26 Eylül 2016

LEVAN BAKHIA ile RÖPORTAJ


Korku sineması üzerine yaptığım röportajlar bu aralar yabancı yönetmen ve oyuncularla devam ediyor. Bu defa 247F ve Landmine Goes Click  adında iki gerilim filmi çekmiş olan Gürcü yönetmen Levan Bakhia ile güzel bir sohbetimiz oldu. Tür filmlerine pek alışık olmayan Gürcistan’dan İngilizce olarak çekilmiş yapımların çıkması ve festivallerde ilgi ile karşılanması gayet güzel bir durum. Bu durumdan oldukça memnun olan yönetmenin psikolojik /gerilim türündeki, rahatsız edici bir yapıya sahip olan son filmi Landmine Goes Click hakkında konuştuk.

Kendisi beni kırmadı ve sorularımı kısa sürede cevapladı. Levan Bakhia’a yeni projelerinde başarılar diliyoruz.

KE- Landmine Goes Click hikayesi nasıl ortaya çıktı? İlham aldığınız filmler oldu mu?

LB- Basit, bu fikir bir çok kez beyin fırtınası yapılmış yüksek konsept fikirlerinden biriydi. Ayrıca benim için önemi olan bir görev ve iş modeli çerçevesinde düşünüldüğünde yapımcılar için -yapımcı olarak ben dâhil- iyiydi. Dahası belirli sınırlandırmalar içinde kendin için önemli olan bir şey yapmaya çalışmak da enteresan bir meydan okuma. Hikayeyi yazma süreci böyle bir şeydi. Bu hikayeyi yazmaya öncesinde 247F’de birlikte çalıştığımız yazar Llyod S. Wagner ile başladık fakat proje bu şekilde yürümedi. 2  yıl sonra Adrian Colussi ve ben başka bir metin üzerinde çalışıyorduk ve onun durumdan yararlanma fikri bir şekilde bize bir veri oluşturdu. Böylece hikayeyi yeniden keşfettik ve artık biliyordum ki bunun benim için önemi büyüktü, çünkü intikam türü ve bu türün psikolojisi konusunda çok meraklıydım. Bilirsin, formül basit, sana bir kurban ve bu kurbanın sonrasında yaptığı korkunç şeyleri gösterirler. İçten içe buna maruz kalan adamların bunu hak ettiğini hisseder ve şiddete katılırsın. O kadar kızarsın ki kurbana yaptıkları için, onlara yapılan işkenceyi onaylar ve hatta bundan zevk alırsın. Bence bu iyi bir ders değil. Bu nedenle bence Adrian çok iyi bir metin yazdı ve Tiflis’te bunun üzerine çalıştık. Adrian aslında Kanada’lı ama bu iş için yazım süreci ve çekimler sırasında bütün bir yılı Gürcistan’da geçirdi. Ayrıca şunu da eklemek istiyorum, Lloyd ile yazdığımız orijinal hikayenin bazı karakter isimleri dışında final versiyonla hiçbir alakası yok. Yine de filmde yazar olarak gösterildi, çünkü eğer onun harika ilk taslağı olmasaydı, hikayenin son hali de olmazdı.

KE- Neden Daniel ile ilgili bir intikam hikayesi yazmadınız? (Landmine Goes Click’in finali için).  Aslında herşey onun yüzünden başladı.

LB- Daniel’e hiçbir zaman geri dönmedim, ikisinin arasında neler oldu kim bilir. Bence intikam yanlış, ne olursa olsun,  ve Daniel şu an bunu biliyor. Ne o, ne de Chris işlerin böyle olmasını, böyle şeyler yapmayı istememişlerdi.

KE- Festivallerde Gürcistan korku filmlerine nasıl tepkiler geliyor?

LB- Bence izleyici bu konuda meraklı. Çünkü çoğunun Gürcistan’dan haberi yok ve birden ortaya tuhaf, Gürcistanlı bir yönetmenden İngilizce çekilmiş bir film çıkıyor. Gürcistan tür filmleriyle bilinmiyor.

KE- Oyuncu seçimlerinde en çok nelere dikkat edersiniz?

LB- Oyuncular her zaman öyküyü yaratmanın en önemli görünüşüdür. Hatta neredeyse bu kadar öneme sahip tek şeydir bile diyebilirim. Oyuncu seçiminde çok özel bir formülüm ya da yaklaşımım yok, çünkü benim için o kadar önemli ki sonunda bu sürecin kendisi bir metot halini alıyor.

KE- 247F ve Landmine Goes Click, aslında korku filmi değiller fakat fazla rahatsız edici ve tansiyon yükselten filmler. Bu tarz hikayelere devam edecek misiniz?

LB- AI (Yapaya Zeka), her şeyin zekası, bilinçlilik, duyarlılık, farkındalık, gerçek ve ZAMAN şu sıralar beni ilgilendiren şeyler. Bakalım bunlardan nasıl bir film çıkar.

KE- Sette yaşadığınız zor anlar mutlaka olmuştur. Bize biraz anlatır mısınız?

LB- Tecavüz sahnesi. Bunu çekmek korkunçtu. Bu olay gerçekten orada yaşanıyordu ve kamera gerçekte nasıl hissettirdiğini tam anlamıyla gösteremez. Ve bu gerçekten korkunçtu. Keşke böyle bir şey kimsenin başına gelmese. Keşke kimse başkasına böyle şeyler yapmasa. Film icabı olsa bile böyle bir şeye tanık olmak berbat bir deneyimdi. Spencer neler yaşadı tahmin bile edemiyorum. Bence bu Kote Tolordava için de çok zordu. Gerçek hayatta çok hoş bir adam, çok tatlı ve sevecendir. Canlandırdığı şeyin gerçek gibi olması için cesaret gerekiyordu. Sanırım ekip, oyuncular ve ben bu sahnenin gerçekleşmesi için birbirimize yeterince güveniyorduk ve sette bu güven ortamı sağlandığı için çok minnettarım.

KE- Korku sinemasında farklılık yaratmak için neler yapmayı düşünüyorsunuz? İlerde "Evet bu bir “Levan Bakhia” filmi" diyebileceğimiz türden yapımlarla karşılaşacak mıyız?

LB- Bilmem. Gerçekten bilmiyorum. Ün peşinde koşmuyorum, ama yavaş yavaş anlıyorum ki film kendimi ifade etmem için bir araç ve dürüst olmak gerekirse ifade edilecek çok fazla şeyim var. Korku türü için belirli bir kalıp var mı? Hayır, bence alakası yok. Türün fanı değilim, umarım kimseyi düş kırıklığına uğratmam. Hatta 247F ya da Landmine’ı klasik görüşe göre bir korku filmi saymam. Yine de bu kalıp , “saunada kilitli kalmak” ya da “mayın tarlasında sıkışıp kalmak” benim stilim midir bilmiyorum, ama bu kurguyu seviyorum. Yine de zorunlu değil tabi ki.

KE- En beğendiğiniz 3 korku filmini ve 3 yönetmeni yazar mısınız?

LB- Favori korku filmim yok ama bir deney yapabilirim. Çocukluğumdan başlayıp hafızamda neler kaldı bakabilirim. Bakalım. Hatırladığım kadarıyla genç ben Hayvan Mezarlığı’ndan çok korkmuştu. Sonra Omen var, birçok seride gerçekten korkutmuştu beni. Televizyondaydı. Halka hafızama kazınan havalı bir deneyimdi, sanırım izlediğimde ilk gençlikten daha büyük falandım. Sonra Shining’i izledim ama izleyiciden çok izlenilmesi gerekli bir klasik olduğu için izledim. Sanırım bu film beni bir şekilde mahvetti. The Others gerçekten çok başarılıydı ve beni korkuttu. Biliyorum 3’ten fazla oldu ama elimden geldiğince soruyu cevaplamaya çalıştım.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.