27 Haziran 2016

EBRU KAYMAKÇI ile RÖPORTAJ


İlk önce Siccin filmi ile tanıdığım daha sonra yer aldığı tiyatro oyunlarına gittiğimde gerçekten çok iyi bir oyuncu olduğunu düşündüğüm Ebru Kaymakçı ile “PİÇ” adlı oyun çıkışında hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisi işini çok severek yapan tiyatro aşığı başarılı bir yetenek.

Ebru kaymakçı, www.populersinema.com ‘da  ve sosyal medya ortamında yayınlamak üzere sorduğum soruları beni kırmayarak cevapladı. Kendisine sanat hayatında başarılar diliyorum.




KE Bize biraz kendinizden ve yaptığınız işlerden bahseder misiniz? Nasıl başladı tiyatro ve sinemaya geçişiniz?

EK- Çocukluk ve çocukluktan ergenliğe geçiş dönemimi ailemin beni sosyalleştirme adına bir umut olarak gönderdiği sayısız kurslara giderek ve içime kapanarak geçirdim ta ki, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde Tiyatro kursuna başlama isteğimi inatla kabul ettirene kadar. Sonrası benim için dönüm noktası oldu. Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nü kazandım. Eğitim ve oynadığım oyunlarla yolculuğum devam etti. 
                                                
MEDEİA ( MEDEİA ) / EURİPİDES
MİLYONERLER ŞEHRİ NAPOLİ  ( ASUNTA )   E. FİLLİPPO / FUAT RAUFOĞLU
CİMRİ ( ELİSE ) / MOLIERE / ALPAY ULUSOY
Sonrası İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda
ÖLÜLERİ GÖMÜN / VERN SNEIDER/ ŞAKİR GÜRZUMAR
BİR ŞEHNAZ  MÜZİKALİ ( KUMRU )  /  TURGUT ÖZAKMAN/ ŞAKİR GÜRZUMAR

Ve Özel Tiyatrolarda oynadım.

ŞEHR-İ SEVDA İSTANBULUM / BANU BAŞEREN / TİYATRO  1 DENBİRE
AÇIK DENİZDE (  UFAKLIK  ) /  SLAWOMİR MROZEK /YENİ KUMPANYA OYUNCULARI

Kısa Filmlerle ( Anahtar, Misafir,Model Zamanlar…) başladığım sinema serüvenim ‘AŞK’ adlı belgesel ve sinema filmlerimle devam etti. Macahel Yapım’ın Metin Koç & Ulaş Zeybek yazıp yönettiği “Laz Vampir Trakula” adlı komedi filminde saf bir laz kızı olan Emine’yi oynadım. Sonrasında Muhteşem Film’in senaryosu Ersan Özer’e ait Alper Mestçi’nin yönettiği Siccin adlı korku filminde hiç de saf olmayan, nefret edilen bir kadın olan Öznur’u oynadım. İlk sinema deneyimlerimde zıt karakterlerin ard arda karşıma çıkması benim için çok güzeldi. Bu yıl bir kaç farklı projede yer aldığımdan daha yoğun bir yıl oldu. Veysel Diker’in ödeneksiz, büyük bir emekle kurduğu ve 5 yıldır devam eden Tiyatro 3023 de hem atölye çalışmalarında hem de oyunlarında aktif halde bulundum. Başlangıcından beri içinde bulunduğumdan benim için ayrı bir önemi vardır.

Duru Tiyatro’da Tiyatro Karadut çatısı altında Çetin Etili’nin yönettiği Marc Camoletti’ye ait “Altı Kişiye Pijama” adlı oyunda Jacqueline karakterini oynadım. Merak edenler sizin oyunumuz hakkındaki güzel yazınızı okuyabilirler. (www.populersinema.com/elestiri/alti-kisiye-pijama-28967.htm) Vee taaa Bursa’lardan Ekim Sanat ‘la yola çıktığımız Ömer Naci Topçu’nun Anton Çehov’un öykülerinden oyunlaştırıp yönettiği, Ertan Kılıç&Tuğba Yüksel’in de içinde bulunduğu ‘Piç’ adındaki oyunumuzda Madam Vasilyeva, Anna Filipovna Miguyeva karakterlerini oynadım. Oyunumuz büyük bir emekle, zor şartlarda sadece insan sevgisinden ve saygısından çıktığı için XV. Direklerarası Seyirci Ödüllleri’nde En İyi Yönetmen ödülünü aldığında pek bir heyecan duyduk bunu da belirtmek istedim.

KE- Sinema, dizi ve tiyatro üçlüsü arasında içinde olmaktan mutlu olduğunuz ,  size en çok keyif veren sanat dalı hangisi, Neden?

EK- Tabi ki tiyatro. O benim kıymetlim. Bir tiyatro metninin sadece okuma yaptığınız an’la seyirciyle buluşma anına kadar olan süreci  mucize gibidir. Cümleler, kelimeler hatta es’ ler prova sürecinde ayaklanır, konuşur, ağlar, düşünür, güler, bakar, olmaya başlar. Oyun bulduğun için metinin salt metin halinden kurtulmuş olursun. Olamayacağın bir sürü şey olur ve bu mucizeyi seyirciyle buluşturursun. Hata payınız yok ancak dönüştürülebilir ve asla kesilemez, bölünemez. Eeee ‘ya unutursam’ ‘ya ayağım kayarsa’ ‘ ya partnerim girmezse’ ve bir sürü türevleri. Yani oyunun seyirciyle buluşması sürprizsel bir denklem. Karşında canlı kanlı hepsi birbirinden apayrı bir sürü insan, inanılmaz bir heyecan,kafada bir sürü tilki, kalbinin 9/8 lik atışı. Bu denklemin içinde olmaya aşığım. Bunlara real dünyayı kullanarak oynamayı ve de kendini izlemeyi de eklersek sonraki de sinema. Sinema ayrı bir büyü

KE- Siccin adlı Türk korku filminde sonlara doğru bayağı ürkütücü bir sahneniz var. Bu role nasıl hazırlandınız, zorlandığınız yerler oldu mu Siccin’de?

EK- Siccin benim için zaten enteresan bir deneyimdi. Oynarken çok keyif aldığım ama izlemekten o kadar da keyif almadığım bir tür. Korku ve gerilim filmlerini izleyemem. Senaryoyu okuduğumda en çok üstüne düşündüğüm yer ‘çarpılma sahnesi’ ydi. Çünkü sıradışı bir sahneydi, doğal görünmeli ve komik olmamalıydı. Bedeninizin bir başka gücün altındaymışçasına sizden ve kontrol sisteminizden bağımsız hareket etmesi ve bunu taşıyacak olan ruhsal durum. Esrik olma!!! Bedenimin ve hareketlerimin hiçbir sınırı olmamalı bu esrik duruma hizmet etmeli, özgün eylemler bulmalıydım. Dans ettiğim ve plates yaptığım için esnek olan vücudum için çok zor olmayacaktı. Yine de esnekliğimi  daha da geliştirmek için her gün antreman yaptım, Utku Demirkaya’ yla bir koreografi belirledik ve içimize sinen bir sahne olması için çalıştık.

KE Altı Kişilik Pijama ve Piç adlı tiyatro oyunlarında sizi izledim, performansınız çok başarılı. Rol seçimlerinde dikkat ettiğiniz unsurlar nelerdir?  Özellikle “işte bu rol tam bana göre” dediğiniz yerler oluyor mu?

EK-Teşekkür ederim. Aslında pek seçemiyoruz rollerimizi. Rol dağılımını okuma provalarında yönetmen belirler. Rol kişiniz belli olduktan sonra bu rol “tam bana göre” veya “bana göre değil” dediğiniz oluyor tabi ki fakat, oyunculuk deneyimlemek ve keşfetmekle içli dışlı olduğundan prova süreçleri bu tabirleri değiştiriverir hatta siz bile şaşırırsınız ortaya çıkana. Başta size uzak gelen oynarken sizi en çok heyecanlandıran  ve keyif veren olabilir.

KE- Dünya tiyatrosundan veya müzikallerden en çok sevdikleriniz nelerdir? Ve bunların içinde en çok hangisinde rol almak isterdiniz? Ya da birlikte oynamayı hayal ettiğiniz bir idolünüz var mı?

EK- Antik eserler ve Müzikaller gözlerimi ışıl ışıl eder.Antik Yunan Tragedyalarından Medea,Kral Oidipus,Antigone,Truvalı Kadınlar; Müzikallerden de Cats, Chicago, Moulin Rouge, The Phantom of The Opera, Notre Dame de Paris, Greace, Evita, Singing in The Rain en sevdiklerim. En çok oynamak istediğim …. Maalesef seçemiyorum. Hepsindeeee. Yeniliklere ve değişime doymayan aç bir yaratığım oyuncu olarak. Farklı oyuncularla aynı sahneyi paylaşmayı, farklı oyunculuk teknikleriyle tanışmayı, bilmediklerimle karşılaşmayı, deneyimlemeyi hep cebimde tuttuğum için birlikte oynamayı istediğim bir sürü aktör ve aktrist var elbet, hangi birini yazayım ki şimdi. Tek bir isimden yana kullanacak olursam hakkımı ‘Şener Şen’

KE- Tiyatronun sinemaya göre çok daha zor olduğu kesin. Oynadığınız rolü seyirciye birebir anında yansıtabilmeniz çok önemli. Sahnedeki konsantrasyonu   bozmamak ve yapmacık olmadan oynamak için ne gibi püf noktaları var, nasıl başarıyorsunuz bu kadar doğal olmayı?

EK- ‘Ey doğa tanrıçam sensin benim’ dedirtir W. Shakespeare Kral Lear oyununda. Yoldaşımdır bu söz. Oyunculuğumun da doğa gibi olmasına çalışırım. Tüm duygularımın iç içe olması, sınırlarımın olmaması, çıplak, dönüşebilen  yani olabildiğince doğal. Hayat akar durmaz net değildir, bir çizgisi yoktur, doğaçlamadır,  tahmin edilebilir ama kestirelemez. Bende oyun bulurken, oyunumu oynarken böyle akıp gitmeli,bir sonraki sayfayı bilmemeli,oyun oynadığımı unutmalıyım derim kendime. Şahsına münhasır duygularım şahsına münhasır oyunlar doğurmalı ki seyirciye içten gelsin değilse temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp koyarsınız aynılıkları, tadı hoş gelmez ve büyüleyemezsiniz seyirciyi. Konsantrasyon? Sahnedeki o devinimin içine girmeden gerçek konsantrasyonu  uğraşsamda bulamam. Ne zaman ki oynamaya başlarım,’O’ zaten beni sahne üstünde buluvermiştir. Oyunculuk kendini de keşfettiğin sonu olmayan bir yolculuk yetenek önemli tabi ama sınırlı çalışmaksa sınırsız ve sonsuzdur. Bu yolculuğa çalışmak yakışır

KE- Oynadığınız oyunlar sırasında, sahnede başınıza gelen komik veya ilginç anılar varsa, bizimle paylaşır mısınız?

EK- Son oyunumda olanı anlatıyım o zaman; ‘PİÇ’adlı oyunumuzun son epizotunda ben (ezen, dengesiz ) ve Tuğba Yüksel (ezilen)’in oynadığı iki kadın sahnesi var. Sahne boyunca kavga ediyoruz, gittikçe şiddetleniyor ve ben Tuğba’yı tartaklamaya başlıyorum. O benim altımda, kafası ellerimin arasında, altımızda sert bir zemin kafasını vuruyormuş gibi yapıyorum, çığlıklar havada uçuşuyor. Buralarda seyirci gülüyor her şey normal, birden Tuğba’nın susacağı tuttu eş zamanlı olarak ben de onun kafasını elimden kaçırdım ve çatttt ya da küttt … Sessizlik … Refleks olarak ‘hiiiii’ demiş bulundum seyirci de bu sesi duydu. Sonrası bir muamma. Seyirciler kahkahaya gömülmüş ben endişeden ‘ayyyy’ deyip partnerime gömülmüştüm. Uhhuuu kahkahalar çoğalmış bir de alkış üstüne alkış almıştık ama ben çok şaşkındım ve anlam verememiştim. İçimde iki cümle ‘Ne var bu kadar gülecek, neye gülüyorlar ya ??? Kızın kafayı fena vurdum!!!’ Sonradan anlattılar tabii ben Tuğba’yı bayağı öpüp sarılıp koklamışım. Hiç hatırlamıyorum. (Tuğba ve Ben o andaki sürprizsel değişimi kabullenip yeni bir an’ın doğmasına izin vermiştik ve bu seyirciye çok doğal gelmişti ve hoşlarına gitmişti). Oyun sonrası bir sürü mesaj geldi. Herkes ‘hiiiii’ ‘ayyy’ nidalarının gerçekliğini sorup gülüyordu. İtiraf edeyim ben de ‘neye güldüler bu kadar?’ deyip seyircinin gülmesine gülüyordum. Karşılıklı memnuniyet.

S8- Türkiye’de tiyatroya karşı son yıllarda biraz daha ilgi arttı sanırım. Ne düşünüyorsunuz ülkemizdeki sahne sanatları hakkında? Tiyatroya olan ilginin artması için neler yapılması gerekiyor, bu konuda en büyük sıkıntılar nedir?

EK- Diziler ? Oyunculuğun ultra popüler olduğu, herkesin oyuncu olduğu, kalitenin daha az olduğu dizilerimizde yer almak, alamamak ayrı bir muamma. Kurumsal Tiyatrolar ? Kemikleşmiş kadroya dahil olmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Özel Tiyatrolar ve Alternatif Gruplar ? Tiyatro çook büyük bir emek. Sadece üretmek adına ‘Para kazanmasak da olur’ diyip iş yapan başka bir meslek var mı acaba? Oyuncuya alan ve seyirci gerek. Çünkü kendini var ettiği üretici olduğu yerdir o alan ve onun karşılığıdır seyirci. Fakat toplumumuzun yarası olan popülerlik o kadar kana işlemiş ki TV de gördükleriyle ilişkilendirip, onları görmek adına, onların oynadığı oyunları tercih eder oldu seyirci portföyümüz. Öte yandan seyirci gelsin diye bekleyen sadece çıktığı oyundan yaşamını idame ettiren büyük bir güruh!!!  Durum böyle olunca da ‘şuraya bi kapak atsam’ı kendine kurtuluş belirleyen, an ‘ını yaşayamayan gelecek kaygısı olan, kendini güvende hissetmeyen bireyler oluyor oyuncular. Hayatının en üretken olması gereken dönemlerini, enerjinin en aktif kullanıcağı zaman dilimlerinde hep bir duvarla karşılaşıyor. Peki ne oluyor ? Bazı enerjiler ayrılmaya başlıyor . Artık tiyatro üreten kitle  daha bilinçli, ısrarcı  ve inatçı hareket ediyor. Devletin destek vermemesinin yıkıcı olumsuz etkisinden kurtulup başının çaresine bakmaya başlayan bu enerjiler kendi içinde gruplaşıp, örgütlenip, kendi imkanlarıyla sayısız küçük sahneler türetiyorlar. Vazgeçmiyorlar. Tiyatronun sadece kendinden olanların desteğine değil başkalarına da ihtiyacı var. Hayattan akıp giderken önünüzden , arka sokağınızdan  geçip gittiğiniz tiyatroları keşfetmeniz, yeni oyuncularla tanışmanız dileğiyle. Bu bilinçle çok daha parlak bir tiyatro geleceğine inanıyorum.

S9- Yeni projeleriniz nelerdir? Sinema, tiyatro ve dizilerde sizi görebilecek miyiz?

EK- Tabi ki görebileceksiniz, yorucu bir sene geçti. Şu dönem yakın oyuncu çevremi oluşturan dostlarla iç eğitime yönelik olarak hem bedensel disiplin hem duyguları keşfetmek hem de sınırları genişletmek  adına kendi atölyemizi yapıyoruz. Tekstler, öyküler , masallar okuyoruz. Önümüzdeki sezon için netleşecek bir kaç oyun projem var. Her yıl çocuklara atölyeler yapıyorum bu yıl da buna devam edeceğim .Ekrana ilişkin bir çalışma henüz yok, ama neden olmasın? Yeni’nin peşinde koşuyorum. Bakalım biriktirdiklerim beni nereye götürecek.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.