29 Nisan 2016

HASAN KARACADAĞ - MAGİ filmi Röportajı

KE- Nazilerden Babil’e kadar uzanan gizemli bir hikayesi olan Magi filmi nasıl ortaya çıktı, nedir Magi?

HK- Magi’yi tasarlarken şöyle düşündüm; Öyle bir şey yapmalıyım ki, hem bizden olmalı, hem de yabancılar anlayabilmeli. Neticede uluslararası piyasaya çıkma hedefinde bir film olacaktı bu. Yüzlerce fikirle boğuşurken,hepsini tek bir potada eritince, diğer filmlerime nazaran daha sakin ama daha tehlikeli bir konu ortaya çıktı.
Geçmişte de yaptığım filmlerin temel esin kaynağıdır; Babil, Sümer, Akkad ve Asur kültürü. İnsanlığa dair tüm hikayelerin ölümsüz yuvasıdır,Mezopotamya.Zaten Magi kelimesi Babil kökenlidir ve önce Mısır ardından Yunan kültürü aracılığıyla batıya Magic olarak geçmiştir. Ama Magi’nin anlamı büyü değildir. İnsanın sahip olduğu şeytani potansiyeli anlatır. Magi kelimesi için; Hitler gibi tarihin gördüğü etli-kemikli-ruhlu büyük bir şeytanın beynine gizlenen tüm kötülüklerin gıdasıdır da diyebiliriz. Nazilerin nasıl olur da şeytana tapar gibi,Hitler’in güdümüne girdiklerini düşündüğüm bir dönemde aniden aklıma gelen bir fikirle ilk kıvılcım oluşmuştu. Sonrasında kafamda şekillenen bu öyküyü günümüze taşıdım.

KE- Magi’de diğer korku filmlerinizin dışında kalan bir film. Filminiz hakkında neler söylemek istersiniz Türk korku sineması seyircisine? İzleyicileri neler bekliyor?
HK- Magi, Amerikan standartlarına göre yüksek bütçeli bir film değil, ama onların devasa bütçelerle yapamadıklarına soyunan taze bir kan. Mezotopamya’nın derinliklerine gizlenmiş , batının bir türlü anlayamadığı bize has karanlık noktalara değinen ve batılı izleyiciye bir doğulunun penceresinden metafizik dünyayı anlatmaya soyunmuş bir film. Seyirci Alaaddin’in lambasına hapsettikleri cinlerin, şeytanların ve gulyabanilerin gerçek öyküsüyle karşılaşacak. Film, benim diğer öykülerimden elbette farklı bir düzlemde ve yeni bir konsepte sahip; o açıdan Türk izleyicileri de sürpriz bir film bekliyor.

KE- Michael Madsen ve Stephen Baldwin gibi yabancı oyuncuları oynatmanızın belli bir nedeni var mı?

HK- Michael Madsen, Tarantino’nun en büyük şaheseri olan Reservoir Dogs filminden beri beni büyüleyen bir oyuncu, inanılmaz bir aurası var. Senaryo’yu kendisine bir şekilde ulaştırdım ve okur okumaz bana dönüş yapıp, çok etkilendiğini söyledi. Aynı şekilde Stephen Baldwin’de kendisine tesadüfen ulaştırılan senaryoyu epey beğendi ve benimle direkt skype üzerinden konuşmak istediğini iletti. Baldwin; kendisine önerdiğim karakter üzerinde çok yoğunlaştı, bu beni şaşırtmıştı, çünkü Türkiye’de çoğu oyuncunun, bir filmde arz-ı endam edecekleri karaktere bakışları genelde son derece pasifize bir düzlemde ilerliyor. İkisiyle de son derece profesyonelce çalıştık. Bir de hep söylerim; korku sineması, oyunculuğun arenasıdır diye. Bu adamlarda bunun farkında ve rollerini son derece ciddiye alarak icra ettiler. Neticede, ikisini de daha önce görmediğimiz bir şekilde izleyeceğiz, istediğim de buydu zaten. Michael Madsen filmden sonra bana şöyle dedi; ’’Sen ve hikayen, benim doğulu toplumlara olan bakışımı değiştirdi !’’

KE- Magi’nin çekimleri sırasında sette başınıza gelen ilginç olaylar var mı?

HK- Keşke olsaydı hemen haber yaptırırdım J

KE- Magi ile ilgili mekan  araştırması yaparken nelere dikkat ettiniz? Özellikle aradığınız ve kafanızda oluşan mekanı bulmak için neler yapıyorsunuz?

HK- Mekan mevzusu,Türkiye’de film yapmaya başladığımdan beri en büyük derdim. Bu konuda Türkiye sanıldığı gibi bir mekan cenneti filan değil.Her yer talan edilmiş,tarihi mekanlarda sahne çekmek imkansız, köy diye bişey kalmamış, her taraf çirkinlik abidesi betonlara esir edilmiş, iğrenç restorasyonlar, bir o kadar itici boyalar, renkler, kablolar direkler vs vs. Ben senaryomu yazarken mekanları birebir hayal ederim. Tarihi bir mekansa eğer, gerçek yerleri kullanmak isterim, bir villa ise hikayemdeki karakterlere ve kamera hareketlerime göre bir yer ararım, köyse tam bir Anadolu köyü ararım. Ama dediğim gibi, tarihi kültürel mimari yapıyı koruyamıyoruz. Dolayısıyla da ben mekan konusunda çok sıkıntı çekiyor ve bazen film yapmaktan vazgeçecek raddeye geliyorum. Magi filminde de benzer sıkıntıları yaşadım ama ekip çok iyi çalıştı ve belki de bu ülkede,  bu film için bulunabilecek en iyi yerler seçildi.

KE- Magi filmini oluştururken esinlendiğiniz korku filmi yönetmeni veya filmi oldu mu ? Korku sinemasında en beğendiğiniz ve örnek aldığınız kimler var?

HK- Magi’deki birinci esin kaynağım Hitler’in bizzat kendisidir. O dönemde karabüyü’ye merak saran Hitler ve çevresine dair epey belgesel izledim. Tarihin tanıdığı en büyük diktatörün, bir büyücü gibi hareket etmesi beni en şok eden detaylardan birisidir. Zaten Magi konu olarak dünyada ilk defa işleniyor. Babil, Anadolu ve Hitler bağlantısı, bir takım gerçeklerle beraber tamamen benim hayal gücümün ürünü. Son dönemde beni etkileyen bir yönetmenden söz edemiyorum ama geçenlerde izlediğim The Witch isimli filmi dahiyane buldum diyebilirim. Söz konusu filmin, korku sahnelerinden ziyade ; ‘’insan-şeytan-din-yalan ve aile’’ kavramına getirdiği yaklaşımı çok başarılıydı.

KE- Son olarak genel bir soru sormak istiyorum. Cin ögesini fazlasıyla yanlış kullanan çok vasat korku filmleri var ortada. Ve bu yapımlar gerçekten Türk korku sinemasını yanlış yöne doğru götürüyor. Türkiye’deki cin konulu korku filmlerini başlatan birisi olarak bu konu hakkında ne söylemek isterseniz?

HK- Evet, bu şu anda ciddi bir sorun gibi görünüyor. Ama bence, ondan önce konuşmamız gereken daha önemli bir sorun var. Beni rahatsız eden tüm korku filmlerinin cin-köy-büyü temalı olması değil, esas sorun; korku sinemasını küçümseyen, basit zanneden zihniyette yatıyor. Bu işe bulaştığımdan beri korku türünün sinemanın en zoru olduğunu, çok ciddi bir altyapı gerektirdiğini ve meselenin bütçe değil özünde sinemaya hakim olunması gerektiğini söyledim. Bir korku sinemacısı türe ve türün gelişimine çok hakim olmalı ama aynı zamanda ‘’iyi sinema filmi’’ kavramına da aşina olmalı.1950-60-70-80-90’ların sinema akımlarını ve bu akımların zirvelerini dahi iyi analiz edebilmeli, senaryo gücü olmalı, korku-gerilim-mistik-bilimkurgu sinemasının ülke ülke, kültür kültür gelişimini bilmeli, bu alanlarda yazılmış roman hikaye makale belgesel gibi literatüre hakim olmalı, kamera ışık kurgu bilgisi oturmuş olmalı. Bir sinemacıdaTüm bunların ortalama bazda olması bile, onun vasat altı bir film yapmasını engeller. İyi bir korku filmi yapmanın temel şartı korku sinemasına hem aşık olmak, hem de hakim olmakta yatıyor. Benim filmlerim gişe yapıyor diye “işte formül bu, çok basit , hadi biz de çekelim” zihniyetinin başarılı olamadığı aşikar iken, hala ona meyilli işlerin çıkmasında sanırım paragöz yapımcıların da parmağı var. Ben genç sinemacı arkadaşlarımı asla suçlamak istemem, neticede hepsi hayallerinin peşinde koşan ve belirli bir iddia ile ortaya çıkan insanlar. Biz de zamanında böyleydik. Belki hala da öyleyiz. Onlardan tek ricam bu işi daha fazla önemsemeleri ve çok kolay olduğu fikrini beyninden söküp atmaları.

Ben cin konusuna hakim olduğum ve bunu dünyada yeni bir korku ikonu haline getirmek ideali taşıdığım için ısrarlı ve planlı bir politika üzerinden gittim. Yeni Türk korku filmi çekenler de kendi idealleri ve kendi hakim oldukları, hatta ve hatta kendi korkularını bile bize anlatsalar çok çok daha iyi şeyler yapacaklar aslında. Bu türün Türkiye’de gelişmesini en çok isteyen benim ve tavsiyelerim de tamamen genç sinemacıların doğru bir düzleme girmesine yöneliktir. Bu filmleri yıkalım, asalım keselim, aforoz edelim ile olmaz bu iş. Türkiye’de çok sağlam korku sineması kalemleri-eleştirmenleri-yazarları var. Bu arkadaşların kalemleriyle de bu gençlere yol göstermesi gerekiyor.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.