8 Mart 2016

ÖZGÜR ÖZBERK & ŞAHİN YİĞİT ile RÖPORTAJ


Uzun zamandır yaptığım söyleşilerde Türk korku sinemasına gönül veren birçok yönetmen/oyuncu ile tanışma fırsatı yakaladım. Her seferinde farklı korku filmi projelerinden bahsediliyor ve bunları hayata geçirmek için bir emek veriliyor. Bu da korku sinemasının gelişmesi  adına çok güzel bir durum. Bende elimden geldiğince işim gereği ve korku sinemasına olan ilgim dahilinde tüm korku filmi yapımlarında emeği geçen her kişi ile tanışıp sohbet ediyorum. Bu işi severek yapıyorum ve yaptığım röportajlarında ona göre kaliteli olması için uğraşıyorum. Korku sineması da isteyerek, severek yapıldığında ve senaryolar da ona göre düzgün yazıldığında çok kaliteli işlerin ortaya çıkacağına inanıyorum. Her yönetmen, yapımcı ve senaristin yaptığı kaliteli işlerle Türkiye’de kendini bir marka haline getirmesi mümkün. Zaten yapılan işler kaliteli olduğunda başarısız olanlar kendi kendini yok ediyor. Ayrıca, Türk korku sinemasının da kısa bir zaman içinde yurtdışındaki filmlerden çok daha iyi yapımlar ortaya çıkaracağını düşünüyorum.

Yerli/yabancı korku sineması üzerine yaptığım röportajlarımın bu defaki konukları İfritin Diyeti: Cinnia filminin yönetmenleri Özgür Özberk ve Şahin Yiğit. Kendileri ile Kadıköy’de buluşup güzel bir sohbet eşliğinde korku sineması ve kendi filmleri hakkında bol bol konuştuk. Özellikle gerçek hikayeye dayanan filmlerinin çekimleri sırasında yaşadıkları ürkütücü olayları dinlemek çok enteresan oldu.

Özgür ve Şahin ikilisi, hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladılar. Her iki yönetmene de bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyor ve İfritin Diyeti: Cinnia filmine gişede bol başarı diliyoruz.


KE-  Özgür bey oyunculuk, yapımcılık ve yönetmenlik gibi birçok konuda deneyiminiz var. Komedi filminden sonra şimdi de bir korku filmi çektiniz? Neden korku filmi çekmeyi tercih ettiniz?

ÖÖ- Asıl mesleğim mühendislik olmasına rağmen, 23 senedir oyunculuk son 6 senedir de yapımcılık ve yönetmenlik yapıyorum. Arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine izlerdim sadece korku filmlerini. Çünkü kötü bir korku filmi hem zamana hem de paraya yazık diye düşündürüyordu bir seyirci olarak beni. Türkiye’de çok etkili korku filmleri çekildiğini de düşünmüyordum açıkçası. Bir gün askerlik arkadaşım ve senarist bir arkadaşı, korku filmi çekmek istediklerini söylediler ve bana bir senaryo yolladılar.. Yazılanların gerçek olması ve senaryonun gidişatı beni çok etkiledi ve ben de bu filmi çekmeyi ve isterlerse de seve seve oynayabileceğimi söyledim. Bu filmi çekerken amacımız biraz da sektördeki korku filmlerinin dışında, daha yüksek bir çizgisi olan, kaliteli bir yapım yapmaktı. Bunda da başarılı olduğumuzu göstermek istiyoruz artık.

KE-  Özgür bey  hem Cinnia, hem de tanıtımlarınızda sıkça bahsettiğiniz “Mühr-ü Vekil” hakkında bilgi verir misiniz, nedir bunlar ?

ÖÖ- Cinnia, bizim filmde adı geçen yüksek mertebeli bir cin. Filmdeki karakterlerden birine musallat oluyor ve olaylar bu şekilde gelişiyor. Mührü Vekil ise, dünyada dört tane olan ve cinler alemiyle direk temas halindeki, Hz. Süleyman’ın mührüne ve kabiliyetlerine sahip bir kişilik.

KE- Filminizin çekildiği Kütahya’da mezarlık sahnelerinde başınıza bir takım ilginç olaylar gelmiş. Bunlardan bazılarını bize anlatır mısınız?

ÖÖ- Filmi dokusu gereği Gediz’de çekmek istedik ve konu gereği de sahnelerden birisinin  mezarlıkta çekilmesi gerekiyordu. Zincirlikuyu’dan bile geçerken ürken birisi olarak, neredeyse terkedilmiş eski Gediz’de Erdoğmuş köyünün bir mezarlığında çekim yapmak gerçekten benim için çok cesaret isteyen birşeydi. Mezarlığa akşam 11 gibi geldik. 30 kişilik bir ekiptik ve mezarlığın girişinde çıtımızı bile çıkarmadan yaklaşık 15 dk kadar jeneratörlerin gelmesini bekledik. O sırada filmin çıkış noktası olan Hasan Hoca geldi ve bizden once çekim yapacağımız mezarlığa girmek istediğini söyledi. Bizim zaten çıtımız çıkmıyordu korkudan. Kendisi içeriye girdi ve bir 5 dk kadar sonra dışarıya çıktı. İçeride 4000 5000 civarında cin olduğunu o yüzden de bizim çekim yapacağımız yeri korumaya aldığını söyledi ve bize birkaç anlamadığımız dilde şeyler söyleyip alnımıza parmağını sürdü. İlk başta çok garip geldi bu hareketleri, ama sabahın 4’üne kadar süren çekimleri öyle büyük bir huzur ve sükunet içinde bitirdik ki, kesinlikle ne yapıldıysa işe yaradığını anladık. Kamera kayıtlarında bütün bu ritueli yakında paylaşacağım.

KE-  Filmin çekimleri sırasında yaşadığınız ilginç veya korkutucu olaylar varsa bizimle paylaşır mısınız?

ŞY- Aslında paylaşacağımız birçok hikaye var gerçekte yaşamış olduğumuz fakat buraya yazmak ne kadar doğru olur bilemedim, sonuç olarak bir korku filmi çekiyoruz ve yazılan sahnelerin yarısından fazlası gece planlarından oluşuyor ki, gece zaten başlı başına bir gerilim bir korku unsurudur  Örneğin terk edilmiş bir mezarlığın ortasında sabahlara kadar çekimler yapıyorduk. Bir gün çekim bitip odama geldiğimde lambanın anahtarını açar açmaz ampul patladı.Tabii o anda korkmamak elde değil ve geceyi kamera asistanlarının odasında tamamlamıştım.

KE- Filmin gerçekten yaşanmış bir olaydan kurgulandığını biliyoruz. Gerçek yaşam öyküsünü filme çekmek nasıl bir duygu? Olayları kurgularken ne gibi zorluklar çıkıyor karşınıza?

ÖÖ- Biz çok zorluk yaşamadık, çünkü olayı yaşayan Hasan bey çoğu sahnede bizimleydi. Çekim yaparken gözlerinden akan yaşı gördüğümde, onu eski anılarına götürdüğümüzü hissediyordum. Her konuda bize yardımcı olması, bizim işimizi çok kolaylaştırdı aslında. Filmin içinde kurgu faktörüde olduğu için olabildiğince gerçeklerden ödün vermemek gerekiyordu. İkisinin birleşimini iyi yaptığımızı düşünüyorum.

KE- Şahin bey sizi daha çok görüntü yönetmenliğinden ve çektiğiniz reklam filmlerinden tanıyoruz. Çok ünlü yönetmenlerle birlikte çalıştınız. Bize biraz kendinizden ve yaptığınız işlerden kısaca bahseder misiniz?

ŞY- Doğrudur. Kariyerimde Abdullah Oğuz , Sinan Çetin gibi Türkiye’nin en büyük isimlerin görüntü yönetmenliğini yaptım. Fakat 5 yıldır çeşitli reklam ajanslarına yönetmenlik yapmaktayım. Şu anda yaptığım işlerin çoğunluğunu reklam filmleri oluşturuyor. 2016 yılında çekmeyi planladığım  duygu yüklü bir filmde var.

KE- Özgür Özberk ile birlikte bir korku filmi çektiniz. İki yönetmenle beraber film çekmenin zorlukları var mı? Nasıl bir uyum içindeydiniz sette? Anlaşamadığınız yerler oldu mu hiç?

ŞY- Tabii ki oldu. İki yönetmenli işler çoğunlukla fikir ayrılıklarına gebedir.  Fakat bir şekilde orta yolu bulduk ve güzel bir iş çıktı. Özgür başrolde olduğundan daha çok kamera önündeydi, ama biz bir şekilde birbirimizin eksik kaldığı yerleri dolduruyorduk.

KE-  Yaşanmış bir olayı kurgulamak için oyuncu seçiminin iyi olması gerekir. Şahin bey filmin castını oluştururken en çok nelere dikkat ettiniz?

ŞY- Özgür projeyi getirdiğinde bana castin %90 nini oluşturmuştu kafasında . Tüm oyuncular arkadaşıydı zaten ve tüm karakterlerin rolleri de sanki oyuncularımız için yazılmıştı. Bir filmde en önemli şeylerden birisi de doğru oyuncuyu oynamaktır. Tabii bunun en doğru cevabını seyirci verecek. Bende sabırsızlıkla bekliyorum tepkileri. 

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

ŞY- Bende senin gibi düşünmekteyim çünkü çekilen korku filmlerinin tamamı üç aşağı beş yukarı birbirine benzemektedir. Tabii bu durum da,  seyircide korku filmleri üzerinde bir ön yargıya oluşmasına sebep olmaktadır. Peşin hükümlü bir seyircinin filme girdiğinde ki tepkileri de azalıyor hatta birçok seyircide korkmak için değil filme girmek için ya da eğlenmek için korku filmlerini seçiyor. Buna kendi adıma tüm samimiyetimle söylüyorum ki, bizim hikayedeki güvendiğim tek şey ise hikayenin gerçekten yaşanmış bir hikayeden uyarlanan bir hikaye olmasıdır. Senaristimiz İbrahim Bey sadece bir senaryo yazarı değil aynı zamanda bu mistik  olayların odağında yaşayan birisidir. Ben filmin çekimlerinde sonuçta bir senaryo olduğunu bilmeme rağmen korktuysam, seyircinin de korkacağının garantisini veriyorum.

KE- Filminiz hakkında neler söylemek istersiniz Türk korku sineması seyircisine? İzleyicileri neler bekliyor?

ÖÖ- Filmimizle ilgili net olarak söyleyebileceğim şey, filmimizin çok iyi bir senaryosunun olması, çünkü her şey gerçeğe dayanıyor. Hatta hocaya gelen 3 gencin hocayla yaptığı konuşmadan bir alıntı yapmak gerekirse, gençler hocaya insanları filmde dumanla ya da efektle değil de gerçeğin kendisiyle korkutmak istediklerini söylüyorlar. Hocanın cevabı ise daha ürkütücü “ya gerçeğin kendisi sizi korkutursa”. Bizim bu filme çıkış hikayemizde birebir olarak böyle oldu zaten.

ŞY- Tabii ki çektiğimiz işin arkasındayız ve gerçekten yaptığımız işe güveniyoruz. Öncelikle seyirci salondan çıkarken beklentilerini karşılamış bir şekilde çıkacağını düşünüyorum, çünkü  birçok korku filminden çıktıktan sonra seyirci hayal kırıklığıyla salondan ayrılıyor. Aslında bizim hikayenin çıkış noktası da tam burada. Hayal kırıklığıyla salondan ayrılan seyirciler için yaptık bu filmi. Yaşanmış bir hikaye olduğundan kesinlikle bu film seyirciye dokunacak ve gerçekten onları da filmden sonra da etkileyecek.

KE- Diğer yaptığınız işlerle kıyasladığınızda korku filmi çekmenin ne gibi zorlukları var?

ÖÖ- Film çekmenin zorluklarından farklı değil aslında. Bütçesel bir zorluk her zaman var zaten. Korku filmlerindeki klişeleri ve sıradanlığı aşmak zor olabilir çünkü alışılagelmiş bir mantık var ve onun dışına çıkınca sanki yanlış yapılıyormuş hissi doğuyor. Biz bu filmi çekerken en büyük amacımız da aslında bu klişelerin dışına çıkabilmekti. Umarım bu farkı görebilen bir kitleye hitap ederiz.

ŞY-  Korku filmi çekmek aslında biraz tarz meselesidir. Kimisi müzikle hazırlar seyirciyi korkutmaya, kimisi aniden bir korku ögesini objektifin önüne düşürür, kimisi de sadece bir gerilim yaratır. Normal filmi bir kalemde çektiğinizde ok insanların fazla korkmasını bekleyemezsiniz, ama korku filmi olunca işler değişiyor. Aslında hafife alındığı gibi korku filmi çekmek basit bir iş değildir, bilakis korku yaratmak bütünlük ister ve daha zordur. Müziklerin, oyunculuğun ve görüntünün harmonisi ile karıştırıp korku yaratmak elbette zor bir iş. Fakat biz bunu başardığımızı düşünüyoruz.


KE- 2016’da çok fazla korku filmi vizyona giriyor. Bu durum nasıl etkileyecek sizce Türk korku sinemasını?

ÖÖ- Bence fazla olması sorun olmaz ama, kalitesiz birçok yapım olması piyasayı çok etkiler. Çok iyi yapılmış bir film bile, diğer örnekleri çok kötü olduğu için ilgi çekmeyebilir. Bu nedenle kendimizi çok iyi anlatmak gerektiğini düşünüyorum. Doğru zamanda doğru seyirciyle karşılaşırsak, eminim farkımız ortaya çıkacaktır.

ŞY- Bizim vizyon tarihimizde seyircinin karşısına tek korku filmi olarak biz çıkacağız ve bu durumda bizim filmimize olan sorumluluğumuzu daha da arttırıyor. Genel olarak skalanın altında kalacağını da hiç düşünmüyorum.

KE- Yeniden korku filmi çekmeye devam edecek misiniz? Yeni projeleriniz varsa kısaca anlatır mısınız?

ÖÖ- Senaryosuna inandığım bir başka proje olursa neden olmasın. Yaza çekmek istediğim iki drama filmim var. Vizyon tarihinin ertesinde hemen onlara başlamayı düşünüyorum. Çok ilginç projeler olacak. Hayırlısı diyelim.

ŞY- Bu sene için korku filmi yapmayacağım fakat Cannes ve Altın Portakal sinema festivalleri için dram bir hikaye çekeceğim. Beklenti ve hedeflerim daha yukarıda ve bunun için de durmadan çalışıyorum, üretiyorum. 

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.