3 Temmuz 2016

İskandinav Polisiyelerinde Hayat Var! “Kaçırmamanız Gereken 3 Film”


Son yıllarda inanılmaz derecede güzel işler çıkaran İskandinav ülkeleri, Bron/Broen (2011), Forbrydelsen (2007), Den Som Draeber (2010), Trapped (2015) gibi harika diziler ortaya koydu. Tabii ki Hollywood’un böyle kaliteli yapımları keşfetmesi uzun sürmedi ve bu dizilerin senaryosuna sadık kalıp, kurgusunda ufak tefek detaylarla oynamalar yaparak süsledi ve yayına soktu. Bron/Broen-The Bridge (2013), Den Som Draeber-Those Who Kill (2014) ve Forbrydelsen ise The Killing (2011) adıyla seyircilere kısa sürede sunuldu. Özellikle dört sezon süren “The Killing” iyi bir uyarlamaydı ve çok beğenildi.

İskandinav yazarların en çok satan polisiye romanlarından uyarlanan bu dizilerin ardından, İsveç-Norveç ve özellikle Danimarka yapımı kaliteli filmler de ortaya çıktı. Stieg Larsson’un eseri olan Millenyum Üçlemesi (The Girl with the Dragon Tattoo, Ejderha Dövmeli Kız/The Girl Who Played with Fire, Ateşle Oynayan Kız/The Girl Who Kicked the Hornet’s Nest, Arı Kovanına Çomak Sokan Kız) İskandinav romanları içinde en çok beklenen seriydi. Serinin orijinal halinin beyazperdeye aktarılması, seyirciler ve eleştirmenler tarafından çok başarılı bulunsa da, ilk film olan The Girl with the Dragon Tattoo’nun (Ejderha Dövmeli Kız’ın) David Fincher tarafından çekilen versiyonu, oyuncu seçimlerinin yanlış olması ve tam anlamıyla hikayeye sadık kalınmaması yüzünden iyi tepkiler almadı.

Sinemacıların ve dizi yapımcılarının İskandinav romanlarına ve yazarlarına büyük bir hayranlıkları var. Yazılan hikayelerin kesinlikle okuyucu veya seyirciyi kendine bağlayan bir sihiri olduğuna inanıyorum. Belki de ülkenin ve olayların geçtiği mekanların kasvetli iklimi, insanlarının gülmeyen, ağır ve soğuk tavırları, hikayelerin yarattığı gizemle birleşince sonuna kadar sürükleyiciliğini koruyor. Genelde siyasi ve toplumsal sorunları ele alan bu yapımlarda en çok dikkat çeken şey ise, oyuncuların Hollywood yapımı dizi ve filmlerde yer alan manken gibi kızlardan, baklava vücutlu yakışıklı erkeklerden değil, tam tersine sıradan insanlardan oluşması. Başroldeki polisler veya dedektifler, sokakta rastlayacağınız normal, çelimsiz veya şişman tipler olabiliyor. Ayrıca oyuncuların gösterdikleri doğal performanslar da, kesinlikle bu yapımları daha inandırıcı kılabildiği gibi, izlenme oranının artmasına da olanak sağlıyor.

Aşağıda önereceğim üç film aslında bir seri şeklinde ilerliyor. Başroldeki dedektifler Carl ve Esad, her filmde aynı ve her seferinde birbirinden farklı bir olayı çözmek için uğraşıyorlar. Genelde sonuna kadar gizeme dayanan ve finalde olayların çözüldüğü filmlerde, konuyu fazla yazmaya başladığınızda aradaki yanlış ve ufak detaylar sizi filmi izlemekten bir anda soğutabiliyor. Oradaki bir kelime ya da cümle, filmin yani hikayenin aslında en önemli kilit noktası olabiliyor. Konuyu kısıtlı yazıp, gerisini izleyiciye bırakmak çok daha doğru bana göre. O yüzden elimden geldiğince filmlerin konusunu fazla uzatmadan kısaca size yazmaya çalıştım. Hatta konularını hiç okumadan, İskandinav polisiyelerden zarar gelmez diyerek direk izlemeye başlamak en güzeli.

Her üç film de, Kuzey Avrupa ülkelerindeki toplumsal sorunları, bunalımları güzel dile getiriyor ve anlatıyor. Esad ve Carl gibi farklı coğrafyaya ve farklı din görüşlerine ait iki zıt karakterin uyumu ve dayanışması ise, filmlerin en başarılı kısımlarını oluşturuyor. Olaylar her ne kadar klasik bir konu gibi gözükse de, senaryo ve kurgunun itinalı işlenişi, tüm oyuncuların dikkatli seçimi, bu yapımları size daha fazla bağlıyor.
Bu filmler, yüksek aksiyon beklentisi olmayan, gizemli ve kaliteli bir polisiye izlemek isteyenler için birebir. Etrafta fazlasıyla aynı şeyleri tekrarlayan Hollywood filmleri varken, İskandinav yapımlarını izlemek çok daha fazla keyif veriyor.

Kvinden i Buret ( The Keeper of Lost Causes ), Kafesteki Kadın, 2013

2010 yapımı Borgen adlı diziyi yöneten Mikkel Nørgaard’ın elinden çıkmış olan Kafesteki Kadın, Jussi Adler-Olsen’in romanından beyaz perdeye uyarlanmış ve senaryosu da, The Girl with Dragon Tattoo’yı yazan Nikolaj Arcel’e ait. Film, İskandinav gerilim -polisiye tarzı filmleri sevenleri memnun edecek bir yapım. Başroldeki dedektif rolünde Forbrydelsen (2007) dizisinden tanıdığımız Nikolaj Lie Kaas yer almakta. Filmde araştırılan “Merete Lynggaard” davası ise, son yılların başarılı İspanyol filmlerinden biri olan El Cuerpo’ya oldukça benziyor. 

Filmin konusuna gelirsek; etrafındakiler tarafından pek sevilmeyen cinayet masasında görevli polis memuru Carl Mørck (Nikolaj Lie Kaas), son görevinde başına buyruk takılması yüzünden iş arkadaşının ölümüne sebep olunca, eski davalardan oluşan Departman Q’da göreve başlar. Burada yanına Ortadoğulu bir asistan olan Esad (Fares Fares) verilir. Carl bir süre sonra yine dik kafalı davranarak, yıllar önce kapatılmış bir davayı bulup ortağıyla beraber tekrar araştırmaya ve katilin izini sürmeye başlar. 

Fasandræberne ( The Absent One ), Sülün Katilleri, 2014

Aynı iki dedektifimiz ve aralarına yeni katılan bir bayan asistan ile görevlerine Departman Q’da devam etmektedir. Bir akşam Carl’ın karşısına çıkacak olan yaşlı bir adamın söylediklerinden sonra başlayan cinayetler, ortalığı karıştırır. Olayları çözmek için araştırmalara başlandığında, geçmişte bir lisede işlenmiş ikiz kardeş cinayeti ortaya çıkar. Carl ve Esad, devamlı hedef şaşırtan katilin izini sürerken, kendilerinin de olayların hedefi haline geleceklerinden habersizdirler.

Oldukça rahatsız edici ve ürpertici sahnelere sahip olan film, ilk filmin çıtasını daha yükseğe taşıyor. Cinayet filmlerinde yer alan acımazsızlık duygusu ise, bu defa farklı boyutlara ulaşıyor.

Flaskepost fra P ( A Conspiracy of Faith ), İnancın Tuzağı, 2016

Çok uzun zaman okyanusta dolaşmış ve sahile sürüklenmiş bir şişenin içinde not bulunur. Notu çözmek için Departman Q’ya başvururlar. Carl ve Esad, notta yazanları araştırmaya başladıklarında, olayların çok farklı bir bakış açısına sahip olduğunu görürler. Ellerindeki sınırlı sayıdaki ipuçları ile yola koyulan ikili, kısa bir süre sonra kendilerini geçmişten gelen ürpertici bir davanın içinde bulurlar.

Bu defa ilk iki filme göre daha hareketli ve heyecan dozu yüksek olan bir filmle karşılaşıyoruz. Hikaye, yine sonuna kadar sürükleyen ve merak içinde bırakan bir yapıya sahip.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.