19 Mayıs 2016

ŞEYDA ŞEN ile RÖPORTAJ


Korku sineması üzerine yerli/yabancı yönetmen/ oyuncular ile yaptığım röportajlarım yine tam gaz devam ediyor. Bu defaki konuğum kamera arkasından ve setlerden yönetmenliğe geçiş yapan Şeyda Şen. Kendisi tam bir psikolojik/gerilim türü meraklısı. Kadıköy’de buluşup kahve eşliğinde kendisi ile yakın zamanda vizyona girecek olan ilk filmi Sekerat: Son ve korku/gerilim sineması üzerine hoş bir sohbetimiz oldu.

İlginç projeleri ve fikirleri olan Şeyda Şen,  www.populersinema.com ‘da  ve sosyal medya ortamında yayınlamak  üzere sorduğum soruları beni kırmayarak cevapladı. Kendisine ilk filminde bol gişeler ve başarılar diliyorum.

KE- Kamera arkası programından ve setlerden yönetmenliğe geçiş nasıl oldu? Bize biraz bahseder misiniz?

ŞŞ- Bu benim belki de sahip olduğum en büyük ve en istikrarlı hayalimdi. Senaryoyu yazdıktan sonra yapımcımız Önder Kayaoğlunun desteğiyle hadi bu senin hikayen en iyi sen anlatabilirsin diyerek bana verdiği cesaretle kendimi monitörün başında buldum. Ben her zaman bir yönetmenin herşeyden önce çok iyi bir izleyici olması gerektiğini düşünürüm. İyi bir yönetmenmiyim, bu sinemaseverlerin takdiri, ancak çok iyi bir izleyici olduğumu söyleyebilirim. 

KE- Türkiye’de sürekli cinli ve büyülü korku filmi çekiliyorken siz ilk filminizde psikolojik bir gerilim filmine el attınız? Neden böyle bir tercihiniz oldu, nereden geliyor gerilim türüne olan merakınız?

ŞŞ- Sinemaseverlerin yeni türleri hakettiğini düşündük elbette, psikolojik gerilim türk sinemasında bir eksikti ve biz bunu tamamlamayı istedik. Birbirinin benzeri olan korku filmlerinden sıkılan sinemaseverlerle psikolojik gerlim türüyle buluşmak istedik. Benim için; psikolojik gerilim sinemanın zekice bir hikaye örgüsüne sahip olması gereken en gizemli türüdür. Ben de o gizemin çekiciliğine kapıldım sanırım.

KE- Sekerat: “Son” nedir? Nereden aklınıza geldi böyle bir isim koymak?

ŞŞ- Sekerat aslında sekerat-ül mevt: yani islamiyette ölüm anındaki kişinin kendinden geçmesi, can çekişmesi halidir. Filmde anlatılandan çok kopmak istemedim filmin ismini koyarken, bu nedenle anlatılan ne ise, aslında filmin ismi de o oldu.

KE- Psikolojik gerilim filmlerinde senaryonun doğru oluşunun yanında en önemli etken iyi bir oyuncu seçimidir. Filminiz için oyuncu seçimi yaparken en çok neye dikkat ettiniz, çok zorlandınız mı seçimlerde?

ŞŞ- Çok haklısınız senaryo ne kadar önemli ise, oyuncunun önemi de yadsınamaz. Bu nedenle oyuncuların da senaryoyu gerçekten istemesi, anlaması ve benimsemesi de bir o kadar önemliydi. Önder Kayaoğlu,  bu konuda tecrübeli bir yapımcı olduğu için açıkçası oyuncu seçiminde çok zorlandık diyemem. Bu film, sıradan kapı çarpmaları veya yüksek seslerle insanları korkutmayı hedeflemedi, ciddi anlamda iyi bir oyunculuk gerektiriyordu. Oyuncularımız karakterleri o kadar benimsediler ki, senaryoyu yazarken kafamda canlanan karakterleri birebir hatta zaman zaman çok daha iyisiyle monitorden izleme keyfini yaşadım. Bu sebeple  çok şanslı olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. İnanılmaz  oyunculuklar izleyeceksiniz.

KE- Filminizin çekimleri başınıza gelen enteresan olaylar varsa bizimle paylaşır mısınız?

ŞŞ- İnanın bu sorunuza cevap verirken büyüler bulduk, cinler musallat oldu, sesler duyduk falan demek isterdim ama maalesef olmadı.J 

KE- Türkiye’deki basma kalıp şeklinde giden cinlerle dolu bir korku filmi anlayışı var. Yakın zamanda bıkkınlık getirerek korku filmi furyasının bitmesine neden olacak olan bu durum nereye kadar sürecek sizce? Sizin filminizde olduğu gibi farklı türlere yer verilmesi gerekmiyor mu artık?

ŞŞ- Bence bu durum artık zaten sürmüyor. İzleyici de sıkıldı ve cinli büyülü çok iyi bir film yapmış dahi olsanız artık önyargıyla yaklaşıyorlar. Evet izlemeye gidiyor belki ama filmden büyük bir beklentisi olmadan “hadi işte izleyelim bari” şeklinde. Ben sinemanın alternatif olmadığı için izlenecek filmlerle dolu olmasını doğru bulmuyorum, sinema bunun için yapılmamalı, izleyiciye gerçekten birşeyler verebilmelisiniz ve bazen ticari kaygılarınızı da ikinci plana atmanız gerekiyor.  Cesaretli olmak, yeni türlerden izleyiciyi mahrum etmemek lazım. Sinemaseverlerin bunu hakettiğini düşünüyorum.

KE- Filminiz hakkında neler söylemek istersiniz ? İzleyicileri neler bekliyor?

ŞŞ- Sekerat senaryosundan çekim tekniklerine ve müziklerine kadar  sinemaseverlerin karşılığını alabileceği bir film. Gerçek bir psikolojik gerilim. Kendi hayatınızdan da birşeyler bulabileceksiniz çünkü sadece korkutmayı hedeflemedik Sekerat’ın gerçek bir hikayesi var. 3-5 arkadaşın tatil için geldikleri otelde başlarına gelenler değil. Gerçeğin ta kendisi. Korkacaksınız bu çok net. Biz her canlının kaçınılmazı olan ölümü anlattık. Daha korkunç ne olabilir ki?

KE- Yeniden korku/gerilim filmi çekmeye devam edecek misiniz? Yeni projeleriniz var mı?

ŞŞ- Elbette. Sekerat son değil bir başlangıç diyerek bu yola çıkıldı. Hedef bundan sonrada sadece psikolojik gerilim türünde devam etmek. Yeni senaryonun sonuna geldim diyebilirim yine hayatın gerçeği, yine işlenmemiş bir konu olan sürpriz bir hikaye geliyor. Önümüzdeki günlerde hazırlıklarına başlamayı planlıyoruz.

KE- Çok korku/gerilim filmi izler misiniz? Bugüne kadar sizi en çok etkileyen, favoriniz olan korku filmi ve yönetmenler nelerdir?

ŞŞ- Çok mu? Ben neredeyse sadece korku ve gerilim izlerim. Bazı izleyiciler için psikolojik gerilim sinemanın en etkileyici türüdür. Benim için de kesinlikle öyle herşeyden önce çok iyi bir izleyiciyimdir. Others benim favorimdir. Kayıp Otoban, Shining, 6.his vs..bu böyle devam edecek gibi görünüyor. En iyisi hemen favori yönetmenlerime geçmek, Shyamalan ve Kubrick hatta filmimizin o meşhur Kubrick açısıyla başladığını söylersem, ne kadar favorim olduğunu daha iyi anlatmış olurum.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.