. Şunları söyleyeceklerine eminim. “Gerçektende başarılı ve değişik bir film olmuş.
Klasik bir cin filmi degil. Çok daha kapsamlı ve heyecanlı olmuş” .. Özenle tasarladığım bazı sahneler var. Oralarda fazlasıyla korkacaklarına eminim.

KE- Türk korku sineması, nereye gidiyor? Görüşlerinizi alabilir miyiz? Bir süre sonra cinlerden kurtulup başka konulara geçebilecek miyiz?

VA-  Türk korku sineması tamamen arz talep meselesine göre ilerliyor. Eğer  korku film yapımcıları ve yönetmenler arz talep meselesini aşarlarsa gerçekten çok iyi yerlere gideceğine inanıyorum. Üretken olmak zorundayız. Cinlerden kurtulmak derken tekrar dediğim gibi tamamen arz talep meselesi bu. Müslüman bir ülke olduğumuzdan ve cinlerinde Kuran i Kerim’de geçtiğini bildiğimizden dolayı, hali hazırda insanların korktuğu birşey var elimizde. Çocukluğumuzdan beri büyükler cinlerle ilgili hep birşeyler anlattılar bizlere. Onların adını bile söylemeyin vs gibi. Korku zaten bilinçaltımıza yerleşmiş. Türk yapımcılarda bunu gayet güzel kullanıyorlar. Cinlerden vazgeçip,  başka korkuları konu almak biraz cesaret işi. Benim projelerim arasında başka tür korkular da var ve eminim ki, insanları titretecek ve derinden korkutacak projeler bunlar. Burada şimdi söylemek istemiyorum. Malum fikirler ve projeler çalınabiliyor. Kısacası ben kendi adıma başka konuları işleyerek korku filmleri yapacağım.

KE- Yeniden korku filmi çekmeye devam edecek misiniz? Yeni projeleriniz varsa kısaca anlatır mısınız?

VA-  Evet korku filmi projelerim var. Dediğim gibi konularıyla ilgili pek birşey söylemek istemiyorum çünkü şimdilik çok erken. Fakat ikinci uzun metrajlı filmim aksiyon-drama olacak ve sürpriz yıldız isimlerle çalışacağım.

KE- Çok korku filmi izler misiniz? Bugüne kadar sizi en çok etkileyen, favoriniz olan korku filmi ve yönetmenler nelerdir?

VA- Evet izlerim. “The Conjuring” benim favorim. Bunun dışında Tepenin Gözleri,  Evil Dead ve Insidious’ı sayabiliriz. Daha geriye gidecek olursak, çocukluğumuzun filmleri Elm Sokagi Kabusu, Candyman, Hayvan Mezarlığı ve The Exorcist favorilerimdir.

BURCU KÜÇÜK ve ORHAN MİLLİ

KE- Kendinizden ve oyunculuk deneyiminizden kısaca bahseder misiniz?

Orhan Milli- 1982 Türkiye doğumluyum. İlköğretimi Türkiye'de bitirdikten sonra Fransa'ya yerleştim. Paul Sebastier Konservatuvar Tiyatro ve Drama bölümünden mezun oldum, Sonrasında ise, Jacque Lecoq beden dili oyunculuğu akademisinde yüksek lisans Programını tamamladım. Fransa'da devlet tiyatrolarında kadrolu olarak sahne aldım. 2012 senesinde Kültür Bakanlığı tarafından devlet sanatçısı unvanını kazandım. Çok kısa bir zamandır Türkiye'de ikamet ediyorum ve ilk sinema filmi projem KABR-İ CİN oldu. Bunun haricinde Show Tv’de yayınlan Gamsız Hayat adlı dizi projesinde İbrahim karakterini canlandırdım fakat dizi reytinglerden dolayı yayından kaldırıldı. Şimdi ise Lazlarda Üç Harflidir (Komedi) sinema filminde MANTAR (köyün delisi) karakterini canlandıracağım.

Burcu Küçük - 1988 Bursa doğumluyum. Çocukluğumdan bu yana, müzik, dans ve resim başta olmak üzere temel sanat dallarıyla ilgilenen, oldukça sosyal bir öğrenciydim. Bu yatkınlığım okulun yılsonu etkinliklerinde hep en önde ve istekli olmamla birlikte tiyatro ile tanışmamla devam etti. Aynı zamanda ilkokul 3. sınıfta başladığım basketbola da 11 yıl boyunca profesyonel olarak devam ettim.
Tiyatro, dans, basketbol maçları, deplasmanlar derken oldukça hareketli ve dolu dolu geçen öğrencilik yıllarımın son demlerinde sağlık sorunlarından dolayı basketbolu bırakmak zorunda kaldım. Bu aşamada her daim hayalim olan ve bir gün gerçekleşeceğine gönülden inandığım oyunculuk tutkumu geliştirmek için Bursa Şehir Tiyatrosun da eğitim almaya başlamıştım. Ayrıca Turizm sektöründe başlayan çalışma hayatımdaki kariyer planlamam ve oyunculuk arzumun ağır basması sebebiyle İstanbul’a yerleştim. Başlangıçta Koza Tiyatrosu’nda görev aldım. Bu dönemlerde hayalimi gerçekleştirmemde bana vesile ve destek olan sevdiğim bir oyuncu arkadaşımın referansı ile “SIR” filmi için görüşmeye gittim. Hiçbir zaman unutamadığım günlerden biridir, mutlu ve inanılmaz heyecanlıydım. Tabi canlandıracağım karakter (Tuba) ve filmin “slasher” tarzı senaryosunu da katarsak çok da şaşkındım çünkü, korku filmleriyle büyüdüm diyebilirim. Çok keyifli geçen çekimlerin ardından vizyon tarihi ile ilgili sabırsız bekleyişimle beraber gelen “Kabr-i Cin” projesiyle yaşadığım gurur, sevinç ve mutluluk tarif edilemezdi. Muhteşem bir ekip olduk, çok keyifli ve eğlenceli çalıştık, gerçekten aile gibiydik diyebilirim. Her iki projede  çok değerli insanlar kattı hayatıma, hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum buradan. 

KE- Kabr-i Cin: Mühür filminde canlandırdığınız karakter hakkında bilgi alabilir miyiz?

OM - Kabr-i Cin: Mühür filminde,  SERKAN karakterini canlandırdım. Serkan; güvenilir, doğru ve sadık bir kişiliğe sahip. Deniz karakterinin iş ve yakın arkadaşı, aynı zamanda da ondan hoşlanan birisi.Serkan karakterinin en dikkat çekici tarafı, ilk başlarda normal birisi olarak gördüğümüz , daha sonrasında ise, beyni cin tarafından kontrol altına alınarak ona hizmet etmeye başlamasıdır. Yani büyüden sonra robotik olarak karakteri canlandırması da diyebiliriz.

BK - Hacer, 1915 döneminde kızını ve kocasını bir haslıktan dolayı kaybetmiş, köyün ağasının (Kudret) kardeşi, Zöhre’nin çocukluk arkadaşı, halis, iyi niyetli ve aynı zamanda manevi abla modelini üstlenmiş bir kadındır. Kudret’in Zöhre’ye olan ilgisinden en az Zöhre kadar rahatsız olan Hacer, bu uygunsuz durumu telafi edebilmek için başından sonuna kadar Zöhre’ye her türlü desteği vermekten çekinmez . Fakat bu durum Hacer’i sıradışı bir karar alarak büyü yapma noktasına kadar getirir ve iki arkadaş neye sebep olacaklarını bilmeden yaptıkları bu hatanın bedelini ödemek zorunda kalırlar.

KE- Daha öncede bir korku filminde yer aldınız. Bu defa da Kabr-i Cin: Mühür. Korku filmlerinde yer almak nasıl bir duygu? Diğer film türlerine göre daha zorlayıcı kısımları var mı?

Burcu Küçük - İki projenin de korku/gerilim filmi olması sebebiyle edindiğim deneyim ve tecrübenin şimdilik bu tarzda olduğunu varsayarsak, diğer film türleriyle ilgili bir kıyaslama yapamıyorum fakat, inanılmaz keyifli ve eğlenceli olduğu çok net. Bir taraftan çok eğleniyorsunuz ama aynı zamanda o korku/gerilim duygusunu işliyor ve yansıtıyorsunuz. Oldukça zıt duygular, çekim esnasında yaşanan ambiyans ve sonrasında gelen gülme krizleri sanıyorum ki başka bir işte nadir görülür.
Tek zorlayıcı kısmı bir nebze plastik makyaj ve uzun süre o halde kalmak zorunda olmak. Ya da senaryoya uygun enerjisi enteresan eski bir ev, villa, orman, gecenin 03.00 ü yatırın hemen yanı boş bir arazi. Ve orada gerçekleşen çarpılma sahnem en zorlayıcı olan enstantaneler sayılabilir.

KE-  Korku filminde yer almak nasıl bir duygu? Diğer film türlerine göre daha zorlayıcı kısımları var mı?

Orhan Milli - Korku filmlerinde yer almak çok keyifli ama, bir o kadar da zor .Çünkü beden dili oyunculuğu çok ön planda. Fiziksel olarak önceden hazırlık gerektiren sahneler olabiliyor. Özellikle benim karakterim için konuşuyorum ki, izleyince de bana hak vereceksiniz bundan eminim.

KE- Çekimler sırasında sette başınızdan geçen ilginç bir olay varsa bizimle paylaşır mısınız?

OM - Evet birçok örnek var ama, en ilginç olanı  sahne gereği Serkan karakterinin kesici bir aletle başka bir karakteri keserken, etrafta ki meraklı izleyicilerden bir çocuğun “Annneeeeee” diyerek kaçması. Tabii sonrasında şahsen durumu ona anlattım ve korkmasını gerektirecek bir şey olmadığını izah ettim.

BK - Korku filmi olunca ürkütücü ama komik anılar kaçınılmaz elbette. Çekimlerde yüzüme yapılan plastik makyaj uygulamasının bitmesine yakın zaman diliminde köyde elektriklerin kesilmesi üzerine gayr-i ihtiyari ekip arkadaşlarımın yanına gitmek için yürümeye başladığım esnada, (ki yüzümün ne halde olduğunu söylememe gerek yok sanırım) ekipten bir arkadaşın ışık vermek adına arabanın farlarını açması ve ışığın yüzüme bir anda yansıması üzerine çekimlerimizi izlemek isteyen köy sakinlerinden bir hanımın beni görünce “Tövbe bismillah” diyerek fenalaşması ve yaşadığım şok. Kendimi açıklama çabam,  yardım dahi edememem ve sonrasında gelen kahkahalar. Yaşadığım ilginç anılar böyle yazmakla bitmez sanırım.


KE- Gerçek hayatta cinlerle ya da büyülerle ilgili anlatılan hikayeler sizi etkiler mi, inanır mısınız?

OM - Gerçek hayatta bu kavramların varlığına inanırım ve gerçekten beni inanılmaz etkiler. Hatta geceleri uyanıp dua ettiğim durumlar bile olmuştur. Ben oynarken filmin etkisinde kaldım, ama siz izlerken ne yapacaksınız çok merak ediyorum. Bu konuyu filmi izledikten sonra güzel bir kahve eşliğinde tekrar konuşalım Korcan bey.

BK - İnanırım mı? Bu konuda nötr kalmayı tercih ediyorum desem daha doğru ama elbette inanışlarımızla doğru orantılı yaşanılan doğaüstü hikayeler şahsen ister istemez etkiliyor beni diyebilirim.


KE-  Rol tekliflerinde karşınıza çıkan senaryolarda en çok nelere dikkat edersiniz?

OM - En çok dikkat ettiğim şey, karakterin gerektirdiği oyunculuktur. Çünkü benim için en önemlisi, esas oğlan olmak değil, oyunculuk anlamında farklılık olmasıdır ki, bunu da Serkan karakterinde izleyeceksiniz.

BK- Sunulan karakteri okuduğum esnada analiz ederken, kendimi hayal ederek gerçekleştiriyorum. Benim için önemli olan oyunculuğumu ön plana çıkartacak olan sahneleri tespit etmek ve üzerinde bir süre çalışıp hazırlanmak.


KE- Devamlı cinler, büyüler ya da doğaüstü varlıklar olsun birçok film piyasaya çıkıyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bir süre sonra seyirciyi bıktırır mı bu konular? Yoksa bu rekabet daha mı iyi oluyor Türk korku sineması için?

OM - Aslında hepsi çok emek ve masraf harcanarak yapılan projeler, fakat ben senaryoların tam olarak beyazperdeye yansıdığına inanmıyorum. Bunun birçok nedeni var ve bunlardan en önemlisi bütçeler. Maalesef bütçesizlik zaman dilimini kısaltıyor, tabii haliyle zaman kısalınca projeyi yetiştirme telaşından dolayı kalite düşüyor ve birçok sahne ya iptal ediliyor, ya da daha kolayına kaçarak değiştiriliyor ki, bu durum gerçekten beni aşırı derecede rahatsız ediyor. Tabii ki projelerin çokluğu rekabeti doğuruyor ve rekabet olan yerde her zaman kalite artar. Bence Türk korku sinemasının en büyük avantajı, inançlarımıza göre konularımızın geniş ve göreceli olmasıdır. Bu konuda altyapısı olan senaristlerimiz çok iyi bilirler ki, iyi bir bütçeyle dünya korku sinemasında lider olabiliriz.

BK- Bu türle ilgilenen ciddi bir kemik kitle var tartışmasız. Bu sebeple gelişim gösterildiği taktirde seyirciyi bıktıracağını düşünmüyorum. Çünkü geçmişten bu yana inanışlarımız, toplumsal yapımız ve karşılaştığımız hikayeler bilinçaltımızda bu korkuyu besliyor. Gerçeklik payına değinmek istemiyorum ama bu anlamda bir açık var bu çok net. Beslenen bu korku duygusunun geliştirilerek işlenmesi ve içerisine dram,aşk gibi olgular katılarak dolu bir hikayeye dönüştürülmesi bana göre rekabeti arttırmakta. “Kabr-i Cin: Mühür” filminde bizler bunu deneyimledik, gerçekten çok emek verdik, takdir elbette seyircinin. Yine de korku/gerilim alanında Türk sinemasının farklı konu ve tarzlarda geliştirilmesinden yanayım kesinlikle.


KE- Yeniden bir korku filminde rol almak ister misiniz? Yakın zamanda yeni film projeleriniz var mı?

OM - Tabii ki, neden olmasın? İyi bir senaryo ve karakter olursa düşünebilirim. Yeni projelerim var, ama korku veya gerilim değil, aksine yukarıda bahsettiğim gibi bir komedi filmi. Bunun haricinde, yeni bir dizi için menejerimin görüşmede olduğu bir proje de bulunuyor.  

BK- Hayır demem tabii fakat, bir oyuncu olarak komedi, dram, aşk veya aksiyon alanlarındaki rolleri ve projeleri de deneyimlemeyi çok istiyorum. Yeni görüşmesini gerçekleştirdiğim bir komedi filmi projesi var çekimlerine başlanma tarihinin netleşmesini bekliyorum.


KE- Korku filmleri izlemeyi sever misiniz? Korku filmlerine ait en sevdiğiniz birkaç yabancı filmi yazar mısınız?


OM - İzlemeyi çok severim ama bir o kadarda korkarım. En çok sevdiğim filmler, uzakdoğu kökenli korku filmleridir, çünkü onlar daha gerçekçi ve aykırı beyinlerin çalışmasıdır. Hatta bu filmler kendi içlerinde öyle başarılıdır ki, izleyici çekik gözler görmesin ve tüm dünya izlesin diye Hollywood tarafından tekrardan çekilip pazarlanır.
Örnek olarak tavsiye edebileceğim birkaç film var tabii ki, 
1-Akasya 2-Ringu 3-One Missed Call 4-Kairo 5-The Red Shoes

BK- Çocukluğumdan beri, korkutmayı o adrenalini hissetmeyi ve hissettirmeyi sevdiğimden bahsetmiştim. Bu anlamda kardeşim (onu çok seviyorum beni affetsin) benden çok çekmiştir. Ayrıca çocukluk arkadaşlarımı toplayıp ürkütücü hikayeler anlatmaya bayılırdım. Birlikte toplanıp sürekli korku/gerilim filmleri izlerdik ve doğal olarak geceleri uyuyamayıp ertesi gün yaşadığımız korku dolu anları gülerek birbirimize anlatırdık. Ayrıca o dönemlerde Stephen King, Agatha Christie gibi yazarların kitaplarını çok okurdum. Hayvan Mezarlığı ile başlayan korku filmlerine olan ilgim Chucky (ona benzeyen en sevdiğim oyuncak bebeğimden korkar hale gelip kaldırmıştım hala saklarım) ve Elm Sokağı Kabusu benim o zamanki tabirimle ‘tırnaklı öcü’ ile devam etti. Şimdilerde daha çok korku yerine aksiyon filmilerini tercih ediyorum. Halloween, Texas Katliamı, Rose Red Konağı, Tepenin Gözleri, Identity, İnsidious, Sinister gibi yapımlar başucu filmlerim diyebilirim.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.