15 Mayıs 2016

80’lerin Unutulmayan 10 Korku Filmi

80’ler, şüphesiz hala adından çokça söz ettiren müzikleri, giyim kuşamı ve filmleri ile kült haline gelmiş bir dönemdir. O dönemde ortaya çıkan tüm filmler o kadar değerlidir ki, halen yeni yönetmenler bile remake (yeniden çevrim) yapımlarla aynı tadı seyirciye tekrar vermeye çalışıyorlar.

Korku filmleri için 80’ler tam bir patlama dönemidir. Teen slasher’lar, korku/komedi’ler ve bilim-kurgu/gerilim türleri için altın bir dönemdir 80’ler. 70’lerin sonundan başlayıp 80’lere kadar uzanan, hatta 90’lara bile taşan korku sinemasının baş tacı olan birçok seriye bu yıllarda rastlanır. Friday the 13th (13.Cuma), Halloween (Cadılar Bayramı), A Nightmare on Elm Street (Elm Sokağı Kâbusu) gibi devam filmleri çekilen serilerin en can alıcı olanları 80’ler dönemine denk gelir. Bu serilerin baş kötü karakterleri Jason, Michael Myers ve Freddy ise, o günden bugüne kadar hiç değer kaybetmeden tüm korku severlerin birer idolü haline gelmiştir. Örneğin; Friday the 13th: Part 3 (13.Cuma: Bölüm 3), şu anda 3D olarak gösterime giren üç boyutlu korku filmlerinin ilklerinden birisidir.

80’li yıllarda sinemaya gelen filmler şimdiki gibi Amerika ile aynı anda falan uğramazdı bizlere, tam tersine 2-3 hatta 4 sene kadar gecikmeli olarak izlerdik. Sadece dergilerden veya gazetelerden filmlerin Amerika’da oynadığını görüp, Türkiye’ye gelmesi için beklerdik. İşte o arada ortaya çıkan videokaset furyası, birçok filmi izlememize fırsat yarattı. 80’lerin korku sineması, video dönemi ile büyük bir çıkış yakalamıştı. Sadece vizyon filmleri ile sınırlı kalmayan birçok düşük bütçeli yapım, videolar sayesinde tek tek kaset piyasasında yerini almıştır. Bunların arasında bulunan pek çok film, sadece videokaset dönemiyle hatırlansa bile, şu anda o filmlerin izinden giden ve ekmeğini yiyen sayısız korku filmi çekilmiştir.

Korku sineması 80’lerde teknik açıdan da çok önemli bir yere sahiptir. Görsel efektlerin henüz günümüzdeki kadar yaygın olmadığı 80’lerin o kısıtlı imkânlarıyla çekilmiş korku filmlerinin halen çok sevilmesinin nedenlerinden birisi belki de, sahnelerin plastik makyajlarla yapılmış olmasıdır. Plastik makyajların ve o maskelerin yapım aşaması, başlı başına emek gerektiren bir sanattır. CGI’ dan uzak, sade ve itinalı işlerin yaygın olduğu 80’lerin korku filmlerinin yıllar boyu kült olarak kalacağı kesin.

Gelelim 80’lerde çekilmiş yüzlerce korku filminin arasından seçtiğim 10 filme. Bu filmleri seçmem gerçekten zor oldu, o da olsun bu da olsun, yok bu daha iyi derken eleye eleye, sadece bunları size tanıtmaya karar verdim. En azından eski veya yeni kuşakların yazıyı okuduğu zaman, “aaa bunu izlememiştim” dedikleri bir ya da iki film çıkarsa ne mutlu bana. Çocukken sinemada veya videokaset döneminde izlediğim, ardından yıllarca izlemediğim bu değerli filmleri inanın tekrar izlemek çok büyük bir keyif. 80’ler korku filmlerine ilgi duyan herkesin bu listedeki filmleri beğeneceğini umuyorum.





The Burning (1981) - Hepiniz Öleceksiniz

Slasher filmlerin en iyi işlerinden birisi olan The Burning, ölüm sahnelerindeki başarılı makyajları ile de ön planda olan bir filmdir. Blackfoot yaz kampında bekçilik yapan Cropsy’e, kampa gelen çocuklar tarafından kötü bir şaka yapılır. Bu şaka sonrasında feci halde yanan Cropsy, kendini göle atarak tamamen yanmaktan kurtulur ve 5 sene hastanede tedavi görür. Yıllar sonra ise kamp yapmaya gelen her gruptan intikam almaya başlar. Yanma olayının A Nightmare on Elm Street (Elm Sokağı Kâbusu)’dan, göl sekansı ve kampa gelenleri öldürme hikâyesinin de Friday the 13th (13.Cuma)’dan esinlenerek yazıldığı çok aşikâr. İki filmle de oldukça benzer bir yapıya sahip olan The Burning’in kötü karakteri Cropsy ise, Jason Voorhees’ı andıran tarzıyla dikkat çekiyor. Tony Maylam tarafından çekilen filmde, ufak bir rolde Holly Hunter’ın ilk sinema tecrübesini de görmek mümkün.

The Evil Dead (1981) - Şeytanın Ölüsü

The Evil Dead, 80’lerin en fazla vahşet ve şiddet içeren sahnelerine sahip bir korku filmidir. Bruce Campbell’ın adeta oyunculuk gösterisi yaptığı bu film, tatil için ormandaki bir kulübeye giden öğrencilerin başına gelen korkunç olayları anlatır. Gençler mahzende buldukları ölüler kitabını okuyup üstüne bir de bant kaydını dinlediklerinde, ölü şeytanları ve iblisleri harekete geçirecek olan büyük bir belaya bulaşırlar. Filmin çekimleri sırasında işi yarım bırakan oyuncular olmuş ve yönetmen Sam Raimi, kalan kısımları cansız mankenlerle tamamlamış. Oldukça başarılı makyajların yapıldığı The Evil Dead filmi o yıllarda, filmin kanlı sahnelerinin fazla olmasından ve aşırı şiddet içermesinden dolayı birçok ülkede yasaklanmıştı. Ardından iki tane devam filmi çekilen ve artık tüm dünyada bir kült haline gelmiş olan The Evil Dead serisindeki tek değişmeyen karakter olan Ash (Bruce Campbell), 2015 yapımı 10 bölümlük Ash vs Evil Dead ile de tekrardan hayranlarının karşısına çıkmıştır. Korku filmlerindeki tüm klişeleri kullanmış olan film, aynı zamanda içinde yer alan ince mizah örnekleri ile de seyirciyi hem korkutan, hem de eğlendiren ender yapımlardan birisidir. Kendi adıma konuşacak olursam eğer, 80’lerde izlerken korkudan yarıda bıraktığım ve sonrasında ise kalabalık bir ortamda devam ettiğim bir filmdir The Evil Dead. Bu arada filmin 2013 yılında çekilmiş remake yapımına asla bulaşmayın.

The Entity (1982) - Karabasan

1974 yılında yaşanmış gerçek bir hikâyeden uyarlanmış olan The Entity, 80’lerin en gerçekçi çekilmiş, ürpertici ve sinir bozucu filmidir. Hikâyede, Carla Mogan adındaki bir kadının görünmeyen varlıklar tarafından evde önce dövülüp sonra tecavüze uğraması anlatır. Etrafındaki herkes onun aklını oynattığını düşünür fakat eve gelen araştırmacılar bu işin gerçek olduğunu ve kendisini güçlü bir varlığın ele geçirdiğini anlarlar. Ekibin tek istediği şey kadını bu varlıktan kurtarmaktır. Psikolojik olarak yıkılmış bir kadın olan Carla rolünü canlandıran Barbara Hershey’in filmdeki mükemmel oyunculuğu ise yıllarca konuşulmuştur. Paranormal bir olayı anlatan ve gerçek bir hikâyesi olan The Entity, aynı zamanda peşinden çekilmiş olan benzer birçok filmin senaryosuna da kaynak olmuştur. 80’lerde bu filmi izleyip içerdiği ürpertici sahnelerin etkisinden kurtulamayan çok kişi vardır. Özellikle videokaset furyasının en popüler korku filmleri arasında yer alır.

Poltergeist (1982) - Kötü Ruh

Yapımcılığını Steven Spielberg’in üstlendiği Poltergeist, The Texas Chainsaw Massacre (Teksas Katliamı)’ın yönetmeni Tobe Hooper tarafından çekilmiş kült bir korku filmidir. 80’lerin en çok konuşulan filmlerden birisi olan Poltergeist, evin ufak kız çocuğunu ele geçiren lanetli ruhların hikâyesini anlatıyor. Televizyon sayesinde iletişime geçen bu kötü ruhlar, kısa bir süre sonra kızı kendi taraflarına almaya kalkarlar. Dönemin en iyi çekilmiş efektlerine sahip olan Poltergeist, evin içinde yaşanan fırtına ve ağaçların saldırısı gibi heyecanlı sahneleri ile de, izleyenleri hayran bırakır. Fakat ardından çekilen iki devam filmi asla bu film kadar etkili olmamış ve pek ses getirmemiştir. Yalnız 2015 yapımı Gil Kenan tarafından çekilen yeni Poltergeist bana göre kötü bir remake değil. Çoğu yeni çevrimlerde senaryoya pek sadık kalınmasa da, bu seferki gayet başarılıydı. Filmin, ilk Poltergeist kadar ürkütücü ve de sağlam oyunculukları var, izlenmeye değer.

The Prowler (1981) - Tatil Gecesi

Çocukluğumda İstanbul’daki Beşiktaş Mıstık (Şimdiki BKM) sinemasında izleyip fazlasıyla korktuğum filmlerden biridir The Prowler. Filmin yönetmeni Joseph Zito, sonraki yıllarda Friday The 13th: Final Chapter’ı da çekmiş ve biyografisine sadece iki adet korku filmi eklemiştir. 2.Dünya savaşı sırasında çekilmiş bir belgesel havasında başlayan The Prowler, savaş sonrasında gerçekleşen bir mezuniyet gecesi ile devam ediyor. Ve bu gece elinde tırmığı olan askeri kıyafetli, yüzü maskeli bir katil ortalığı kan gölüne çeviriyor. İşlediği tüm cinayetlerin yanına bir gül bırakan katil, aradan geçen 35 yılın ardından günümüzde yine bir mezuniyet gecesinde ortaya çıkarak katliamına devam ediyor. Neden her cinayete bir gül bırakıyor? Filmdeki peş peşe işlenen şiddetli cinayet sahneleri oldukça gerçekçi ve hiçbir detay atlanmamış. “Gore” türüne uygun olduğunu düşündüğüm The Prowler, seri katil filmlerindeki her klişeyi tek tek ortaya koyan gerilimi ve heyecanı bol bir korku/gerilim örneği. Bu filmi seyretmeyen veya duymamış olan varsa bulsun ve izlesin.

Happy Birthday To Me (1981) - Doğum Günüm Kutlu Olsun (Kanlı Yaşgünü)

 

Yönetmen J. Lee Thompson’ın filmi olan Happy Birthday To Me, benzer birçok filmin alt yapısını oluşturan Slasher tarzının en iyi örneklerindendir. Filme aslında seri katil filmi de diyebiliriz. Çünkü film boyunca devamlı siyah eldivenli bir katil birilerini öldürüyor ve siz de bu cinayetler zincirini çözmeye çalışarak beyin jimnastiği yapıyorsunuz. Başrolde Mary karakteri ile Küçük Ev dizisinden tanıdığımız Melissa Sue Anderson yer alıyor. Film, sorunları olan ve çevresine karşı antipatik davranışlar sergileyen Virginia adındaki bir kızın hikâyesini anlatıyor. Virginia, doğum gününde yaşanan cinayetler yüzünden geçirdiği travmayı tekrardan yaşar ve olaylar farklı bir yönde gelişir. Sürpriz sonla biten filmler furyasının belki de ilklerinden birisi olan Happy Birthday To Me, daha çok videokaset döneminde ilgi görmüş bir korku/gerilim filmidir. O dönemler Doğum Günüm Kutlu Olsun gibi ilgi çekici bir isimle çıkış yapan bu filmi seyretmek isteyenlerin, şu anda Kanlı Yaşgünü adıyla araması gerekiyor. 80’lerin çekim tekniklerine göre oldukça güzel bir iş çıkaran J. Lee Thompson, aynı zamanda filmin kafa karıştıran senaryosu ile de oldukça beğeni toplamıştı.

 

Prom Night (1980) - Balo Gecesi

 

Video döneminde Balo Gecesi adıyla herkesin yakından tanıdığı Prom Night, 1974 yılında dört çocuğun Robin adındaki arkadaşlarını korkutmak isterken öldürmeleri ile başlar. Olayı başka birinin üzerine yıkan bu 4 çocuk, altı yıl sonra bir balo (mezuniyet) gecesinde bir araya gelirler. Bu arada suçu üstüne yıktıkları adam hapisten kaçar ve balo gecesi kısa bir süre sonra katliam gecesine dönüşür. Filmin başrolünde Halloween serisi ile büyük çıkış yakalayan başarılı oyuncu Jamie Lee Curtis yer alıyor. Curtis, ayrıca Prom Night’daki harika performansının yanı sıra, aynı yıllarda The Fog (Sis) ve Terror Train (Dehşet Treni) gibi en popüler korku filmlerinde de oynadı. Bu arada filmin diğer başrolünde ise Airplane (Uçak) ve Naked Gun (Çıplak Silah) filminin komik dedektifi Leslie Nielsen da yer alıyor. Kendisi bu filmde tamamen farklı bir rolde. Prom Night, aslında 80’lerin slasher filmlerinin tüm detaylarını içinde barındıran karma bir film. Her ne kadar diğer filmleri hatırlatan sahnelere sahip olsa da, bu türün meraklıları için kesinlikle izlenmesi gereken bir filmdir. Fakat siz siz olun, 2008 yılındaki yeni çevriminden uzak durun.


 

An American Werewolf in London (1981) - Kurt Adam Londra’da

An American Werewolf in London, sanırım kurt adam efsanesi üstüne yapılmış en iyi filmlerden birisidir. Filmin hikâyesi, Amerikalı iki öğrencinin üzerinden ilerler. Yağmurdan dolayı İngiltere yakınlarında bulunan kasabadaki bir bara sığınan iki genç, orada bulunanların “yoldan ayrılmayın” uyarısını dikkate almayarak yollarına devam ederler. Ve kestirme yollardan birinde ikisi birden ne olduğu belirsiz bir yaratığın saldırısına uğrarlar. Özellikle yine video döneminin en çok sevilen kurt adam filmlerinden birisi olan An American Werewolf in London,  özel efekt uzmanı Rick Baker’ın kurt adama dönüşüm sahnesindeki başarısı ile En İyi Makyaj oscarını kazanmıştır. Blues Brothers (Cazcı Kardeşler), Animal House (Çılgınlar Okulu) ve Beverly Hills Cop III (Sosyete Polisi) filmlerinden tanıdığımız ünlü yönetmen John Landis, diğer filmlerinde kullandığı mizah örneklerini az da olsa, An American Werewolf in London‘ da kullanmayı ihmal etmemiş. Özellikle kurt adam filmlerinden hoşlanan herkesin bu kült filmi mutlaka bir şekilde izlemesi gerekiyor.

Maniac (1980) - Manyak

Maniac, slasher döneminin en çok tartışma konusu olan ve sert sahneleri yüzünden de sansür almış bir seri katil filmidir. Aşırı şiddet içeren cinsel sahneleri ile birçok filme ön ayak olan Maniac’ın, 2012 yılında çekilen vasat bir remake’i de bulunuyor. Çocukken annesi tarafından tacize uğrayan Frank Zito, içinde kalan intikam tutkusunu genç kadınları öldürerek bastırır. Kısa sürede oldukça psikopat bir katil haline dönüşen Zito, öldürdüğü kadınların kafa derilerini yüzer ve saçlarından yaptığı perukları cansız mankenlere giydirerek adeta bir koleksiyon yapar. Oldukça düşük bütçeyle çekilmesine rağmen filmin 80’lerde 6 milyon dolar gibi büyük bir hâsılat yaptığını ve birçok seyircinin de yarısında bırakıp çıktığını hatırlatmakta yarar var. İnsan psikolojisini bozan bir hikâyeye sahip olan Maniac, türün meraklıları için kaçınılmaz bir fırsattır.

The Fog (1980) - Sis

Halloween ve The Thing gibi unutulmayan korku klasiklerinin ustası John Carpenter’ın elinden çıkmış olan The Fog, 1880 yılında batmış olan bir gemideki ölü ruhların yeniden ortaya çıkmasını anlatır. Yıllar önce yapılan bir suikast ile gemideki tüm mürettebatın ölümüne tanıklık eden Antonia Bay kasabası, kuruluşunun 100.yıl kutlamalarını yapmaya hazırlanırken büyük bir sis her yeri kaplar. Ve tekrardan sisle birlikte kasabaya gelen Elizabeth Dane adlı geminin hayaletleri, başta peder Malone olmak üzere tüm kasaba sakinlerinden intikam almak için savaşır. 80’lerin korku sinemasında mükemmel mimikleri ile iyi bir yer edinen ünlü oyuncu Jamie Lee Curtis, The Fog’da yine oldukça başarılı bir performans gösteriyor. Oynadığı yıllarda İstanbul’daki Osmanbey Site sinemasında izlediğim The Fog, bana göre o dönemin en ürkütücü hikâyesine sahip filmlerinden birisidir. John Carpenter, filmin birçok sahnesini beğenmemiş, daha gerçekçi, korkutucu ve kanlı olması için defalarca yeniden çekmiştir. 2005 yılında çekilen yeni versiyonu ise, fazlasıyla kötü eleştirilere maruz kalmış ve orijinal filmi ile kıyaslanamayacak kadar başarısız bir film olmuştur.

Bu Yazım Blue Jean dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlanmıştır.