6 Mayıs 2016

LOVE , ROSIE

“P.S I Love You” filminin yazarı “Cecelia Ahern” in “Where Rainbows End “adlı kitabından uyarlanmış olan İngiliz/Alman ortak yapımı “Love, Rosie” bir döneme damga vurmuş Meg Ryan ve Julia Roberts’ın filmlerinden aldığımız tadın aynısını veriyor. Önceleri çok da elle tutulur filmler çekmeyen Christina Ditter, bu defa kalbinizi hedef alarak oldukça hoş bir romantik filme imza atmış. Hani bazen karşınıza beklemediğiniz anda bir film çıkar; tanınmamış oyuncuları vardır ve reklamı fazla yapılmamıştır ama seyredince gönlünüzü fetheder ya, işte bu film de öyle bir şey.

Her zaman  duyduğumuz klişe bir anlayış olan “erkek ile kızdan arkadaş olmaz” ilkesinden yola çıkan film , Rosie ve Alex’in inişli çıkışlı 12 yıla serpiştirilmiş hikayesini anlatıyor. Yönetmen erkekle kadın arasındaki dostluğun ilerleyen zamanlarda nasıl aynı kalmadığını ve hassaslaşan duyguların asla bastırılamayacak hale nasıl geldiğini masalsı bir şekilde bize gösteriyor. Çoğu sahnelerde ve olayların akışında When Harry Met  Sally filmini de hatırlamadan yapamıyoruz . Gerçekten de, hayatın akışında başınıza o kadar kalbinizi ısıtan anlar çıkar ki, gece yattığınızda kendinize dünyanın sorusunu sorup, cevaplayıp adeta sınavdan geçersiniz. Tabii ki sonunda geceden size üç şey kalır; koca bir uykusuzluk, güzel bir gülümseme ve  yeni alınan kararların peşinden koşma isteği.

Film boyunca Rosie ve Alex in başından geçen o kadar trajik ve romantik olay var ki,  bunları düşününce zaten ortaya filmin ana teması olan cümleler dökülüyor. “Asla,  pişman olacağım diye hayallerinizin  peşinden gitmemezlik yapmayın. Hayat çok kısa, bazen bizler bile aptallaşabiliyoruz ve gözümüzün önündeki mucizeleri , fırsatları görmeden geçiyor, sonra da buna kader diyoruz. O yüzden en doğru karar için tam zamanı; Susma, erteleme, bekletme “. Bu tarz filmleri seyrettiğinizde, geçmişinizde  yapmakta geç kaldığınız şeyleri gözden geçirirsiniz ve gelecekle ilgili tüm planlarınıza tekrar göz atarsınız. Zaten yönetmenin de amacı sizi ele geçirmek duygularınızla oynamak ve o karaktere sizi taşımak değil mi?

Love,Rosie dramatik sahnelerde tam suratınız düşerken aniden sizi güldüren , sevdiğimiz nostaljik romantik-komediler kıvamında sıcak ve samimi bir film. Oyunculuklar çok doğal, asla zorlama sahneler yok. Bu tarz filmlerinin olmazsa olmazı klişe diyebileceğimiz çok olay kurgusu var tabii ki, ama film o kadar akıcı ve güzel ki, bunlara kafa bile yormuyorsunuz. Ayrıca bazı yan karakterlerin size yaşattığı komik sahneler o dramatik dediğimiz kısımlarda sizin kendinize gelmenize yardımcı oluyor. Romantik-komedilerde seyirciyi filme bağlayan en önemli unsurlardan birisi de kesinlikle müzik seçiminin doğru olmasıdır. Hikayesi 12 seneye yayılmış olan filmin soundtrack’i o kadar başarılı ki, her geçen bir yıla ait özenle seçilmiş parçalar, sahnelerin tüm duygusunu izleyiciye birebir yaşatıyor. Fazla spoiler vermemek için konunun içine dalıp geçen olaylara fazla değinmeye gerek yok, çünkü filmin tadına kendiniz yaşayarak varmalısınız.
Son dönemde çekilen romantik-komedilerin içine hastalık ve ölüm gibi olayları koyup iyice dramatikleştiren Hollywood yapımlarından çok daha farklı, huzurla izleyeceğiniz bir film Love,Rosie. Ayrıca gerçek hayatta her an karşılaşabileceğimiz olayları filmdeki  tüm karakterler ders niteliğinde anlatıyor.  Çok fazla beklenti içine girmeden “Bugün de şöyle güzel bir romantik-komedi filmi izleyip keyif almak istiyorum” diyorsanız, işte bu film tam size göre.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.