4 Nisan 2016

BATMAN v SUPERMAN: DAWN OF JUSTICE


Bruce Wayne’nin ezbere bildiğimiz, geçmişinde yaşadığı anne-baba trajedisini jeneriğe güzelce yedirerek şık bir şekilde başlıyor Batman v Superman: Dawn of Justice (Batman v Superman: Adaletin Şafağı). Batman’in gözünden Man of Steel’in son savaş sahnesi sekansına odaklanarak muhteşem bir açılışa tanık oluyoruz. Metropolis’in yerle bir edilmesine ve çok fazla insanın ölümüne şahit olan Bruce Wayne’in, daha o dakikadan itibaren zaten Superman’e olan nefretini suratındaki ifadeden net olarak anlıyoruz. Tüm Metropolis halkı tarafından tanrı gözüyle bakılan çelik adam ve uzaylımız Superman ise, Batman’in kışkırtıcı tavırlarını her dakika takip ederek kendisine karşı yavaştan bir antipati beslemeye başlıyor.

Çizgi-roman dünyasında, Justice League (Adalet Birliği)’de, Superman & Batman kapışmalarına, ikilinin fikir ayrılıklarına, Batman’in bencillikleri ve yargısız infazlarına bolca yer verildiği bilinir. Filmin senaryosu da, bu durumdan güzelce beslenmiş olmalı ki, ortaya düzgün işlenen ve çizgi-romana sadık kalınmış bir yapım çıkmış.
Aslına bakarsanız her iki taraf da kendi içlerinde sorunları olan ve geçmişlerinden dolayı psikolojileri bozuk olan süper kahramanlar. Bunun yanında her an çatışmaya müsait olan bu iki karakteri birbirine düşürmeye çalışan başka bir rahatsız adam var ortada; Lex Luthor. Her zaman kriptonit peşinde, Superman’i yok edip hakimiyeti ele almaya çalışan Lex, bu defa ikiliyi birbirine düşürmeyi tercih ediyor. Film boyunca hız kesmeden kıskançlık boyutlarını arttıran Lex, DC Comics evreninde adı sıkça geçen, devamlı güçlenen, yenilmesi zor, etrafa enerji saçan dev yaratık Doomsday’i bile baştan yaratmayı başarıyor.

Gelelim en önemli kısımlara, yani karakterlere (Burada Marvel ve DC Comics filmlerini sıkı takip eden biri olarak kendi fikirlerimi de dile getireceğim maalesef, beğenmeyene saygımız sonsuz); adını duyduğumuz andan beri Ben Affleck’ ten Batman olmaz diyerek ön yargı ile yaklaştığımız oyuncu gayet güzel Batman olmuş, ama nasıl? Tam anlamıyla çizgi-roman dünyasında yer alan pompayla şişirilmiş dev üçgen vücutlu Batman karakterinin beyazperdeye bire bir yansıması olarak. Zack Snyder, kendi uslübu ile Batman’i Christopher Nolan’ın trajik aksiyonu olan Dark Knight üçlemesindeki karakterden çok daha farklı bir şekile dönüştürmüş. Şahsi fikrim; şu ana kadar izlediğimiz Batman’lerin içindeki en iyisi falan değil, hatta Christian Bale’in eline su bile dökemez. Henry Cavill ise, kesinlikle Superman için biçilmiş bir kaftan. Man of Steel’deki artistik hareketleri ve kasıntı duruşu, Batman v Superman’de daha da tavan yapıyor. Batman karşısında ezik durmamak için bayağı havalı bir şekilde takılıyor. Alfred rolündeki Jeremy Irons, sinema dünyasında her ne kadar başarılı bir oyuncu olsa da, Michael Caine gelmiş geçmiş en iyi Alfred’dir net. En çok eleştiriye maruz kalan karakter ise, tabii ki Lex Luthor. Jesse Eisenberg, kendisine verilen rollerin altından başarı ile kalkabilen iyi bir oyuncu, yalnız rolünü iyi oynaması Lex Luthor karakterinin seyirciye yanlış tanıtılmasını kurtaramıyor. Lex Luthor bu filmde görüldüğü gibi cır cır konuşan,  geveze, joker gibi tam bir deli karakter değil, ruh hali bozuk ama bunun yanında eğlenceli fikirleri olan, saplantılı ve aşırı kıskanç bir karakterdir. Hatta Smallville dizisini izleyenler ve çizgi-romanları/filmleri takip edenler daha iyi bilirler bu durumu. Bunun yanında gereksiz birçok harekette bulunan Amy Adams, Man of Steel’de olduğu gibi Lois Lane rolüne yakışıyor. Gal Gadot, Wonder Woman karakteri olarak çok iyi seçilmiş bir oyuncu olmasına karşın, filmde sadece ufak bir ayrıntı gibi son anda çıkıp, kenarda sığ bir biçimde kalarak çok sırıtıyor. Olimpos’a kadar uzanan bir geçmişe sahip ve çok da güzel hikayesi olan Amazon kadını Wonder Woman’ı 2017’de tek bir karakter filmi olarak izleyince daha net bilgiye sahip olacağımız kesin. Bunun yanında Justice League takımının oluşumunda yer alan diğer karakterlerin bazılarını filmin içinde kısadan görmek gayet keyifliydi.

Marvel filmlerindeki renkli dünyanın tersine Zack Snyder, karanlık, kasvetli, ultra pastel bir dünya yaratarak kendine özgü tarzı ile adeta seyirciyi farklı bir evrene taşıyor. Özellikle gökyüzünde, uzakta yer alan bir dövüş sahnesine ani zoom yaparak tüm detayları birebir objektife yansıtması tam bir Zack stili. Batman ve Superman’ın birbirlerini patakladıkları, durmak bilmeyen ve tozu durmana katan sert kapışmaları çok çok iyi çekilmiş. Özellikle filmin ikinci yarısı, toz bulutları, yıkımlar ve patlamalarla dolu, durmak bilmeyen görkemli bir aksiyona dönüşüyor. Bu kadar güzelliğin yanında, sanki aceleye gelmiş gibi gözüken; Batman ve Superman’in yeşilçamı andıran bir diyalog ile aralarının aniden düzelmesi ve Lex’in helikopterin önünde Superman’i hızlıca gaza getirip çocuk gibi kandırması gibi, göze batan birkaç sahne de yok değil. Doomsday ile kahramanlarımızın savaştığı boss-figh sahnesi ise, filmin en çok renk cümbüşüne sahip olan, adeta havai fişek gösterisi şeklinde sunulan kısmı. Filmin Hans Zimmer destekli müzikleri çok başarılı. Özellikle Wonder Woman’ın çıkışında çalan parça mükemmel.

İnsan gücü ile mekanik bir kahramanın savaşına odaklanan ve Justice League’in  temellerini oluşturan Batman v Superman: Dawn of Justice, içerdiği tüm bilim-kurgu ve fantastik ögeleri ile DC Comics hayranlarının mutlaka seyretmesi gereken bir film.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.