19 Ağustos 2016

SUICIDE SQUAD


Aylardır ard arda çıkan fragmanlar sayesinde neredeyse filmin tamamını izlediğimiz Suicide Squad (Gerçek Kötüler), yurtdışı ve yurtiçinden de aldığı olumsuz eleştirileri sanırım bir nebze de olsa hak ediyor gibime geliyor. Beklentilerimizi oldukça üst seviyeye taşımış olan filmi seyrettiğimizde, uzun metrajlı bir video cliple karşılaşıyoruz. Çalan parçaların, filmin karanlık havasına, karakter tanıtımlarına ve aksiyon sahnelerine yakıştığını söylemek mümkün. Ama bu güzel hareket, filmin doyurucu olmasına yetmiyor maalesef. Açılışta tek tek sırayla karakterlerin tanıtımı ve Batman’in onları yakalayıp kodese tıkma şekli gayet güzeldi ve ağzımıza bir parça bal sürmeyi başardı. Ama ardından sürekli müzikle süslenmiş (hatta diyalogların bile arkasında durmadan çalan bir müzik söz konusu) bir kötüler kalabalığı ve ne yazık ki bomboş bir hikaye ile karşılaşınca biraz dumura uğradık açıkçası.

Marvel mi?, Dc Comics mi? kapışmalarına fazla girmek istemesek de ortaya çıkan işler, sonuçlar ve eleştiriler, Marvel’in açık ara ile önde olduğunu kanıtlıyor. Avengers ya da Civil War’da da kalabalık bir ekip kötüleri yok eder ama ortada elle tutulur bir hikaye vardır, özellikle Captain America: Winter Soldier ve Civil War bunlara çok iyi birer örnektir. Kahramanlar arasında yapılan esprili diyaloglar çok daha şahanedir, çok daha eğlendirir. Suicide Squad’a baktığımız da ise sevimsiz oldukları kadar espriden de yoksun (Harley Quinn hariç) bir suçlu takımı geziniyor ortada. Hadi ortada senaryo yok, bari güzel elle tutulur birkaç karakterler arası hoş espri olsaydı. Dc’nin baştan beri süregelen Gotham City’nin karanlık havasını ve daha çok gece çekilmiş aksiyonları sevdiğini, bunları da filmlerine yedirdiğini zaten biliyoruz, hatta Marvel filmleri içinde renk cümbüşü gibi yakıştırmalar da yapıldı her yerde (kurban olun o renkli Marvel filmlerine). Batman ve Superman gibi iki önemli  karakteri elinde bulunduran ve Justice League için hazırlıklarını yapmaya başlayan ( ki bunun için de çok geç kalındı bence) Dc Comics, Suicide Squad ile iyi bir bomba patlatmaya hazırken, ne yazık ki bu gösterişli bomba ellerinde patladı.

Filmin olmayan konusu ise şudur: Aralarında üstün yetenekleri de olan kötüleri toplayıp, kafalarına kaçmasın diye minik bombalar enjekte etmiş Amanda Waller (Viola Davis) ve Rick Flag (Joel Kinnaman: The Killing dizisinin suratsızı ve yeni dönem Robocop’ın içine eden adam) eşliğindeki birim, hem Joker’i hem de şehirde kıvırta kıvırta dolaşan ve ortalığı yerle bir eden büyücü Enchantress ve devasa kardeşini yok etmek için uğraşırlar. Bu uğraş içinde kendilerine, bizim sevimsiz kötülerden oluşan bir ekip olan Suice Squad (İntihar Timi anlamında)’ı kurarlar. Ekibin, hatta filmin en büyük artısı sempatik tavırları ve hareketleri ile kendini sevdiren çizgi-romanlardaki tiplemeye en yakın olan Harley Quinn (Margot Robbie) karakteri. Kendisi için neredeyse filmde torpil geçilmiş, çünkü bütün güzel espriler ve dövüş sahneleri onun üzerine yazılmış sanki. Diğer ağır topumuz da yetenekli oyunculuğu ile göz dolduran Will Smith yani Deadshot. Özellikle ultra nişancı tekniğiyle üstlerine gelen tüm yaratıkları tek başına hızlıca yere serdiği sahne gayet güzeldi. Diğer kötülerimiz Boomerang (Jai Courtney), Diablo ( Jay Hernandez) ve Killer Croc (Adewale Akinnuoye-Agbaje) ise takımın en sönük kalan kötüleri. Flag’ı korumaya çalışan beyaz maskeli Katana’nın ise, ne yaptığını anlayamadan zaten film bitiyor. Şehirdeki kargaşanın arasında neyi koruyor, kimin yanında takılıyor anlayamıyoruz. Ekibin arasında bir bağlılık olmadığı gibi “evet biz bir takımız” gibi bir beraberlik de yaşanmıyor. Kendi başlarına takılan suçlu görünümlü enteresan bir ekip var ortada. Çizgi-romanların üstün güçlere sahip büyücüsü Enchantress ise, filme sadece görsellik katıyor, bunun dışında kötü karakter olarak kesinlikle başarısız. Oldu bittiye getirilmiş ufak bir iki hamleyle yok edilmesi de, yine filmin en büyük eksilerinden.

Yani sonuç olarak filmden Harley Quinn ve Deadshot’ı çıkart, film olsun sana bir bölümlük aksiyon dizisi. Bu arada çim adam kılıklı Joker’i unuttuk sanmayın. Bir sene öncesinden bolca reklamı yapılan, yere göğe sığdırılamayan hatta bugüne kadarki en iyi Joker dedikleri karakter, maalesef bugüne kadarki tüm Jokerleri mumla aratıyor. Güzelim Jared Leto bile Joker rolüyle kurtaramamış filmi. Joker olmak ne yazık ki, ağzına gülen surat yapmak ve güvenliğe bomba şeklinde hediye paket fırlatmak değildir. Nasıl olması gerektiğini zaten Jack Nicholson ve Heath Ledger zamanında itinayla sergilemiştir. David Ayer’in daha önce yönetmen olarak yaptığı filmlere de çok sıcak bakmayan birisi olarak, neden bu kadar zor bir Dc uyarlamasının altına girdiğini de anlamak mümkün değil. Training Day gibi başarılı bir filmi yazmış olan Ayer, en azından daha güçlü bir yazara devredebilirdi senaryo işini. Aralara katılan dramatik sahneler, filmin olmayan hikayesinden fazlasıyla kopuk duruyor.

Aksiyon sahneleri, çatışmalar tabii ki oldukça görkemli ve göz dolduruyor, çekim teknikleri güzel ama yine de Suicide Squad, her zaman Harley Quinn ile anılacak ve bir süre sonra da unutulup gidecek bir film. Kötü bir film olarak nitelendirmek yanlış olur, ama beklentileri asla karşılamayan vasatın biraz üstünde bir yapım. Eğlenmek ve güzel vakit geçirmek için seyredilebilir. Unutmadan filmin soundtrack’i gerçekten çok iyi, parçalar özenle seçilmiş. Keşke bu özeni karakterlere ve senaryoya da yansıtsalardı, tadından yenmezdi. Son dip not: Yazılardan sonra ayrılmayın!

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.